|
Dostlariniz azaldigi derecede ölüme
biraz daha yaklasmissinizdir demektir. |
|
|
KURBAN VE KURBAN BAYRAMI |
Kurban, kurban bayramı günlerinde ibadet niyetiyle belli
hayvanlardan birini keserek yapılan bir ibadettir. Kurban, Allah Tealâ'nın
ihsan buyurduğu varlığa bir teşekkürdür.
Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı
Cenab-ı Hakk'ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim
(a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah'a kurban
edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama o,
adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti.
Hz. İbrahim bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy
olduğu gibi onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. İbrahim a.s. da
rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu
tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim'in bu vahyi yerine getirmesi
gerekiyordu.
Elbette bu çok zordu ama Allah'tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim
a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden
Allah'a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi's-selâm'a açmaya karar
verdi.
Şimdi konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarını dinleyelim:
Allah Teala buyuruyor:
"İbrahim 'Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et' dedi. Biz de
kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa
gelince, 'Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne
dersin ?' dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah
beni sabredenlerden bulacaksın.' dedi. Her ikisi de Allah'a teslim oldular
(Allah'ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz
de ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin,
şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.' Dedik ve ona (İsmail'e karşılık )
büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi
bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim'e. İşte biz iyilik yapanları böyle
ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır." (1)
Görülüyor ki, Kur'an da Hz. İbrahim'in gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit
etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken: "Ey İbrahim, gördüğün
rüyaya gerçekten sadakat gösterdin." buyurmuştur.
İbrahim a.s, Allah'ın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı
üzerine yatırınca Cenab-ı Hak, İsmail'in yerine bir koyun kurban etmesini
emretmiştir. Bu, Allah'ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah, insanları Hz.
İbrahim'in aracılığı ile insanı kurban etmekten korumuş olmasaydı muhtemelen
insanlar, insan kurban etme, gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilirdi ve
insanları bu korkunç gelenekten kimse de kurtaramazdı.
İbrahim a.s oğlu yerine Cenâb-ı Hakk'ın kendisine gönderdiği koçu kurban
etmiştir. Böylece kurban Hz. İbrahim'den sünnet olarak bize intikal
etmiştir.
Kurban, insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile
olan bir ibadettir. "Kurban"kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban
kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılığını,
gerekirse O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını
göstermiş olur.
Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her şeyde esas olan iyi
niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi niyet ve ihlas esastır. Bakınız, bu
konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Onların (kurbanların ) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Fakat
O'na sadece sizin takvanız ulaşır.'' (2) Esasen Allah Teâla ancak takva
sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder. Maide suresindeki şu
ayet-i kerimeler bu konuyu bir örnek vererek açıklıyor. Allah Tealâ
buyuruyor.
"(Ey Muhammed) Onlara Adem'in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku.
Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden
kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine).
-Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise :
- Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder, dedi ve devam etti :
"Allah'a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni
öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan
korkarım.'' dedi. (3)
Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah'tan korkması
sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle
kurbanı kabul edilmemiştir.
Sevgili Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur :
"Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise
eline geçecek olan ancak odur.''(4)
Kurban, İslâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir.
Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı
kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok
yoksullar ve hayır kurumları istifade eder.
Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir?
Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir
ibadettir. Kurban da zekat gibi Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.
Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:
"Kurbanlık deve ve sığırlar, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin
için onlarda hayır vardır. O halde onları ön ayaklarından biri bağlı olduğu
halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit
onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin.
Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz."(5)
Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli
bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve
kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah
katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş edin."(6)
Peygamberimiz kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de
örnek olmuşlardır. Müslim'in rivayetine göre Enes (r.a.) şöyle demiştir :
"Allah'ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi." (7)
Kurbanın Hükmü
İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda
bulunmuşlardır.
İmam Azam Ebû Hanife'ye göre kurban vaciptir. Delili de:"Rabbin için namaz
kıl ve kurban kes"(8) âyet-i kerimesinin delâletiyle peygamberimizin :
"Kimin hali vakti yerinde olur da kurban kesmezse namazgahımıza
yaklaşmasın."(9) Hadisindeki vaid (korkutma) dır. Böyle bir korkutma ancak
vacip olan bir ibadetin terki için yapılır. Yani İmam Azam demek istiyor ki,
kurban vacip olmasaydı peygamberimiz onu terkedene böyle bir tehditte
bulunmazdı.
Şâfiî, Mâliki ve Hanbelîler ile Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf'a göre ise
kurban vacip değil, sünnet-i müekkededir.(10)
Kurbanın sünnet olduğunu söyleyenlerin dayandıkları delillerin bir kısmı
aşağıdaki hadis-i şeriflerdir:
Ümmü Seleme (r.a.)' den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
"Bilinen on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen
kimse (bedeninden) asla bir kıl almasın, tek bir tırnak kesmesin."(11)
Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz kurbanı kişinin isteğine bırakmıştır. Bu
ise onun vacip olmadığını gösterir.
Bir başka hadis-i şerif ise meâlen şöyledir:
"Üç şey vardır, bunlar bana farz, size nafiledir. Onlar da vitir, kurban ve
kuşluk namazıdır."(12)
Kurbanın hükmü (yani vacip mi sünnet mi olduğu) hakkındaki bu farklı görüş
ve içtihatlar sebebiyle; bir kimsenin zekât, hac, sadaka-i fıtır, ve kurban
borcu olduğu halde vefat edip bu borçlarının ödenmesi için malının üçte
birini vasiyet etse (ki ancak malının üçte birini vasiyet etmeye mezundur)
malının üçte biri yeterse borçlarının tamamı ödenir. Malının üçte biri
borçlarını ödemeye yetmediği takdirde önce zekât borcu ödenir. Çünkü
borçların içerisinden önemli olanı zekâttır. Bu borcu ödendikten sonra malı
artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra sadaka-i fıtır borcu ödenir. Daha
sonra da malı kalırsa kurban borcu ödenir.
Kurban Kimlere Borçtur?
Kurban, mukim olan ve sadaka-i fıtır nisabına malik olan her kadın ve erkek
müslümana vaciptir.
Bu tariften şu anlaşılıyor: Müslüman olmayan, seferde bulunan müslümana ve
fakir olana kurban vacip değildir.
Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ömer seferde bulunduklarında kurban kesmemişlerdir.
Şayet seferde olan kimse kurban kesmek isterse, kurban kendisine vacip
olduğu için değil, nafile olarak kesebilir, kesmediği takdirde sorumlu
olmaz.
İmam Azam Ebû Hanife ile Ebû Yusuf'a göre kurbanın vacip olmasında akıl ve
erginlik çağına gelmiş olma şart değildir. Yani zengin olan çocuğun ve
delinin mallarından babaları veya vasileri kurban keserler. Bu kurbanlardan
sadece kendileri yiyebilir, başkaları yiyemez.
İmam Muhammed ile İmam Züfer'e göre kurbanın vacip olması için akı1 ve
erginlik çağına gelmiş olma şarttır. Bu itibarla zengin olan çocuklarla deli
olanların mallarından kurban kesilmez. (13) Fetvâ da bu görüşe göredir, yani
zengin de olsalar çocuklarla delilerin kurban kesmesi gerekmez. (14)
Zenginliğin Ölçüsü
Herhangi mali bir ibadetin borç olması için ön görülen zenginlik ölçüsü
'Nisap' kelimesi ile ifade edilmektedir.
Kurban nisabı, kişinin temel ihtiyaçları olan oturacak evi, evinin yeter
derecede eşyası, binek için olan hayvanı, üç kat elbisesi, kendisinin ve
bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık nafakalarından ve borcundan
fazla 80, 18 gr. altın veya bunun kıymeti para ve eşyaya malik olan kimse
kurban kesecek kadar zengin demektir. Bu kimseye yılda bir defa kurban
günlerinde kurban kesmek vacip olur.
Bu ölçü aynı zamanda zekat için de geçerlidir. Ancak zekat nisabında malının
artıcı olması ve üzerinden bir yıl geçmiş bulunması şarttır.
Kurban nisabında bunlar aranmaz. Kurban kesme günlerinde zengin olan kimseye
kurban kesmek vacip olur.
Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?
Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.
Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1
yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları
halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban
edilebilir.
Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve
deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift
olmalarında bir sakınca yoktur.
Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan
biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı
niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her
hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz,
diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.
Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur?
Bilindiği üzere kurban bir ibadettir. Bunun için kurbanlık hayvanların
kusursuz olmaları esastır. Her kusur olmasa da bazı kusurlar kurbana
manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:
-İki veya bir gözü kör olan,
-Aşırı derecede zayıf olan,
-Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olan,
-Kulağının, kuyruğunun veya tenasül organının üçte birinden fazlası gitmiş
olan,
-Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olan,
-Doğuştan kulağı ve tenasül organı olmayan,
-Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan,
-Burnu kesilmiş olan,
-Dilinin çoğu kesilmiş olan,
-Ölüm derecesinde hasta olan.
Böyle kusuru olan hayvanları kurban etmek câiz değildir. Bunun için
kurbanlık satın alınırken kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir.
Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere bayramın
ilk üç günüdür. (Şafiîlerde dördüncü günü de olabilir.)
Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek, kurban olmaz.
Peygamberimiz buyuruyor :
"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazı kılmaktır. Sonra evlerinize
dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş
yapmış olur. Kim önce kurban keserse o da ancak ailesine bir et sunmuş olur,
bu kestiği kurban olmaz.''(15)
Kurbanın Bedelini Yoksullara Vermekle Kurban Kesilmiş Olur mu?
Bazı kimseler hemen her yı1 kurban bayramında bu soruyu sorarlar: Hayvanı
kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksullara vermekle kurban kesilmiş olur
mu? Kurbanın rüknü, kurban edilmesi câiz olan hayvanlardan birini kesmek
olduğundan, hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle
kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz, bu ancak sadaka olur.
Yalnız kurban kendisine vacip olan kimse satın aldığı kurbanı her hangi bir
sebeble kurban günlerinde kesmez veya hiç kurban satın almaz ise kurban
günleri geçtikten sonra, bu kimse kurbanlık hayvanının kıymetini fakirlere
sadaka olarak verir. Satın alıp kesmediği kurbanını ise canlı olarak fakire
verir. Kurban günleri geçtikten sonra daha önce satın alınmış kurbanlık
artık kesilmez.
Kurbanı kesebiliyorsa kendisi keser. Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin
kendisinin yapması, başkasına vekâlet vermesinden daha faziletli ve
sevaptır. Peygamberimiz vedâ haccında yüz deve kurban etmiş, bunların altmış
üç tanesini bizzat kendileri kesmiş, kalanlarını da Hz. Ali'ye vekâlet
vererek kestirmiştir.(16) Şayet kendisi kesemiyorsa o takdirde ehil olan
birisine vekâlet vermek suretiyle kestirir ve kendisi de orada hazır
bulunur. Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma'ya :
"Kurbanın kesilirken orada hazır bulun. Zira işlemiş olduğun her günah,
kurbanın kanından ilk damlası yere düştüğünde, bağışlanır" (17) buyurmuştur.
Az önce de söylediğimiz gibi, kesebiliyorsa kendisi, kesemiyorsa ehil olan
birisine kestirmelidir. Hayvan kesmede ehil olmayan yani bunu beceremeyen
kimseler, hayvana eziyet ederler ki, bu haramdır, günahtır. Bir ibadet
yapılırken günah işlenmez.
Hemen her yıl kurban bayramı günlerinde televizyon ekranlarına yansıyan
görüntüler, seyredenlere büyük rahatsızlık vermektedir. Bu görüntülerin
ortadan kalkması, kurbanların ehil olan kimseler tarafından kesilmesine
bağlıdır. Ehil kimse bulamayanlar kurbanlarını mezbahalarda
kestirmelidirler.
Yurtdışında bulunanlardan kurbanlarını memleketlerinde kestirmek isteyenler,
bir tanıdıklarına vekâlet vermek suretiyle kurbanlarını kestirebilirler.
Böyle yaptıkları takdirde hem kurbanları kesilmiş, hem de daha iyi
değerlendirilmiş olur.
Kurban Nasıl Kesilir?
Hayvan incitilmeden kesilecek yere götürülür. Devenin dışındakiler kıbleye
karşı sol tarafları üzerine yavaşça yatırılır. Kolaylık olması için üç ayağı
da bağlanır. Sonra kesecek olan:
"Allahü ekber, Allahü ekber, lâ İlâhe illallahü vellahü ekber, Allahü ekber
ve Lillahilhamd. Bismillâhi Allahü ekber'' der, ara vermeden büyük ve keskin
bir bıçakla keser.
Sadece "Bismillâhi Allahü ekber'' diye kesse de olur.
Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için, hayvanın yemek ve nefes boruları
ile iki şah damarının kesilmesi gerekir.
Kurban kesildikten sonra sahibi, Allah rızası için iki rekat namaz kılar,
sonra da dua ederek Cenâb-ı Hak'tan dileklerde bulunur.
Kurban Etinin Taksimi
Deve ve sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde etleri ortaklar
arasında tahmini olarak değil, tartılarak taksim edilir. Ancak bir ailenin
fertleri için kurban edilen hayvanın etini taksim etmek gerekmez. Bunun gibi
ortaklaşa kurban kesenler kurban etini tamamen yoksullara veya bir hayır
kurumuna verecek olurlarsa yine kurban etini taksim etmeleri gerekmez.
Kurban etinin hepsini yoksullara sadaka olarak dağıtmak veya kendisi ve
çoluk çocuğu için alıkoymak caiz ise de, en uygun olanı, kurban etini üçe
taksim edip, birini kurban kesmeyen yoksullara sadaka olarak dağıtmak, bir
bölümünü de akraba, tanıdık ve komşulara ikram etmek, birini de kendi çoluk
çocuğu ile yemektir.
Kurban etinden müslüman olmayan komşulara da vermek caizdir.
Şayet kurban kesen kimsenin çoluk çocuğu kalabalık ve hali vakti de çok iyi
değilse bu takdirde kurban etini sadaka ve hediye olarak dağıtmayıp,
tamamını çoluk çocuğu için alıkoyması daha uygun olur. Çünkü kan akıtmakla
kurban vecibesi yerine getirilmiştir.
Bayram
Peygamberimizin Mekke'den Medine'ye hicretlerinin ikinci yılında meşru
kılınmıştır.
Peygamberimiz Medine'ye hicret buyurduklarında Medinelilerin eğlendikleri
iki günleri vardı. Peygamberimiz: "Bu günler ne oluyor?" diye sorduğunda,
onlar "Biz cahiliyette bu günlerde oynayıp eğlenirdik.'' dediler. Bunun
üzerine peygamberimiz : "Bunların yerine Allah Teâla size daha hayırlı iki
gün verdi: Ramazan bayramı, kurban bayramı" (18) buyurdu. Ramazan bayramı
namazı gibi kurban bayramı namazı da vaciptir ve Cuma namazının şartlarına
tabidir. Yani Cuma namazını kılmakla yükümlü olanlar, bayram namazını
kılmakla da yükümlüdürler. Ancak Cuma namazı farz, bayram namazı ise
vaciptir.
Bayram namazı
Güneş doğduktan ve kerahet vakti çıktıktan sonra, öğleye kadar kılınır.
Herhangi bir sebeple ilk günü kılınamazsa ertesi günü kılınır. Bayram namazı
Cuma namazı gibi ancak cemaatle kılınır. İki rekattır. Şöyle niyet edilir:
"Niyet ettim Allah rızası için kurban bayram namazını kılmaya, uydum
imama.'' Bundan sonra tekbir alınır. Birinci rekatta "Süphaneke" okunur.
Sonra imam açıktan, cemaat tarafından da gizlice üç defa "Allahü ekber" diye
tekbir alınır. İlk iki tekbirde eller yukarı kaldırılır, sonra yanlara
salıverilir. Üçüncü tekbirin peşinden eller yanlara salıverilmeyip bağlanır.
İmam Fatiha ve sure okur; cemaat dinler. Sonra diğer namazlarda olduğu gibi
rukû ve secde yapılır. İkinci rekata kalkıldığında imam önce Fatiha ve sûre
okur. Sonra birinci rekatta olduğu gibi üç defa tekbir alınır. Her üç
tekbirde de eller yukarı kaldırılıp yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile
rukûa gidilir ve secdeler yapılarak oturulur, tehiyyât ve salli barik
okunur, sonra selâm verilir.
Bayram Gecesi ve Günlerinde Yapılması Müstehap Olan Şeyler
a) Bayram gecelerini dua ve ibadetle ihya etmek, kaza namazı kılmak, Kur'an
okumak ve Allah Teâlâ'dan af ve mağfiret dilemek. Çünkü duaların makbul
olduğu gecelerden birisi de bayram geceleridir. Nitekim Peygamberimiz şöyle
buyurmuştur:
"Ramazan ve kurban bayramı gecelerini, sevabını umarak ibadetle geçiren
kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez."(l9)
b) Bayram sabahı erken kalkarak yıkanıp temizlendikten sonra namaza gitmek.
c) Güzel koku sürünmek.
d) Temiz ve yeni elbise giyinmek.
e) Gücü yetiyorsa namaza yürüyerek gitmek.
f) Güler yüzlü ve sevinçli görünmek.
g) Yoksullara çokça sadaka vermek.
h) Bayram namazına giderken yolda tekbir getirmek.
i) Kurban kesecekse kurban etinden yiyinceye kadar oruç tutuyormuş gibi bir
şey yiyip içmemek.
j) Kurban etinden iftar etmek. Çünkü peygamberimiz böyle yaparlardı.
k) Çoluk çocuğuna bolluk göstermek.
Bütün bunlar bayramda yapılması müstehap olan işlerdir.
Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü
görünmek tavsiye edilmiştir.
Bu itibarla bayramın toplum hayatımızda üstün yeri ve değeri vardır. Bayram
günleri toplum şuuru bütünleşir. Toplum fertleri birbirleriyle sevinip
kaynaşır. Hayatın bitmek tükenmek bilmeyen sıkıntıları içinde bunalan,
bitkin ve yorgun hale gelen insanları bayramlar dinçleştirir ve çalışma
azimlerini artırır.
Bu günlerde akraba ve komşularımızla olan ilişkilerimiz kuvvetlenir, birlik
ve kardeşliğimiz güçlenir. Bayram sabahı camilerimizi dolduran
kalabalıkların hep birlikte ve içtenlikle yüce Allah'a yönelmeleri, O'ndan
af ve bağış dilemeleri ayrı bir önem taşır. Çünkü böyle bir amaçla bir araya
gelen, aynı iman ve heyecanı taşıyan toplulukları yüce Allah'ın rahmeti
kuşatır ve onları affeder.
Bu günlerde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız.
Dinimizde Allah'a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş,
onlara karşı "öf" demek dahi yasaklanmıştır. Akraba ve komşularla
tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı,
karşılaştığımız herkesle selâmlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı
ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastahanelerde
ve evlerde yatan hastaları görmeli, şifa dileklerimizi sunmalıyız.
Yetimlerle ve kimsesiz çocuklarla ilgilenip onları okşamalı ve onlara anne
ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç
çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını
sağlamalıyız.
Bizden hayır dua bekleyen ölülerimizin mezarlarına giderek onlara dua
etmeli, ruhları için hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan
dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Her zaman
olduğu gibi bayram günlerinde de İslâm'ın emrettiği şekilde çevremizdeki
insanlara iyi davranmalı, incitici ve zarar verici davranışlardan
sakınmalıyız. Bütün bunlar, toplumu oluşturan fertleri birbirleriyle
kaynaştırarak milli birliğin sağlanmasında ve toplumu rahatsız eden ayrılık
ve düşmanlıkların yok olmasında etkili olur. Bu duygularla hepinizin kurban
bayramını tebrik ediyor, daha nice bayramlara sağlıkla, huzurla erişmemizi
Cenâb-ı Hak'tan diliyorum. Mübarek bayramın ülkemize, İslâm alemine ve bütün
insanlığa iyilik ve hayırlar getirmesini diliyorum. Cenâb-ı Hak yaptığımız
ibadetleri ve keseceğimiz kurbanları rızasına muvafık eylesin ve bizi
kendisine ibadetten ayırmasın. Amin.
1- Saffât, 100-111.
2- Hacc, 37.
3- Maide, 27-28.
4- Buharî, Bedülvahiy, 1.
5- Hacc, 36.
6- Tirmizî, Adâhî, 1; İbn Mâce, Adâhî, 3.
7- Müslim, Adâhî 3, İbn Mâce, Adâhî, 2.
8- Kevser, 2.
9- İbn Mâce, Adâhî, 2.
10- Mebsût, c. 12, s. 8, Neylülevtar, c. 5, s. 126.
11-Müslim, Adâhî, 7.
12- Ahmed b. Hanbel.
13- Bedayiu's-sanayi, Beyrut, 1974, c. 5, s. 64.
14- Reddülmuhtar, c. 5, s. 309.
15- Buhari, Adâhî, 1.
16- Müslim, Hac, 19.
17- Et-Tergib ve't-Terhîb, Beyrut, 1968, c. 2, s. 154.
18- Ebû Davût, Salat, 245.
19- Mecmeu'zevâid, Beyrut, 1967, c. 2, s. 198.
|
|
|