|
KIYAMET
ALAMETLERÝ:MESÝH,MEHDÝ EBUBEKÝR SÝFÝL
Son zamanlarda kýyamet alametleri cümlesinden
olarak Mesih ve Mehdi inancýnýn sýklýkla
tartýþma konusu yapýldýðý dikkatinizi çekmiþtir.
Gerek akademik çevrelerde, gerekse halk arasýnda
-medyanýn da katkýlarýyla- bu meseleler üzerinde
zaman zaman hayli ateþli tartýþmalar cereyan
ediyor.
Mesih ve Mehdi meselesi elbette sebepsiz,
durduk yere tartýþma gündemine sokulmuyor. Týpký
daha pek çok benzerleri gibi... Farklý
kesimlerin bu tartýþmalar üzerinden farklý
beklentileri bulunduðunu anlamak zor deðil.
Ancak biz bu yazýda konunun bu yönünden ziyade,
Ýslâm’da Mesih ve Mehdi inancýnýn bulunmadýðýný
söyleyenlerin ileri sürdüðü gerekçeler üzerinde
duracaðýz.
Ehl-i Sünnet’in konuyla ilgili kabulleri
akaid/kelam kitaplarýnda, hadis þerhlerinde ve
tefsirlerde detaylarýyla zikredilmiþtir. Hatta
genel olarak kýyamet alametleri, özel olarak da
Mesih ve Mehdi konusunda müstakil kitap ve
risaleler kaleme alýnmýþtýr. Ancak günümüzde bu
konuyla ilgili olarak birçok yeni soru
iþaretinin ve tereddüdün izhar edilmiþ olmasý,
ulemanýn ortaya koyduðu hususlarýn, mezkûr soru
ve tereddütleri ortadan kaldýracak þekilde
yeniden ifade edilmesini gerekli kýlmaktadýr.
Soru iþaretleri
Ýslâm’da Mesih ve Mehdi inancýna yer
olmadýðýný söyleyenlerin hareket noktalarýný þu
þekilde maddeleþtirebiliriz:
1. Kur’an’da kýyametin ansýzýn kopacaðý haber
verilmektedir. En’am Suresi’nin 31, A’raf
Suresi’nin 187, Yusuf Suresi’nin 107.
ayetlerinde ve ayný muhtevadaki daha pek çok
ayette bu husus açýkça görülebilir. O halde
kýyametin bir takým “alametlerinin” bulunduðunu
söylemek ve buna inanmak Kur’an’a aykýrýdýr.
Zira kýyamet kopmadan önce bir takým alametler
ortaya çýkacaksa, kýyametin “ansýzýn” kopmasý
söz konusu deðil demektir ki, bu durum Kur’an’la
açýk bir çeliþki oluþturur.
2. Mehdi ve Mesih inancý Ýslâm’a diðer din ve
kültürlerden geçmiþtir. Bunun en önemli delili,
Ýslâm’dan önceki dinlerde ve inançlarda da bir
“kurtarýcý Mesih/Mehdi” inancýnýn bulunmasýdýr.
3. Ne Mesih, ne de Mehdi Kur’an’da
zikredilmemektedir.
4. Efendimiz s.a.v.’in gaybý bilmediði
Kur’an’da açýkça zikredilmiþtir. “De ki: Size,
‘Allah’ýn hazineleri elimdedir’ demiyorum. Gaybý
da bilmem. Size, ‘Ben meleðim’ de demiyorum. Ben
sadece bana vahyolunana uyarým...” (En’âm, 50)
ve “Gaybýn anahtarlarý O’nun katýndadýr. Onlarý
ancak O bilir.” (En’âm, 59) ayetleri ve
benzerleri bu hususu ifade etmektedir.
Kýyametten önce bir takým þeylerin meydana
geleceðini söylemek, gaybden haber vermektir.
Dolayýsýyla Efendimiz s.a.v.’in bunlarý
bildiðine ve söylediðine inanmak Kur’an’a aykýrý
düþer.
Kur’an ve kýyamet alametleri
Bu sorularý ayný sýra içinde cevaplayacak
olursak:
1. Kýyametin ansýzýn kopacaðýnýn Kur’an’da
birçok ayette ifade buyurulduðu doðrudur. Ancak
dikkat edilecek olursa, bu ayetlerin istisnasýz
hepsi inkârcýlardan bahsetmekte, kýyametin
onlarýn üzerine ansýzýn kopacaðý
bildirilmektedir. Dolayýsýyla Kur’an’ý da,
Efendimiz s.a.v.’i de inkâr edenler için
kýyametin alametlerinin herhangi bir anlamý
yoktur. Kýyamet alametlerinin anlamý biz
müminler içindir.
Bu söylediðimizin en büyük delili, yine
bizzat Kur’an ayetleridir. Yukarýdaki iddiada
bulunanlar, Kur’an’ý iyi tetkik ettiklerinde
göreceklerdir ki, Kur’an’da kýyametin bir takým
alametlerinin bulunduðu açýk bir þekilde
zikredilmektedir. Mesela Muhammed Suresi’nin 18.
ayetinde þöyle buyurulur: “Onlar kýyametin
kendilerine ansýzýn gelmesinden baþka bir þey
beklemiyorlar. Ýþte muhakkak onun alametleri
gelmiþtir. (Kýyamet) kendilerine gelip çatýnca
ibret almalarý neye yarar?” Dikkat edilecek
olursa bu ayet de inkârcýlarý bahse konu
etmekte, üstelik de kýyametin alametlerinin
geldiðini açýkça bildirmektedir.
Aralarýnda Elmalýlý’nýn da bulunduðu
müfessirler burada ifade buyurulan alametlerin,
Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz’in risaleti, ayýn
ikiye yarýlmasý... gibi hususlar olduðunu
belirtmiþlerdir ki, bunlarýn kýyametin “uzak
alametleri” olduðunu söylemek -Allahu a’lem-
yanlýþ olmaz. Zira aþaðýda zikredeceðimiz ayette
de kýyametin alametlerinden bahsedilmekte, ancak
o alametler geldiðinde iman edenin imanýnýn
kendisine bir fayda saðlamayacaðý
bildirilmektedir:
“Rabbinin bazý alametleri geldiði gün,
önceden inanmamýþ ya da imanýnda bir hayýr
kazanmamýþ olan kimseye artýk imaný bir fayda
saðlamaz.” (En’âm, 158). Bu ayette ifade
buyurulan alametlerin de “yakýn alametler”
olduðunu söylemek mümkündür. Daha önce iman
etmemiþ yahut imanýnda gerekli samimiyeti
göstermemiþ, salih ve faydalý amel iþlememiþ
olanlar için bu “yakýn alametler” zuhur
ettiðinde iman etmek artýk bir fayda
saðlamayacaktýr. Kurtubî ve sair müfessirler,
burada güneþin batýdan doðmasýnýn kastedilmiþ
olabileceðini belirtmiþlerdir.
Zikrettiðimiz bu iki ayetin ne anlattýðý
konusunda farklý þeyler söylemek de mümkündür.
Biz, tercih edilen tefsirleri ifade ettik. Ancak
her halükârda bu ayetlerin, kýyametin birtakým
alametlerinin bulunduðunu açýkça ortaya koyduðu
hususu inkâr edilemez bir gerçektir.
Þu halde Kur’an’da kýyametin ansýzýn
geleceðinin belirtildiði, dolayýsýyla onun bir
takým alametlerinin bulunduðunun söylenmesinin
Kur’an’a aykýrý olduðu tezi hiçbir þekilde
geçerli deðildir.
Mesih ve Mehdi inancý Ýslâm’a dýþarýdan mý
sokuldu?
2. Ýslâm’dan önceki birtakým dinlerde ve
inanç sistemlerinde Kurtarýcý Mesih/Mehdi inancý
bulunduðu doðrudur. Sadece Yahudilik ve
Hýristiyanlýk’ta deðil, Sümerler’de dahi bu
inancýn bulunduðu bilinmektedir. Ancak baþka
dinlerde þu veya bu þekilde bulunmasý, Mesih ve
Mehdi inancýnýn Ýslâm’a dýþarýdan geldiðini
göstermez.
Hz. Ýsa Mesih a.s.’ýn ölmediði, kendisini
öldürmek isteyen yahudilerin elinden Allah Tealâ
tarafýndan kurtarýlarak göðe çekildiði,
Kur’an’ýn delaleti ve mütevatir Sünnet’in açýkça
haber vermesiyle bilinmektedir. Mehdi ise Hz.
Ýsa a.s.’ýn gökten ineceðini anlatan
rivayetlerde geçmekte, ayrýca müstakil
rivayetlerde de Efendimiz s.a.v.’in soyundan
geleceði ve ahir zamanda Ümmet-i Muhammed’in
iþlerini tedvir edeceði haber verilmektedir.
Burada bir noktanýn altýný kalýn bir çizgiyle
çizelim: Gerek Mesih ve Mehdi konusunda, gerekse
daha farklý meselelerde inkâr tarafýný
tutanlarýn ilk sýðýndýðý, bunlarýn Ýslâm’a
dýþarýdan girdiði iddiasýdýr. Böyle bir þeyin
mümkün olabilmesi için her þeyden önce sosyal,
siyasal ve kültürel þartlarýn elveriþli olmasý
gerekir. Daha açýk söylemek gerekirse,
müslümanlarýn herhangi bir inanç unsurunu
dýþarýdan aldýðýný söyleyebilmek için,
olaðanüstü bir dinî ve toplumsal zaaf içinde
bulunmuþ olmalarý gerekir. Ancak böyle bir
durumda Ýslâm Ümmeti’nin hakim milletlerin dinî
inançlarýndan ve kültürlerinden etkilendiðini
söylemek inandýrýcý olabilir.
Ne var ki, Mesih ve Mehdi ile ilgili
rivayetlerin yer aldýðý hadis kitaplarýnýn ve
itikadî metinlerin vücuda getirildiði zaman
dilimine baktýðýmýzda þunu görüyoruz: Ýslâm
bütün izzet ve ihtiþamýyla bölgesinin ve hatta
dünyanýn her bakýmdan en güçlü devletidir.
Yahudi ve hýristiyanlar ancak “zimmî” statüsüyle
Ýslâm devletinde yaþayabilmektedir.
Müslümanlarýn “hakim”, diðerlerinin “mahkûm”
olduðu bir zaman diliminde derlenen eserlere
herhangi bir yabancý unsurun, üstelik de
“itikadî bir kabul olarak” girmesi bu þartlar
altýnda nasýl mümkün olabilmiþtir acaba?!
Diðer din ve inanç sistemlerindeki Mehdi ve
Mesih inancýnýn genellikle toplumun zayýf
düþtüðü, insanlarýn her þeyden ümit kesip
çaresizlik içinde bir “kurtarýcý” beklediði
durumlarda baþ gösterdiði bilinmektedir. Oysa
yukarýda da söylediðimiz gibi bu konudaki
rivayetlerin derlendiði dönemde müslümanlar
izzet ve þehametin zirve dönemlerinden birisini
yaþamaktaydý. Böyle bir durumda kim, niçin
“kurtarýcý” beklesin ki?!
Mehdi inancýnýn Ehl-i Sünnet’e Þia’dan
geçtiðinin ileri sürülmesinin de ciddiye
alýnacak yaný yoktur. Zira Þia, 12. Ýmam olarak
kabul ettiði Muhammed b. el-Hasan el-Askerî’nin,
260/873 yýlýnda 5 yaþýndayken gaybete girdiðini
(gayb alemine çekildiðini) ve kýyamete yakýn
ortaya çýkacaðýný söylerken, Ehl-i Sünnet
inancýnda “gaybet”e yer yoktur. Mehdi,
olaðanüstü özelliklere sahip birisi deðildir. O,
bu ümmetin tarih boyunca yetiþtirdiði büyük
insanlardan birisi olarak doðup büyüyecek ve
zamaný geldiðinde hayatýn tabii akýþý içinde
görevini icra edecektir.
Kaldý ki Mehdi ile ilgili rivayetlerin,
Muhammed b. el-Hasan el-Askerî daha dünyaya
gelmeden önce kaleme alýnmýþ -Abdürrezzâk’ýn el-Musannef’i,
Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’i gibi- hadis
eserlerinde yer almýþ olmasý, konunun Þia ile
irtibatlandýrýlmasýný imkânsýz kýlmaktadýr.
“Kur’an’da yoksa Ýslâm’da da yoktur” anlayýþý
3. Mesih ve Mehdi meselesinin Kur’an’da yer
almadýðý gerekçesiyle inkâr edilmesi de bir
baþka problemli bakýþ açýsýnýn ürünüdür. Bu
bakýþ açýsýna göre herhangi bir þey Kur’an’da
açýk bir þekilde yer almýyorsa islâmî deðildir,
reddedilmelidir.
Oysa böyle bir düþünce öncelikle Kur’an’ýn
kendisine aykýrýdýr. Zira Sünnet, Kur’an’ýn
mücmel (detay vermeyen) ayetlerini tafsil ve
müphem (anlamý ilk bakýþta anlaþýlmayan, kapalý)
ayetlerini açýkladýðýna göre, kýyamet
alametleriyle ilgili ayetlerin beyan ve
tafsilinin de Sünnet tarafýndan yapýlmýþ
olmasýnda garipsenecek bir durum yoktur. Zira
Efendimiz s.a.v’in en temel görevlerinden birisi
Kur’an’ýn “tebliði” ise, bir diðeri de
“açýklanmasý”dýr. (Nahl, 44, 64)
Bu cümleden olarak Efendimiz s.a.v.’in
kýyamet alametleriyle ilgili ayetleri beyan ve
tafsil etmiþ olmasý da son derece tabiidir.
Nitekim bir keresinde Sahabe’den bazýlarýnýn
bulunduðu bir meclise gelen Efendimiz s.a.v. ne
yaptýklarýný sorduðunda, “Kýyametten
bahsediyoruz” cevabýný alýnca þöyle buyurdu:
“Siz onun öncesinde 10 alamet görmedikçe kýyamet
kopmayacaktýr...” Burada Efendimiz s.a.v, duman,
Deccal, Dâbbe-i Arz, güneþin batýdan doðmasý,
Hz. Ýsa a.s’ýn nüzulü, Ye’cüc-Me’cüc, doðuda,
batýda ve Arap yarýmadasýnda bir yer batmasý ve
Yemen’den, insanlarý önüne katarak sürükleyen
bir ateþin çýkmasýný zikretmiþtir. (Müslim)
Ýþte bu, yukarýdaki 1. maddede zikrettiðimiz
En’âm 158 ayetinin tefsiri sadedinde irat
buyurulmuþ hadislerden sadece birisidir. Hadis
kitaplarýnýn “Eþrâtu’s-Sâ’a”, “Fiten”, “Melâhim”...
gibi bölümlerinde yer alan ve kýyamet kopmadan
önce meydana gelecek hadiseleri anlatan
rivayetlerin tamamýný bu baðlamda düþünmek
gerekir ki, ulema bu hadislerin mütevatir
olduðunu ifade etmiþtir.
Öte yandan, “Kur’an’da geçmiyorsa kabul
etmem” anlayýþýnda olanlara þunu sormak gerekir:
“Cuma namazý”, “Bayram namazý”, “Cenaze namazý”
adý altýnda kýldýðýmýz namazlarýn hangisi
Kur’an’da mevcuttur? Namaz, zekât, hac gibi
temel ibadetlerin ne zaman ve nasýl yerine
getirileceði konusunda Kur’an’da bir açýklama
var mýdýr? Bütün bu hususlarda ve burada
zikretmediðimiz daha pek çok meselede Sünnet’le
amel etmekten baþka bir yol var mýdýr?
Bu sorunun cevabý ne ise, Mesih ve Mehdi
hadislerinin kabulü konusundaki cevap da odur.
Efendimiz s.a.v. ve gayb bilgisi
4. Efendimiz s.a.v.’in gaybý bilmediði
iddiasýna delil olarak ileri sürülen birçok ayet
bulunduðunu biliyoruz. Bunlarý tek tek ele alýp
cevaplandýrmak ve konuyu detaylý olarak
tartýþmak bu yazýnýn çerçevesini aþacaðý için,
biz burada bu itiraza genel bir cevap vermekle
yetineceðiz.
Kur’an’da Allah Tealâ’nýn, bazý gaybî
bilgileri bazý kullarýna bildirdiðini açýkça
gösteren ayetler vardýr. Mesela Hýzýr a.s. ile
ilgili kýssayý anlatan ayetler bunlardandýr.
Ulü’l-azm bir peygamber olan Hz. Musa a.s.’ýn
dahi muttali kýlýnmadýðý bir takým gaybî
bilgileri onun bildiðini Kehf Suresi’nin 65 ve
devam eden ayetlerinden öðreniyoruz.
Öyleyse “De ki: Göklerde ve yerde gaybý
Allah’tan baþka bilen yoktur.” (Neml, 65) ayeti
gibi gaybý Allah Tealâ’dan baþkasýnýn
bilmediðinin ifade buyurulduðu ayetleri þöyle
anlamak gerekir: “Yerde ve gökte hiçbir varlýk,
Allah Tealâ tarafýndan bildirilmedikçe,
kendiliðinden gaybý bilemez.” Yukarýdaki örnekte
geçtiði gibi nasýl ki Hýzýr a.s. gaybî bilgileri
Allah Tealâ’nýn bildirmesiyle biliyor idiyse,
iþte Efendimiz s.a.v. de kendisine bildirilen
gaybî haberleri öyle biliyordu.
Nitekim “Allah müminleri (þu) bulunduðunuz
durumda býrakacak deðildir. Sonunda murdarý
temizden ayýracaktýr. Bununla birlikte Allah
size gaybý da bildirecek deðildir. Fakat Allah,
elçilerinden dilediðini seçer (ve gaybý ona
bildirir).” (Âl-i Ýmran, 179) ayeti de Allah
Tealâ’nýn, bazý gaybî haberleri, seçtiði bazý
elçilere (melek ve peygamberlere) ilettiðini
ifade etmesi bakýmýndan mutlaka göz önünde
bulundurulmalýdýr.
Yine bu cümleden olarak Efendimiz s.a.v.’e
Kur’an dýþýnda da vahiy geldiðini gösteren
ayetler bulunduðu vakýasýný da hatýrdan
çýkarmamak gerekir. Kur’an’ýn beyan ve tefsiri
ve hayata aktarýlmasý baðlamýndaki hadislerin
“Kur’an dýþý vahiy” olduðu Ýslâm alimlerinin
genel kabulüdür. Dolayýsýyla bir takým gaybî
hususlarýn ve bu arada Mesih/Mehdi ile ilgili
haberlerin Efendimiz s.a.v’e bu Kur’an dýþý
vahiyler cümlesinden olarak iletildiðini
söylemek, gerçeðin ifadesi olacaktýr.
Netice
Burada ele aldýðýmýz hususlarýn her biri,
hakkýnda müstakil kitaplar yazýlacak kadar
önemlidir. Nitekim gerek geçmiþte gerekse
günümüzde bu hususlarda pek çok kitap ve risale
kaleme alýnmýþtýr. Mesih/Mehdi konusunda kaleme
alýnmýþ eserler ve ilgili rivayetlerin durumu
kýsaca þöyledir:
Hadis ilminin birçok otoritesi, Hz. Ýsa Mesih
a.s.’ýn nüzulü (kýyamete yakýn yeryüzüne inmesi)
ve Mehdi hadislerinin “mütevatir” olduðunu
belirtmiþtir. Ezcümle hepsi de hadis hafýzý olan
Muhammed b. el-Hüseyin el-Âburî, müfessir
Kurtubî (et-Tezkire, 651), Ýbnu’l-Kayyým (el-Menâru’l-Münîf,
142), el-Mizzî (Tehzîbu’l-Kemâl, XXV, 149), Ýbn
Hacer (Fethu’l-Bârî, VI, 493; Tehzîbu’t-Tehzîb,
IX, 126), es-Sehâvî (Fethu’l-Muðîs, III, 43) ve
daha birçok alim, Mesih ve Mehdi hadislerinin
tevatür seviyesinde olduðunu söylemiþtir.
Ayrýca gerek genel olarak “kýyamet
alametleri”, gerekse Hz. Ýsa Mesih a.s.’ýn
nüzulü ve Mehdi konusunda müstakil eser veren
el-Berzencî (el-Ýþâ’a, 112), es-Sefârînî (Levâmi’u’l-Envâr,
II, 84), eþ-Þevkânî ve el-Kýnnevcî (el-Ýzâ’a,
61-2), el-Heytemî (el-Kavlu’l-Muhtasar, 17-8),
el-Kevserî (Nazratun Âbire, 55) gibi ulema bu
hadislerin mütevatir olduðunu açýkça ifade
etmiþtir.
el-Kettânî, mütevatir hadisleri zikretmek
masadýyla kaleme aldýðý Nazmu’l-Mütenâsir’inde
(236 vd.) Mehdi hadislerinin 20 sahabi
tarafýndan nakledildiðini belirtmiþtir. Bu
sahabîlerden bazýlarýnýn, konu hakkýnda birden
fazla rivayet naklettiðini burada belirtelim.
el-Arfu’l-Verdî isimli risalesinde (el-Hâvî
içinde, II, 123 vd.) es-Süyûtî, konuyla ilgili
merfu hadisler yanýnda mevkuf ve maktu hadislere
(Sahabî ve Tabiî sözlerine) ve daha sonraki
nesillerden bu konuda gelen ifadelere de yer
vermiþtir ki, toplamý -hýzlýca yaptýðým
numaralandýrmaya göre- 244’tür.
Ali el-Müttakî, es-Süyûtî’nin eserlerinden
istifadeyle hazýrladýðý el-Bürhân’da bu rakamý
daha da yukarýya çýkarmýþ ve her türden 300
civarýnda rivayet derlemiþtir.
Konuyla ilgili rivayetlerin tamamýnýn sahih
ve baðlayýcý olduðunu söyleyebilir miyiz? Bu
sorunun cevabýný “hayýr” olarak versek bile, bu
durum þu gerçeði deðiþtirmeyecektir: Ýslâm’ýn
ilk kuþaklarýnda Mesih ve Mehdi meselesi, yaygýn
olarak bilinen, inanýlan ve dilden dile dolaþan
bir meseledir ki bu kadar rivayete konu teþkil
edebilmiþtir.
Kaynak: Semerkand Dergisi
|