RİSALE- İ NURDAN VECİZLER
Risale-i Nur Külliyatından
1- Bismillah her hayrın başıdır. Sözler - 5
2- Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum. Sözler -5
3- Herşey, Cenab-ı Hakk'ın takdiriyledir. Sözler - 468
4- Sizin herşey'iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat - 227
5- Şu âlemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir.Barla -247
6- Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler -1 42
7- Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahibsiz bir hayvan değildir.Mes-- 44
8- Cesed-i insan; havaya, suya, gıdaya muhtaç olduğu gibi, ruh-u insan da namaza
muhtaçtır. Sözler - 778
9- Zulme rıza zulümdür; tarafdar olsa, zâlim olur. Kastamonu L. - 207
10- Dinleyen söyleyenden daha iyi anlar. Sözler - 355
11- Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Lem'alar - 152
12- Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Mesnevi - 130
13- Nasihat istersen, ölüm yeter. Mektubat - 282
14- Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Lem'alar - 209
15- Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez. Sözler - 269
16- Sen başıboş olmadığın gibi, bu hâdiseler de başıboş olamazlar. Şualar -109
17- Acaba sırf dünya için mi yaratılmışsın ki, bütün vaktini ona sarfediyorsun!
S - 271
18- Dünya seyyar bir ticaretgâhtır. Öyle ise alış-verişini yap, gel...Sözler -
204
19- Evet bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağacını ve ince bir sap ile koca
bir kavunu bağlayıp çıkaran kudrete hiç bir şey ağır gelmez. Mesnevi - 94
20- Zamanın geçti kabirden başka mekânın var mı? Mesnevi - 96
21- Ömür kuşu da şimşek gibi geçmekte olup, seni kabir yuvasında hemen hemen
nerede ise yumurtlamak üzeredir. B.Mesnevi - 222
22- Şimdiden görüyorum ki: Yakın bir zamanda ben kefenimi giydim, tabutuma
bindim, dostlarımla veda eyledim. Lem'alar -129
23- Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Lem. - 202
24- Misafir olan kimse, beraberce getiremediği bir şeye kalbini bağlamaz.
Mesnevi-119
25- Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur. Mektubat -282
26- "Lezzetleri tahrib edip acılaştıran ölümü çok zikrediniz." Lem'alar - 163
27- Kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Lem'alar - 207
28- Lezzetlerin zevalinden sonra kalan dumanları, günahlarıdır. Mesnevi - 71
29- Zarara rızasıyla girene merhamet edilmez ve lâyık değildir. Sözler -147
30- İnsan, şu dünyaya bir memur ve misafir olarak gönderilmiş...Sözler - 329
31- Kadınlar yuvalarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönmeli.
Sözler -727
32- Gördüm ki, ben bir yolcuyum. Uzun bir yola gidiyorum, yani gönderiliyorum.
Sözler - 325
33- Ahbabın gittikleri âlem karanlıklı değil, yalnız yerlerini değiştirdiler;
yine görüşeceksiniz. Lem'alar -250
34- Biz gidiyoruz, aldanmakta faide yok. Gözümüzü kapamakla bizi burada
durdurmazlar,sevkiyat var. Lem'alar - 224
35- Merdane kabre bak, dinle ne taleb eder. Sözler -170
36- Kanaat eden, iktisad eder; iktisad eden, bereket bulur. Mek. -282
37- Hased, hased edeni yakar. Uhuvvet Risalesi - 38
38- Hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Sözler - 273
39- Şükürde bir zahmet yoktur. Bilakis nimetin lezzetini arttırır. Mesnevi-123
40- Müslüman olduğumuza şükretmeliyiz. Sözler -19
41- (Ölüm) ile cesed dağılır, ruh bâki kalır. İşarat-ül İ'caz - 183
42- Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden
ölmek istemişler. Sözler - 31
43- Senin vücudun taştan, demirden değildir. Lem'alar - 208
44- Yalnız ve yalnız Allah rızası için çalış ... İhlâs Risalesi - 76
45- Hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Mektubat -71
46- Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.
Sözler -29
47- Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacak..Mek-173
48- Her müşkilat, (Allah'ın) kudretiyle hallolur. Mesnevi - 92
49- Ecel ve kabir insanı beklediği gibi, Cennet ve Cehennem de insanı bekliyor
ve gözlüyor. Sözler - 87
50- "Lüzumsuz, geçici ve günahlı zevklerin âkıbeti, elemler ve teessüfler
olmasından istemiyorum." Emirdağ L.- 264
51- Hastaların duasını alınız, onların duası makbuldür. Lem'alar -214
52- İmana gel, mükedder olma. (Allah) seni senden daha ziyade düşünür. Mesnevi
-120
53- Yardım vasıtası zekâttır. İşarat-ül İ'caz - 45
54- Devlete intisab; hizmet etmek içindir. Maaş kapmak için değildir. A.Bediiye
- 331
55- Mâzide şükrünü eda etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lâzımdır. Mesnevi
-137
56- Eğer namaz kılmazsan, senin o günkü âlemin zulümatlı ve perişan bir halde
gider. Sözler - 273
57- İnsandaki nefis ise, şeytanı her vakit dinler. Lem'alar - 74
58- Dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Mesnevi
- 130
59- Açılmaz düğümler, (Allah'ın) iradesiyle açılır. Mesnevi - 92
60- Devam etmeyen bir lezzette, hayır yoktur. B.Mesnevi- 563
61- (İnsan:), " az çok, büyük küçük her şeyden, her amelinden muhasebe ve
sorguya çekilecektir." B.Mesnevi - 444
62- Semanın yüzünde, hikmet içinde bir hareketi görmeyi âyet emrediyor. Sözler -
602
63- İbadet, yaradılışın ücreti ve neticesidir. İşarat-ül İ'caz - 98
64- Şükür, nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır. Lem'alar - 275
65- Nefis, hizmet zamanında geri kaçar. Mesnevi - 208
66- Yapan bilir; Elbette bilen konuşur. Mektubat - 89
67- (Kabirde yatanların lisan-ı hâli:) Biz ölmemişiz ve ölmeyeceğiz, yine
sizinle görüşeceğiz. Lem'alar - 199
68- (Âhiret imanı, ihtiyarlara der:) Merak etmeyiniz, Sizin ebedî bir
gençliğiniz var, gelecek ve parlak bir hayat ve nihayetsiz bir ömür sizi
bekliyor. Şualar - 225
69- Kabrin öbür tarafındaki endişe-i istikbal her ferdin en mühim mes'elesidir.
L. - 173
70- Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır. Mektubat -283
71- (Allah), bir insanı kâinat sisteminde hârika cihazlarıyla bir katre sudan
birden zahmetsiz yaratır. Şualar - 659
72- Ettiğiniz bütün iyilikleriniz muhafaza edilmiş, mükâfatlarInI göreceksiniz.
Ş - 225
73- Amelinizde rıza-yı İlahî olmalı. Eğer o razı olsa, bütün dünya küsse
ehemmiyeti yok. Lem'alar -160
74- Kusurlu geçmiş zamanlarıma pişman ve nâdim olup, evvelki güldüklerime şimdi
ağlıyorum. Barla L.- 97
75- Namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibadet
hükmünü alır. Sözler -21
76- Herşey kader ile takdir edilmiştir. Öyle ise kısmetine razı ol ki, kolaylık
üstünde kolaylık göresin. B.Mesnevi - 257
77- Kavga kapısını kapamak için banka kapısını kapayınız. S. - 409
78- Ey insan, düşün! Sen alâküllihal öleceksin. Lem'alar - 86
79- Sen her cihetten fakir ve O'na muhtaçsın. B.Mesnevi - 257
80- Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. Mektubat - 227
81- Arkadaş, topraktan ve toprağa inkılab etmekten, kabirden ve kabre girip
yatmaktan tevahhuş etme! Mesnevi - 241
82- Bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed
memleketine gitmek üzereyiz. Mesnevi - 220
83- Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya
feda etmesin. Mektubat - 71
84- İnsan hayvan gibi yaşamamalıdır. Ve yaşamaz. Muhakemat - 139
85- Kendine gel. İnsaniyete lâyık bir surette yüksel. Sözler - 679
86- Bil, Ey Aziz Kardeşim! Tefekkür, gafleti izale eder. Mes. -147
87- Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan! Mesnevi - 130
88- Bir şey tamamiyle elde edilemediği takdirde, o şeyi tamamiyle terketmek câiz
değildir. İşarat-ül İ'caz - 9
89- Şu kısa, fâni ömrünü ... Bâki şeylere sarfet ki, bâki kalsın. Mesnevi - 182
90- Allah namına vermek, Allah namına almak lâzımdır. Mek. -14
91- Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O vakit
sizin ömrünüzün dakikaları, seneler hükmüne geçer. Lem'alar -17
92- Ey dil, iyi tad! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede?
Hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede? Sözler - 28
93- Evet ümidvar olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sadâ, İslâmın
sadâsı olacaktır. Tarihçe-i Hayat -133
94- Devamı olmayan şeyde kalb için hakikî bir lezzet yoktur. B. Mesnevi - 257
95- Eğer aklın varsa, kanaata alış ve rızaya çalış. Mektubat - 286
96- Kabir kapısını kapamadığınız için, siz kat'î olarak bu yolun yolcususunuz.
S.- 634
97- Cisminin küçüklüğüne bakıp da günahlarını küçük zannetme. Mesnevi - 118
98- Herkes sana kabir kapısına kadar arkadaşlık eder. Sözler - 170
99- Eğer Allah'ı buldunsa, bütün eşya senindir gör. Sözler - 220
100- Hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Mesnevi -109
101- Ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Gençlik R. - 112
102- (Kur'an mü'mine der:) Hayatın az ise, hayat-ı bâkiyeyi düşün..Sözler - 635
103- (Kur'an mü'mine der:) Ömrün kısa ise; ebedî bir ömrün var, merak etme. S. -
635
104- Fâniyim, fâni olanı istemem. Sözler - 221
105- Âcizim, âciz olanı istemem. Sözler - 221
106- En ziyade musibet ve meşakkate giriftar olanlar, insanların en iyisi, en
kâmilleridirler. Lem'alar - 213
107- Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Mesnevi - 127
108- Kendini başıboş zannetme. Sözler - 170
109- "Nekadar güzel yapılmış" de, "Ne kadar güzeldir." Deme. Gençlik rehberi -
143
110- Demek değmez ki alınsa, çürük maldır hep bu çarşıda. Öyle ise geç, iyi
mallar dizilmiş arkasında... Sözler - 205
111- Umumî ve en mühim bir ihtiyaç ancak âhirettir. Mesnevi - 38
112- Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler. Mektubat - 225
113- Eğer vermek istemeseydi, istemek vermezdi. Mektubat - 302
114- Büyük görünme küçülürsün. Sözler - 724
115- Merak ilmin hocasıdır. Sünuhat - 45
116- "Namaz, dinin direğidir." İşarat-ül İ'caz - 43
117- Şu vücud, sende vedia ve emanettir. Sözle r -213
118- (Dünya) misafirler için yapılmış bir handır ki daima dolup boşalıyor.
Mesnevi - 43
119- Mal istersen, kanaat yeter. Mektubat - 282
120- Düşman istersen, nefis yeter. Mektubat - 282
121- Devam olmayan bir şeyde lezzet yoktur. Mesnevi - 129
122- Nefis daima kötü şeylere sevkeder. Lem'alar - 275
123- Dünya bir gün bize haydi dışarı diyecek. Lem'alar - 208
124- Dünyaya ne için geldiğini öğren. Lem'alar - 208
125- Seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil, öyle hazırlan. Lem'alar - 207
126- Kabir var, hiç kimse inkâr edemez. Sözler - 142
127- Kıyamette arz ölüp, siz sağ olarak çıkacaksınız. Sözler - 432
128- Bilirsin ki; ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Barla L. - 66
129- Dünya seni terketmeden evvel, sen dünyayı terket. D.H. Örfi - 31
130- Zaman gösterdi ki: Cennet ucuz değil, Cehennem dahi lüzumsuz değil. Mek. -
472
131- Misafir, yolunu düşünmeli. Nasılki bu odadan çıkacağım, ... diğer bir gün
de dünyadan çıkacağım. Lem'alar - 236
132- Nev'-i beşerin en büyük mes'elesi Cehennem'den kurtulmaktır. Şualar- 232
133- Bir bülbülü yaratan, bütün kuşları yaratan olabilir. Şualar - 662
134- Hakikî ve elemsiz lezzet, yalnız imanda ve iman ile olabilir. Şualar - 199
135- Sizdeki gençlik kat'iyen gidecek. Sözler -145
136- Âhiretin vücudu, dünyanın vücudu kadar kat'î ve şübhesizdir. Lem'alar - 310
137- (Dünya) bizi terketmeden, biz onu terke çalışmalıyız. Lem: 208
138- Ömür durmuyor, çabuk gidiyor. Tarihçe-i hayat -: 555
139- Elbette pek yakında birbirimizden ayrılacağız. Tarihçe - 554
140- Hayat, teessürat ile tasaffi edip, teellümat ile cilalanarak kuvvet
buluyor. B.Mes: 380
141- İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir.
Lem'alar - 131
142- Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî
hayatına çok zarar verebilir. Lem'alar - 212
143- Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. Lem'alar - 209
144- Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir. Lem -
212
145- Hastaların kalbini hoşnud etmek, teselli vermek, mühim bir sadaka hükmüne
geçer. Lem'alar - 214
146- Elbette biz başıboş değiliz. Sözler - 287
147- (Allah:) Kabirden sizi ihya edip, haşre getirip, huzur-u kibriyasında
hesabınızı görecektir. Sözler - 116
148- Bediüzzaman diyor ki: "Bir zaman gelecek, herkes benim halime gıbta
edecektir." Tarihçe-i hayat - 48
149- Ehl-i iman ile bütün kâinat alâkadardır, ondan memnundur. Lem'alar - 86
150- Biz, hizmetle mükellefiz. Neticeleri ve muvaffakıyet, Cenab-ı Hakk'a
aittir. Kastamonu L.- 88
151- Her şeyin iyisine bak!. Sözler -35
152- Helâl dairesi geniştir. Keyfe kâfi gelir. Sözler - 29
153- Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Mesnevi -
119
154- Dünya madem fânidir, değmiyor alâka-i kalbe...Mektubat - 79
155- Kur'an: Akıllara istikamet ve nur ve hayata hayat ve saadet veriyor.Söz -
446
156- "Mü'minin niyeti, amelinden hayırlıdır." Sözler - 361
157- Kadere iman eden, gamlardan kurtulur. Şualar - 260
158- En büyük hata , insan, kendini hatasız zannetmesidir. Tarihçe-i Hayat - 72
159- Şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez. Lem - 88
160- Bu dünya eğer daimî olsa idi ve yolumuzda ölüm olmasaydı ... Ben de seninle
beraber senin haline acıyacaktım. Lem'alar - 208
161- Evet bu kâinatın perdesi altında çok acaib şeyler vardır, bizleri
bekliyorlar. Mes - 27
162- Bu insan zanneder mi ki, başı boş bırakılacak ve yarınki hesaba
çekilmeyecek. B.Mesnevi - 70
163- Madem iman gibi hadsiz derecede kıymetdar bir nimet bizde vardır;
ihtiyarlık da hoştur, hastalık da hoştur, vefat da hoştur. Lem'alar - 238
164- Seherdir ehl-i zenbin tevbegâhı. Sözler - 234
165- Uyan ey gözlerim vakt-i seherde. Sözler - 234
166- İnsan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir.S -
316
167- Allah'ın nuru ile nurlanan bir gönlün semasını hangi bulutlar kaplayabilir?
T. H. - 9
168- Rahat, zahmette; zahmet, rahattadır. Lem'alar - 125
169- Sizin hanenizdeki masum evlâdlarınızla masumane sohbet, yüzer sinemadan
daha ziyade zevklidir. Lem'alar - 203
170- Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Sözler - 21
171- Tenbellikle namazı terkeden veyahud kıymetini bilmeyen; ne kadar câhil, ne
derece hâsir, ne kadar zararlı olduğunu bilâhare anlar, ama iş işten geçer. İ.
İ'caz - 43
172- Herşey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek. Lem - 233
173- Bir saatin sanatkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder;
Kur'an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor. Mektubat - 190
174- (Tabiat), bir nakıştır, nakkaş olamaz. Lem'alar - 186
175- Dindaşlarınızla ittifak ediniz.. yani, ihtilafa düşmeyiniz. Lem'alar - 155
176- Şeytanın arkadaşları çoktur. A'sar-ı Bediiye: Münazarat
177- Bir tek adam seninle hidayete gelse, sahra dolusu kırmızı koyun, keçiden
daha hayırlıdır. Şualar - 336
178- Mâdem Allah var. Elbette âhiret vardır. Sözler -104
179- Milletin kalb hastalığı; za'f-ı diyanettir. Bunu takviye ile sıhhat
bulabilir. H. Ş. - 86
180- İnsan ibadetine i'timad etmemelidir ve dâima ibadetinin artmasına
çalışmalıdır. İşarat-ül İ'caz - 99
181- Dünyanın lezaizi zehirli bala benzer. Lezzeti nisbetinde elemi de vardır.
Mes-125
182- "Bir saat tefekkür, bir sene ibadet-i nâfile hükmünde" Kastamonu L.- 10
183- Bütün yıldızları elinde tutmayan, birtek zerreye Rab olamaz. Sözler - 591
184- (İnsan) Kusur etse, istiğfar etmeli. Yâ Rab! Kusurumuzu afvet, bizi kendine
kul kabul et ...Âmin. Sözler - 29
185- Cenab-ı Hak herşeyden daha büyüktür. B.Mesnevi - 121
186- İnsan der: "Çürümüş kemikleri kim diriltecek?" Sen, de: "Kim onları
bidayeten inşa edip hayat vermiş ise, o diriltecek." Sözler - 114
187- Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş'i dahi o halketmiştir. Mektubat - 468
188- Bu zamanda en büyük ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır. Emirdağ L - 62
189- Bak çeşmelere, çaylara, ırmaklara... Yerden, dağlardan kaynamaları tesadüfî
değildir. Sözler - 671
190- Kur'an, bitmez ve tükenmez bir hazinedir. Mektubat - 388
191- Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve
zindanlar onları bekliyorlar...Sözler - 52
192- "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize
dökülecekti." Lem'alar - 236
193- Hastalığın faidelerini, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır,
hastalığın kökünü kes. Lem'alar - 210
194- (İnsan), Bir çiçeği istediği gibi, koca bir baharı da ister. Sözler - 319
195- Ölüm, muzır hayvanlarla dolu bir hapisten geniş bir sahraya çıkmak gibidir.
İşarat-ül İ'caz - 180
196- Bir derman, haddinden geçse, dert getirir. Mektubat - 475
197- Her vakit "Besmele"ye, ... ihtiyaç vardır. Mesnevi - 231
198- Hastalığın hafifleşmesini istersen, merak etmemeye çalış. Lem'alar - 210
199- Mâdem ben de bu vatanın bir evlâdıyım, bu vatanın saadetine hizmet etmek
benim için farzdır. Emirdağ - 105
200- İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Lem'alar - 133
201- Hiç kimse, hiçbir işini besmelesiz bırakmasın. İşarat-ül İ'caz - 15
202- Bu dünya ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Mesnevi - 43
203- Cennet dahi ucuz değildir, mühim fiat ister. Mektubat - 397
204- Kur'an'ın zincirini muhkem tut. Onun sözüne kulak ver. Başkaları seni
aldatmasın. Nurun ilk kapısı - 143
205- İşlediğimiz herbir günah, kafamıza giren herbir şübhe, kalb ve ruhumuza
yaralar açar. Lem'alar - 8
206- (Allah), arının kanat sahifesini, hüceyrat ve zerrat ile yazdığı gibi, sema
sahifesini de yıldızlar ve güneşler ile yazar, tezyin eder. B. Mesnevi - 271
207- (Şu dünya); Bir lezzet verse, bin elem takar, çektirir. Lem - 129
208- Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. S: 6
209- Zekatı vermeyenin herhalde elinden zekat kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz
yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır. Mektubat - 273
210- Zaman ihtiyarlandıkça, Kur'an gençleşiyor. Mektubat - 475
211- Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın kabrin öbür tarafındadırlar.
Sözler - 169
212- Evet Kur'anın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede gidecektir.
S - 408
213- Şu temelsiz ömür dahi, bir rüzgâr gibi uçar gider... Sözler - 212
214- Cehennem lüzumsuz değil; çok işler var ki, bütün kuvvetiyle "Yaşasın
Cehennem!" der. Mektubat - 397
215- Nasihatı dinleyen, ancak cehlini bilenlerdir. Os. İşarat-ül İ'caz
216- Hâlıkımız bizden ne suretle razı olacak ve bugün ne gibi bir sa'y ile
sahife-i hayatımı kapatacağım. Barla l.. - 114
217- Kabirden başka mekânın var mı? Mesnevi - 96
218- Evet vakit yaklaştı. Dünya kazuratından temizlenmek üzere bir gusül
lâzımdır. Mesnevi - 129
219- Allahı tanımayanın dünya dolusu belâ başında vardır. Lem: 210
220- Evet, iğnenin yaptığı işi balta yapamaz. B. Mesnevi - 638
221- Mâdem, Cenab-ı Hak var, her şey var. Mektubat - 289
222- Ehl-i iman ile bütün kâinat alâkadardır, ondan memnundur. Lem'alar - 86
223- Biliniz kardeşlerim, ben kendimi âhirete göç etmek üzere görüyorum. B. Mes
- 382
224- Sakın deme ki: "Ben bir şeyin hepsini bilip anlamazsam, o şeyin hepsini de
istemem. B. Mesnevi - 387
225- Acaba sen bir bostanın içine girdiğin zaman, o bostanın bütün meyvelerini
yiyemezsen hepsini terkedecek misin? B. Mesnevi 387
226- Eğer bir insaf edip düşünebilseydin, pire ve sivrisinek gibi küçücük
hayvanata bu kadar kızıp öfkelenmezdin. B. Mesnevi - 395
227- Senin yemen için sana kavun ve elmayı hazırlayan zât, elbette senden daha
çok senin yediğini alîmdir. B. Mesnevi - 398
228- Dallar ve damarlar, ancak Rahmetin birer çeşmesi ve ni'metin birer
borusudurlar. B. Mesnevi - 398
229- Gururu bırak, aczini anla, mâlikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için
geldiğini öğren. Lem'alar - 208
230- Kur'an hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem
hakikattir, hem şeriattır. Mesnevi - 128
231- İlahî! Ben seviyor ve temenni ediyorum ki, benim binlerce lisanım olsaydı
da, tâ kıyamete kadar benim bedelime istiğfar etseydiler. B. Mesnevi - 405
232- "Allah'tan başka bütün çağırdığınız ve ibadet ettiğiniz şeyler toplansalar,
bir sineği halkedemezler." Lem'alar - 241
233- Nefsini ıslah etmeyen, başkasını ıslah edemez.Öyle ise nefsimden başlarım.
S - 269
234- Geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti
kalmış. Sözler - 270
235- Bil ki: Her yeni gün, sana hem herkese, bir yeni âlemin kapısıdır. Sözler -
273
236- Kudret-i ezeliyeye nisbetle, ölümden sonra haşrin gelmesi, güzden sonra
baharın gelmesi gibidir. Mesnevi - 45
237- Herşey Allah'ın malıdır ve ondan gelmiştir ve ona dönecektir. B. Mesnevi -
373
238- Bütün her şey, Allah'tandır ve Allah'ındır. B. Mesnevi - 373
239- Kur'anın bir kısmı, bir kısmını tefsir eder. İşarat-ül İ'caz - 26
240- Kur'an güneşi dahi her tarafı ziyasıyla aydınlatmıştır. B. Mesnevi - 350
241- Eyvah! Aldandık. Şu hayat-ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle
bütün bütün zayi' ettik. Sözler - 212
242- Yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattır.
Lem'alar - 274
243- Acz ve fakrımı vesile yaparak Rabbime iltica ettim. Mes. - 50
244- Tesbih ederiz o zâtı ki, su ve havayı hem mikroba, hem de file beraber
olarak rızık edip lokma yapar. B. Mesnevi - 374
245- "Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! ... Burada bize tattırdığın
leziz nimetlerini orada yedir." Sözler - 52
246- Bir şeyin ehemmiyeti ise, o şeyin kıymeti miktarıncadır. B. Mesnevi - 431
247- Hepsi anlaşılmazsa, hepsini bırakmak kâr-ı akıl değildir. B. Mesnevi - 356
248- "Kim ki, Allah'a tevekkül ederse; Allah onun vekilidir." B. Mesnevi - 192
249- Sen boş ve ehemmiyetsiz bir şey olup istediğin yerde otlamak üzere ipin
boğazına sarılmış değilsin. B. Mesnevi - 520
250- Elemler ise sevab cihetiyle manevî lezzet yetiştiriyor. S: 636
251- İmana gel ki, elemden emin olasın. Mesnevi - 112
252- Kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil; nuraniyetli âlemlerin kapısıdır.
Sözler - 204
253- Beni dünyaya çağırma, Ona geldim fena gördüm. Sözler - 219
254- Bir gözün yoksa, iki gözü de olmayan a'malara bak! Allah'a şükret. Lem'alar
- 215
255- (Allah'ın) emir ve iradesi olmazsa hiçbir şey hattâ hiçbir zerre hareket
edemez. Şualar - 606
256- Umuma el atmak, umumu terk etmek demektir. Muhakemat - 28
257- Ey insan! İnsan isen, şu güzel işlere, tabiatı, tesadüfü ... karıştırma!
Söz- 357
258- Mâdem Allah var, sana bakar, sana herşey var. Lem'alar - 219
259- Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı iman ile
hayatlandırınız ... S - 146
260- "Allah'a imanınız varsa, elbette Allah'ı seveceksiniz." Lem - 57
261- Güzel gören, güzel düşünür. Güzel düşünen, hayatından lezzet alır.Mek- 473
262- (Toprak), hadsiz bir rahmetin perdesidir ve içine giren hiçbir şey başı boş
kalmıyor. Emirdağ 1 - 237
263- "Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Ben ve benden evvel
gelen peygamberlerin en ziyade faziletli ve kıymetli Sözleri, "Lâ ilahe
illallah" kelâmıdır." Şualar - 9
264- Kendini beğenen, belayı bulur zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı
bulur, rahmete gider. Mektubat - 282
265- Dünya; ... gelen geçenlerin alış-verişi için yol üstünde kurulmuş bir
pazardır. Lem'alar - 233
266- İnsan, ebed için yaratılmıştır. İşarat-ül İ'caz - 146
267- Ölümü düşünen ... âhiretine ciddî çalışır. Mektubat - 282
268- "En hayırlı genç odur ki; ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak,
gençlik hevesatına esir olmayıp gaflette boğulmayandır." Mektubat - 282
269- Dünya; ... her gün dolar boşalır bir misafirhanedir. Lem. - 233
270- Riya ... Hayrı, şer eder. Nurun İlk Kapısı - 46
271- Hayr, o vakit hayr olur ki; Allah için ola. Nurun İlk Kapısı - 45
272- İnkâr etmemek başkadır, iman etmek bütün bütün başkadır. Emirdağ 1 - 203
273- Yahu bu sineğe bak! Gayet küçücük zarif elleriyle kanatlarını, gözlerini
siler süpürür. Mesnevi - 80
274- Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan
hissesi olmadığına delildir. Emirdağ 1 - 203
275- "De ki: Cenab-ı Hak bana kâfidir. Madem o var, herşey var." Lem'alar - 52
276- Ben ihtiyar oluyorum, bundan sonra kaç sene yaşayacağımı bilmiyorum. Öyle
ise bana en mühim iş, hayat-ı ebediyeye çalışmak lâzım geliyor. Mek - 62
277- Dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Mek. - 71
278- Madem dünya bir misafirhanedir; vefat eden çocuk nereye gitmişse, siz de
biz de oraya gideceğiz. Mektubat - 79
279- Senin küçük bahçeni halk ettiği gibi, Cennet'i dahi senin için halk
edebilir ve halk etmiş. Mektubat - 227
280- Dünyadaki her lezzetli şeyin en a'lâsı Cennet'te bulunur. Sözler - 648
281- Cehennem ağzını açmış bekliyor. Cennet ise ağuş-u nazdaranesini açmış
gözlüyor. Sözler - 525
282- "Her sabah bir melaike çağırıyor: "Ölmek için tevellüd edip dünyaya
gelirsiniz, harab olmak için binalar yapıyorsunuz." Diyor. Lem'alar - 248
283- Ey bizi nimetleriyle perverde eden sultanımız! Bize gösterdiğin nümunelerin
ve gölgelerin asıllarını, menba'larını göster. Sözler - 52
284- Dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat
vurur gibi hayatın lezzetini kaçırır. Sözler - 150
285- "İman eden ve iyi işler işleyen mü'minlere beşaret ver ki, altında nehirler
akan Cennetler onlarındır." İşarat-ül İ'caz - 139
286- Eyvah! Hem gençlik gitti, hem ömür gitti, hem müflis olarak kabre
gidiyorum; keşki aklımı başıma alsaydım. Mektubat - 422
287- Dünyamızı, dinimiz uğrunda ve âhiretimize her vakit feda etmeye hazırız. M:
- 431
288- (İnsanın) muhakemesi için dünya kapısı kapanıp, âhiret kapısı açılır. S-
614
289- İnsanlar öldükten sonra, ruhları başka makamlara gider. S: 614
290- İbadette gençlik kuvvetini sarfetmenin neticesi: Dâr-ı saadette ebedî bir
gençliktir. Sözler - 648
291- Evet bir kavun çekirdeğini halk eden zât, bilbedahe kavunu halk edendir;
ondan başkası olamaz. Şualar - 26
292- Evet dünya, öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. S: 533
293- Ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu
fâni ömürde sa'y ve çalışmalarına bağlıdır. Mesnevi - 130
294- "Bu latif kıymetdar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir." Sözler - 416
295- İman, bir manevî tuba-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Sözler - 17
296- Küre-i Arz bir mahluktur, Cenab-ı Hakk'ı tesbih ediyor. Mektubat - 353
297- Senin hanen hükmünde bulunan cesedin bile emanettir. Mesnevi - 66
298- Tesadüf yok, hâdisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir. Mektubat -
349
299- Size beğendirmek için değil, belki Hakk'a hizmet için yazdım, vesselâm.
A.Bediiye, Münazarat - 404
300- Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın. Mesnevi - 112
301- Üç günden fazla bir mü'min, diğer bir mü'mine küsmemek İslâmiyet emrediyor.
Sözler - 152
302- Cenab-ı Hak bize nur ve nuranî vazifeyi vermiş. Kas. L. - 118
303- Allah için çalışınız ... O vakit sizin ömrünüzün dakikaları, seneler
hükmüne geçer. Lem'alar - 17
304- Bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, zarara razı olana
şefkat edilmez. Kastamonu L. - 123
305- Saadet-i beşeriye dünyada adalet ile olabilir. Adalet ise doğrudan doğruya
Kur'anın gösterdiği yol ile olabilir. Hutbe-i Şamiye - 79
306- Evet hürmet verilir, istenilmez. Uhuvvet Risalesi - 55
307- İnsanda en tehlikeli damar, enaniyettir ve en zaîf damarı da odur. Mek -
424
308- Bu zaman cemaat zamanıdır. Kastamonu L. - 6
309- Ni'met ve Rahmet-i İlâhiyenin fiatı, şükürdür. Emirdağ 1 - 32
310- Böyle bir zamanda en lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife imanı
kurtarmaktır. Kastamonu L. - 22
311- Bu dâvadan vazgeçilmez. Şualar - 339
312- İmanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkikî yapmanın en kısa ve en kolay
yolu Risale-i Nur'dadır. Kastamonu L. - 77
313- Hâlık-ı Rahman'ın ibadından istediği en mühim iş, şükürdür. Mektubat - 364
314- İnsanda en tehlikeli damar, enaniyettir. Ve en zaif damarı da odur. Mek-
424
315- Hakikat ise; Hak söyler, doğru konuşur. Sözler - 651
316- "Onlara ihtar ettiğimiz ders ve nasihatı unuttukları ve amel etmedikleri
vakit, onları tutup musibet altına aldık." Os. Lem. - 679
317- "Hayvanatın bekaları rızık iledir ve rızıkları ottur; Onların rızkı da
yağmurdur. Yağmur ki, âb-ı hayattır ve rahmettir; Ve rızık da semâvatttan
gelir." Os. Lem'alar - 671
318- "Demeyiniz ki: Sen böyle yapmasaydın, böyle olmayacaktı." Os. Lem'alar -
683
319- Hased ve kıskançlıkta öyle bir muaccel ceza var ki: O hased, hased edeni
yakar. Uhuvvet Risalesi - 54
320- "Kimin için Allah var, ona herşey var ve kimin için yoksa, herşey ona
yoktur". Sözler - 462
321- Fitne-i âhir zamanın mâhiyeti bana göründü ki, o fitnenin en dehşetlisi ve
câzibedârı kadınların yüzsüz yüzünden çıkıyor. Gençlik Rehberi - 16
322- "Bir bela, bir musibetten çekininiz ki, geldiği vakit yalnız zalimlere
mahsus kalmayıp masumları da yakar." Sözler - 172
323- Kur'an kalblere kuvvet ve gıdadır. Ruhlara şifadır. Gıdanın tekrarı kuvveti
artırır. Mesnevi - 127
324- Ya İlâhi! .. Bizi azab âteşinden ve cehennemden kurtar! Os. Şualar - 100
325- Sana itimad ediyorum ve herşeyi senin için terkediyorum ve yalnız seninim
ve seni istiyorum. Nurun İlk Kapısı - 18
326- "Rabbimizin bizden istediği nedir?" Sözler - 491
327- Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua
olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli . Mektubat - 279
328- İlimlerin esası, ilimlerin şahı ve padişahı; iman ilmidir. Sözler - 749
329- "Ey insanlar, duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var?" Mek: 299
330- Zikir ve duadan maksad sevabdır ve merhamet-i İlahiyeyi celbetmektir. Mes -
230
331- Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku... Yoksa hayvan ve camid hükmünde
insan olmak ihtimali var! Sözler - 687
332- Haşir meydanı da bir harmandır. Kâinatın başak ve semeresi olan benî Âdemi
intizar etmektedir. Mesnevi - 117
333- Kötü hasletler, bâtıl itikadlar, günahlar, bid'alar; manevî kirlerden
olduklarını unutmamalıyız. Lem'alar - 307
334- Baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı için dalalettir.
Mesnevi - 196
335- Allah mâliktir, sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Mesnevi -
130
336- Sultan-ı ezelî, bütün mevcudatı içinde biz insanları seçmiş. İ. İ'caz - 13
337- Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun? Sözler - 236
338- (İnsan) Eğer sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit
herbir saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Lem'alar - 10
339- Şu kısa, fâni ömrünü fâni şeylere sarfetme ki, fâni olmasın. Bâki şeylere
sarfet ki, bâki kalsın. Mesnevi - 182
340- Senin hakkın medih değil istiğfardır, nedâmettir. Sözler - 230
341- Şükür ve muhabbet ve hamd ve ibadet ise; hayatın meyvesi olduğu gibi,
kâinatın gayesidir. Lem'alar - 331
342- Bu zamanda ehl-i İslâmın en mühim tehlikesi, fen ve felsefeden gelen bir
dalaletle kalblerin bozulması ve imanın zedelenmesidir. Lem'alar - 104
343- Evet, herşeyi maddiyatta arayanların akılları gözlerindedir. Göz ise,
ma'neviyatı göremez. Muhakemat - 18
344- (Kabir); Mü'min için, zindandan bir bahçeye açılan bir kapıdır. S. - 38
345- Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin
ihyası. Sözler - 717
346- Beni merak etmeyiniz. İktisad ve kanaat, bana iki hazinedir; tükenmez
bitmez. Emirdağ 1 - 89
347- Hakikî adalet ve te'sirli ceza odur ki; Allah'ın emri nâmıyla olsun. Yoksa
te'siri yüzden bire iner. Hutbe-i Şamiye - 78
348- Sen kusur, fakr, acz ve ihtiyaç unsurlarından terkib edilmiş bir şeysin. B.
Mes - 455
349- Hakikat usandırmaz. Tarihçe - 135
350- Allah namına işlemeli, başlamalı ... Ve Allah hesabiyle vermeli ve almalı.
S: - 29
351- "Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklettim, kırkı da çekemedi kaldı." Os.
Le. - 655
352- Birden gördüm; Bir sinek, elime kondu, emânetullah olan gözünü, yüzünü,
kanatlarını güzelce temizlemeye başladı. Os. Lem'alar - 656
353- Demir büyük bir ni'met-i İlâhiyedir. Os. Lem'alar - 666
354- Ey akıl, dikkat et! Ey göz, güzel bak! Ey dil, iyi tat! Sözler - 28
355- Her üren kelbin ağzına bir taş atacak olsan, dünyada taş kalmaz. İ.İ’caz.124
356- .Mevt, ancak ruhun cesed kafesinden çıkmasıyla tebdil-i mekân etmesinden
ibarettir. İ.İ - 179
357- Allah'ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir.
Mesnevi - 199
358- İktisad ise, bu zamanda herkese lâzımdır. Emirdağ 1 - 106
359- Şöhret, insanın malı olmayanı da, insana mal eder. Mu. - 23
360- Bahar dahi bir çiçektir ve Cennet dahi görülmedik bir çiçektir. Şualar - 78
361- "Cenab-ı Hak vâdediyor: Bizim uğrumuzda mücahede edenlere mutlaka
yollarımızı gösteririz." Tarihçe - 9
362- "Âlimler, peygamberlerin vârisleridirler." Tarihçe - 8
363- Ecel gizli olmasından, vasiyetnâme yazmak sünnettir. E.1 - 136
364- Başıma ne gelse, altında bir Rahmet var. Emirdağ L. 1 - 137
365- Ey nefsim! Bir dakika gülmeye bedel on saat ağlıyorsun. Emirdağ L. 1 - 198
366- (Ey Nefsim!), Hevesli akılsız çocuklar gibi, muvakkat, ehemmiyetsiz
lezzetlerin peşinde koşma! Emirdağ L.1 - 199
367- İnsan eğer insan olmazsa, şeytan bir hayvana inkılâb eder. Lem'alar - 120
368- Mahlukatın en mükerremi, belki en a'lâsı olan insan, eğer bozulsa, bozuk
hayvandan daha ziyade bozuk olur. Lem'alar - 82
369- Hayat-ı bâkiyede madem beraberiz, bir muvakkat müfarakat olsa da, sizi
müteessir etmesin. Emirdağ L. 1 - 140
370- Bu hayat gidiyor, bâki bir hayat geliyor. Mektubat - 439
371- Hasta evvelâ kendine bakmalı, sonra hastalara balabilir. Mektubat - 355
372- Cenab-ı Hak beni de, sizi de tarîk-ı Hak'tan şaşırtmasın. Âmîn. Barla L. -
248
373- Güneş varken mumların ışığı altına girmeye ihtiyaç yok. Mektubat - 358
374- Mübarek karınca dahi, güya hırs vasıtasıyla ayaklar altında kalmış ezilir.
Mek - 366
375- Şükür içinde, safi bir iman var, hâlis bir tevhid bulunur. Mektubat - 366
376- Ecel gizli olduğundan, herbir günde ölmek ihtimali var. Mektubat - 415
377- "Eken biçer", atalarımızdan kalma mübarek bir sözdür. Emirdağ L. 1 - 135
378- Çalışınız, çalışınız, çalışınız ve kat'iyen inanınız ki; Nur'un şefaatı,
Nur'un duası, Nur'un himmeti sizleri kurtaracaktır. Emirdağ L. 1 - 135
379- Allah'ın sizlere ihsan ettiği ezelî lütfuna karşı secdeden başlarınızı
kaldırmayınız. Emirdağ L. 1 - 135
380- Çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var. E: 1 - 132
381- Geçici, muvakkat sıkıntılara ve sarsıntılara ehemmiyet vermemek lâzımdır.
Emirdağ L. 1 - 132
382- "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadetten daha hayırlı olur." Emirdağ L.
1 - 104
383- Kaderin herşeyi güzeldir, hayırdır. Ondan gelen şer de hayırdır. Çirkinlik
de güzeldir. Sözler - 472
384- 24 Saattan yalnız bir saatı, beş namaz için Hâlık Teâlâ bizden istedi.
Tarihçe - 134
385- Nar ağacı sâfi bir şarabı, hazine-i rahmetten alıp meyvesine yedirir;
kendisi çamurlu ve bulanık bir suya kanaat eder. Lem: 124
386- Sizin her şeyiniz muhafaza ediliyor. Mektubat - 227
387- "Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez." Lem'alar -
132
388- Zulme rıza, zulümdür. Kastamonu L. - 207
389- Uyan, aklını başına al! B. Mesnevi - 521
390- Sen nerede olursan ol, orası Allah'ın mülküdür. B. Mesnevi - 521
391- Yâ Rabbi, ben senin isminin yardımıyla ve O'nun bereketiyle okuyacağım.
Emirdağ 2 L. - 97
392- Bu uzun yolda birinci menzilim dünya, ikinci menzilim kabirdir. Nurun İlk
Kapısı - 144
393- İnsanlar; ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam
ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelaline dönecekler. Mektubat -
228
394- Evet, Hakk'ı tanıyan, hakkın hâtırını hiçbir hâtıra fedâ etmez. Zira,
Hakk'ın hâtırı âlîdir, hiçbir hâtıra fedâ edilmemek gerekir. Münazarat - 15
395- Çok iyiler var ki, iyilik zannı ile fenalık yapıyorlar. Mün. - 16
396- Atmaca kuşu serçelere tasliti, zâhiren rahmete uygun gelmez. Halbuki serçe
kuşunun istidadı, o taslit ile inkişaf eder. Sözler - 232
397- "Sözleri dinleyip en güzeline tâbi' olup fenasına bakmayanlar, hidayet-i
İlahiyeye mazhar akıl sahibi onlardır" Şualar.. - 509
398- Ben nefsimi herkesten ziyade nasihata muhtaç görüyorum Sözler - 5
399- İbadetin ruhu, ihlastır. İhlas ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği
için yapılmasıdır. İşarat-ül İ'caz - 85
400- "Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm. Sana dehalet ediyorum ve sana
hizmetkârım ve senin rızanı istiyorum ve seni arıyorum." Sözler - 36
401- Bu dünya bir misafirhanedir. Mektubat - 438
402- Namaz dini, zekât asayişi muhafaza eden İlahî iki esastırlar. İşarat-ül
İ'caz - 43
403- Kâinatı elinde tutamayan, zerreyi halkedemez. Sözler - 700
404- Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun?
Mektubat - 228
405- Mü'minin, mü'mine karşı vazifesi: Büyüğe hürmet, küçüğe merhamet, müsaviye
muhabbet ... Â. Bediiyye
406- İslâmiyet'te imandan sonra en yüksek hakikat namazdır. Tarihce - 143
407- İmanı kurtarmak ve Kur'ana hizmet için, Mekke'de olsam da buraya gelmek
lâzımdı. Çünki, en ziyâde burada ihtiyaç var. Emirdag 1 - 195
408- Cenab-ı Hakk'a hadsiz şükür ederim ki; beni bana beğendirmemiş, dehşetli
kusurlarımı bana göstermiş. Emirdag L. 1 - 161
409- Gördüm ki: Ömrüm koşarak gidiyor, âhirete yakınlaşmış. Lem'alar - 256
410- İman dahi hayata hayat ve ruh oldukça, beka bulur hem bâki meyveler verir.
Lem'alar - 257
411- Bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza bu fâni dünyadan da çıkacaksın. Öyle
ise, aziz olarak çıkmaya çalış. Mesnevi - 119
412- Fenalığı kendinden, iyiliği Allah'tan bil. Sözler - 37
413- Bir elmayı, bir adama hakikî rızk olarak vermek; bütün yeryüzünü bütün
meyvelerle dolduran o zât verebilir. Sözler - 418
414- Sure-i İhlas'ın herbir harfinin haseneleri, binbeşyüze yakındır. Sözler -
347
415- İslâmiyet noktasında bu asır, gayet ehemmiyetli ve dehşetlidir. Kastamonu
L. - 187
416- Sizler baktınız. Günahlardan başka ne kazandınız? Ben bakmadım, ne
kaybettim? Kastamonu L. - 208
417- "Ey bu yerlerin hâkimi! Senin bahtına düştüm, sana dehalet ediyorum ve
herşeyi sana bırakıyorum ve sana tevekkül ediyorum." B. Mesnevi - 463
418- Meyveler nümunelerdir, yutmaya değil tatmaya izin var. Tâ ki asıllarına
müşteri olunsun. B. Mesnevi - 463
419- Ruhumun hanesi olan cismimin de hergün bir taşı düşmekle yıpranıyor. Lem -
224
420- Sen hayırlı amelinin ücretini, amelden önce almışsın. B. Mesnevi - 465
421- "İlminden mefaat görülen bir âlim, bin âbidden hayırlıdır. Tefekkürnâme - 5
422- Madem ölüm var, kabre girilecek; bu hayat gidiyor, bâki bir
hayat geliyor. Mek - 439
423- Şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar,
idare eder. Sözler - 687
424- (Peygambrimiz (a.s.m.) ferman etmiş: "Rabbim bana edebi, güzel bir surette
ihsan etmiş, edeblendirmiş." Lem'alar - 54
425- Gıybet odur ki: Gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi, kerahet
edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zâten gıybettir. Mektubat - 276
426- Allah'ı tanımayanın dünya dolusu bela başında vardır. Allah'ı tanıyanın
dünyası nurla ve manevî sürurla doludur. Lem'alar - 210
427- Dua bir ibâdettir. Mektubat 301
428- Diyebilirsin: "Benim Rabb-ı Rahîm'im dünyayı bana bir hane yaptı. Ay ve
güneşi, o haneme bir lâmba; ve baharı, bir deste gül; ve yazı, bir sofra-i
nimet; ve hayvanı, bana hizmetkâr yaptı. Sözler - 328
429- Her mü'minin namazı, onun bir nev'i mi'racı hükmündedir. Şualar: 92
430- Sâni'-i Zülcelal, kendi san'atının mu'cizeleri ile kendini tanıttırmak ve
bildirmek ister. Sözler - 329
431- Kabre girip uyandırılmamak üzere rahat yatamazsınız. S: 400
432- Sana i'timad ediyorum ve herşeyi senin için terkediyorum ve yalnız seninim
ve seni istiyorum. Nurun İlk Kapısı - 18
433- Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur,
terakki eder, netice verir. Lem'alar - 9
434- Ey nefis! Bil ki, dünkü gün senin elinden çıktı. Sözler - 272
435- Asıl söz ise Kur'anındır. Zira söz odur ve söz onundur. Dinleyelim: Sözler
- 91
436- Merak musibeti ikleştirir, maddî musibeti kalbde de yerleştirmek için bir
kök olur. Şualar - 323
437- Allah birdir. Başka şeylere müracaat edip yorulma! Mek: 224
438- Herşeyde bir güzellik ciheti var ve Rahmetin bir cilvesi var. Şualar - 323
439- Kader adalet ve hikmetle iş görür. Şualar - 323
440- Hadîs-i Şerif'te vardır ki: "Bir adam seninle imana gelmesi, sana sahra
dolusu kırmızı koyunlardan daha hayırlıdır." E. 1 - 104
441- Her bir bahar, birtek çiçek gibi, gayet muntazam ve mevzun olarak, zeminin
yüzüne bir Cemil ve Celil'in eliyle takılıp koparılıyor; konup kaldırılıyor.
Sözler - 164
442- (İnsan), öyle bir Kerim'e misafir olmuş ki nihayetsiz rahmet hazinelerini
ona açmış. Sözler - 323
443- Allah'a sığınmaktan başka çâre yoktur. B. Mesnevi - 526
444- Allah'tan başka çağırdığınız bütün ilahlarınız toplansalar da yine bir tek
sineği halk ve icad edemezler. B. Mesnevi - 528
445- Çok kıymettar ni'metlerin makbul fiyatları, başta Bismillahirrahmanirrahim
ve âhirinde Elhamdülillah demektir. Şualar - 162
446- Namazda ruhun ve kalbin ve aklın büyük bir rahatı vardır. Hem cisme de o
kadar ağır bir iş değildir. Sözler - 21
447- Uyanmış, insaniyeti tatmış, müstakbele ve ebede namzed olmuş adam, dinsiz
yaşayamaz. Tarihce - 84
448- Sinek tavuktan san'atça ileri geçmezse de, geri de kalmaz. Lem'alar - 240
449- Bir adamın bir hikmet kelimesini işitmesi, bazan olur ki ona bir sene
ibadetten hayırlı olur. Tefekkürnâme
450- "Din nasihatten iberettir." Â. Bediiyye - 393
451- Dünyanın yüz bahçesi, fâni olmak haysiyetiyle âhiretin bâki olan bir
ağacına mukabil gelemez. Emirdag L. 1 -87
452- Dünya için din feda olunmaz. Hutbe-i şamiye - 86
453- Hastalık seni tam uyandırıncaya kadar sabra çalış. Lem'alar - 207
454- Umum vaktinizi, hattâ uykuda dahi olsa, ibadette olmak isterseniz, öyle ise
farz namazınızı terk etmeyiniz. El yazma
455- Yağmur namazı ve duası bir ibadettir. Yağmursuzluk, o ibadetin vaktidir.
Yoksa o ibadet ve o dua, yağmuru getirmek için değildir. Sözler - 317
456- Kabrinde çok günahları kazanan ve kazandıran çıplak bacakları yılan
suretinde görünecek ve Cehennem'de o çirkinleşmiş uzuvlarının yanmalarının
azablarını çekecek. Os. Lem’alar
457- Kur'andan ve hadisten sonra en mühim hüccet-i imaniye, Risale-i Nur'dur. G.
Münteşir - 53/155
458- Bir adamın imanını kurtarmak, on adamı veli yapmaktan daha sevablı bir
hizmettir. Kastamonu L. - 84
459- "Herşeye bedel Allah bana kâfi ve vâfi ve şâfidir. Âmenna." B. Mesnevi -
539
460- Ey kardeş bil ki! Menfaat gibi zarar dahi doğrudan doğruya Cenab-ı
Hak'tandır.
B. Mesnevi - 540
461- hayat gibi ölüm dahi doğrudan doğruya Allah'ın kudret ve kaderi iledir. B.
Mes - 540
462- Abdin hal-i secdedeki ânı, Rabbisine en yakın halidir. B. Mesnevi - 545
463- Hakikî bir Müslüman, samimî bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve
bozgunculuğa taraftar olmaz. Tarihce - 653
464- Dinin şiddetle men'ettiği şey, fitne ve anarşidir. Tarihce - 653
465- Eğer malı çok seversen, hırs ile değil, belki kanaat ile malı taleb et, tâ
çok gelsin. Mektubat - 272
466- (Cenab-ı Hak), korktuğumuz en büyük şeylerden daha büyüktür. Şualar - 234
467- Gıybet, ehl-i adavet ve hased ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir
silâhtır. Mektubat - 276
468- Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: "Hazret-i İsa
nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir." Mektubat -
470
469- Âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle
omuz omuza gelecek. Kastamonu L. - 111
470- İlim odur ki, kalbde yerleşsin. Yalnız akılda olsa insana mal olmuyor. Â.
Bediiyye - 634
471- İslâmiyetin menşei, ilim; Esası, akıldır. İşarat-ül İ'caz - 104
472- Hazmolmayan ilim, telkin edilmemeli. Sözler - 706
473- Gençlik ni'metine bir şükür olarak, o tatlı ni'meti, iffetle, istikamette
sarfetmek lâzım ve elzemdir.Şualar - 204
474- Madem Rahîm bir Hâlıkımız var; bizim için gurbet olamaz. Madem o var, bizim
için herşey var. Lem'alar - 228
475- Nev-i beşere rahmet olan Kur'an ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini
tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Tarihce - 132
476- Nefsim her fenalığı ister. Mektubat - 68
477- Kısa bir ömürde, az bir lezzet için; ebedî, daimî hayatını ve saadet-i
ebediyesini berbad etmek, ehl-i aklın kârı değil. Mek.- 68
478- Âhireti bilen ve dünyanın hakikatını keşfeden; aklı varsa pişman olmaz,
yeniden dünyaya dönüp uğraşmaz. Mektubat - 68
479- Kur'an yıldızlarına perde çekilmez. Gözünü kapayan yalnız kendi görmez,
başkasına gece yapamaz. Mektubat - 66
480- Ecel birdir, değişmez. Sözler - 152
481- Benim boynumda veya koynumda bir akrep bulunduğunu biri söylese veya
gösterse; ondan darılmak değil, belki memnun olmak lâzım gelir. Mektubat - 64
482- Bu dünya fânidir. En büyük dâvâ, bâki olan âlemi kazanmaktır. İnsanın
i'tikadı sağlam olmazsa, dâvâyı kaybeder. Emirdağ L. - 15
483- Yanıma gelen herkese demişim: "İman lâzım, İslâmiyet lâzım"... Mektubat -
63
484- En mühim, en lüzumlu, en selâmetli olan imana hizmet cihetini tercih ettim.
Mektubat - 63
485- Kanaat ve iktisad; maaştan ziyade sizin hayatınızı idame ve rızkınızı temin
eder. Mektubat - 418
486- Kur'an-ı Hakîm, her zaman kıyametin acaibini tehdid suretinde zikrediyor.
"Göreceksiniz..." diyor. Mektubat - 59
487- Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan; bu
zamanın mühim, hakikatlı bir âlimi olabilir. Lem'alar - 167
488- Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden
dalının iki meyvesidir. Sözler - 532
489- Lezzet-i hizmet-i imaniye, her kederi unutturur. Barla L. - 261
490- Tevekkül, kanaat ve iktisad öyle bir hazine ve bir servettir ki, hiçbir şey
ile değişilmez. Mektubat - 14
491- Cesed, gelip geçicidir. Sözler - 517
492- Bilirsin ki: En ziyade insanı tahrik eden meraktır. Sözler - 238
493- Cennet adamlar istediği gibi, Cehennem de adam ister. Emirdag L. - 43
494- Şimdi insanlarda kim var ki, kusuru bulunmasın. Mâdem, hasenat seyyiata
râcih gelse afvedilir. G. Münteşir - 53/391
495- Cesed ruhun hanesi ve yuvasıdır, libası değildir. Sözler - 517
496- Şu koca kâinat sarayının bir ustası var. O usta onu bilir, görür, yapar,
idare eder. Sözler - 687
497- Bu meydan-ı imtihanda olanlar, başı boş değiller; saadet sarayları ve
zindanlar onları bekliyorlar... Sözler - 52
498- Yahu, bu da geçer. Mektubat - 278
499- Cenab-ı Hak bir abdini severse, dünyayı ona küstürür, çirkin gösterir.
Mektubat - 278
500- Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey
ağır gelmez. Mesnevi - 108
501- Ölüm beni ahbabımdan ayırmıyor, belki yüzde doksan dokuz ahbabın bulunduğu
güzel bir âleme götürüyor. G. Münteşir - 53/411
502- Ölüm bizim için bir terhistir. G. Münteşir - 53/411
503- Büyük bir mühendis, bir hastalığın keşfinde ve tedavisinde bir küçük tabib
kadar hükmü geçmez. Konferans - 65
504- Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse, "Ebed, Ebed" sesini işitecektir.
Sözler - 522
505- Bütün kâinat o vicdana verilse, ebede karşı olan ihtiyacının yerini
dolduramaz. Sözler - 522
506- Ni'mete şükredilse, ma'nen ziyâdeleşir. Gençlik Rehberi - 24
507- Bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Barla L. - 260
508- Evet, Cennet ucuz olmadığı gibi, Cehennem de lüzumsuz değil. Barla L. - 284
509- Ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve genç
ihtiyar farkı yoktur. Sözler - 142
510- Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşru
dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Sözler - 144
511- Birşeyden uzak olan bir kimse, yakın olan adam kadar o şeyi göremez. Ne
kadar zeki olursa olsun. Mesnevi - 239
512- Zalim izzetinde, mazlum zilletinde kalıp buradan göçüp gidiyorlar. Demek
bir mahkeme-i kübraya bırakılıyor. Sözler - 50
513- "Cihadın en faziletlisi, kişinin kendi nefsi ve hevâsına karşı mücâhede
etmesidir." Tefekkürnâme - 33
514- İnsaniyetin cihazatı, hayvan gibi hayat-ı dünyeviyeyi kazanmak için
verilmemiş. Sözler - 126
515- Şu vesvese öyle bir şeydir ki, cehil onu davet eder, ilim onu tardeder.
Tanımazsan gelir, tanısan gider. Sözler - 274
516- Size yeşil ağaçtan ateş çıkaran bir zât, çürümüş kemiğe hayat verebilir.
Sözler - 400
517- Felsefe, her şeyi çirkin, korkunç gösteren siyah bir gözlüktür. Şualar -
753
518- İman ise, herşeyi güzel, ünsiyetli gösteren şeffaf, berrak, nuranî bir
gözlüktür. Şualar - 753
519- "Bilerek zarara razı olana şefkat edip lehinde bakılmaz." Mektubat - 362
520- Bilirsin ki, Rabb-i Rahimimizin rahmeti çok geniştir. O yaradan Rahîm-i
ZülCelâl'in rahmeti hadsizdir. G. Münteşir - 53/682
521- Ana rahminde bulunduğum zaman Rezzâk-ı A'lem olan Kâdir-i Mutlak ve
tekaddes hazretleri senin rızkını bacadan indirir gibi ana rahminde seni
gıdalandırmadı mı? G. Münteşir - 53/665
522- Ey İnsan! Senin nokta-i istinadın, ancak ve ancak Allah'a olan imandır.
Şualar - 756
523- Ruhuna, vicdanına nokta-i istimdad ise ancak âhirete olan imandır. Şualar -
756
524- Mü'min olan bir insanın dünyanın kuruluşundan sonuna kadar uzanan manevî
bir ömrü vardır. Şualar - 756
525- Kâinatta müessir-i hakikî, yalnız Allah'tır. B. Mesnevi - 575
526- (Allah), hem Hakîm'dir, hem Rahîm'dir. Mülkünde istediği gibi tasarruf
eder, çevirir. Mektubat - 225
527- Dehşet aldığın zaman, İbrahim Hakkı gibi "Mevlâ görelim neyler, neylerse
güzel eyler" de, pencerelerden seyret, içlerine girme. Mektubat - 225
528- Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ihsan edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve
muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete lâyık yalnız odur. Sözler -
319
529- Hırs, sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise, vesile-i rahmettir.
Mektubat - 271
530- Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir.. Lem'alar - 145
531- Bence şu dâr-ı dünyada en kıymettar şey, sıddık bir dosttur. G. Münteşir -
290/1
532- Cenab-ı Hak (C.C.) nasılki senin yanında hazırdır. Aynı zamanda bütün
herşeyin de yanındadır. B. Mesnevi - 580
533- Kat'iyyen bil ki! Cenab-ı Allah (C. Şanuhu) bize bizden daha yakındır. Biz
ise ondan nihayetsiz uzağız. B. Mesnevi - 581
534- Evet; "Bizlere bu hizmet-i kudsiyede, bu hakaik yolunda ölmek, vesile-i
necat ve saadettir." Emelini taşıyoruz. G. Münteşir - 435/310
535- Biliyor musun vesvesen neye benzer? Musibete benzer. Ehemmiyet verdikçe
şişer. Ehemmiyet vermezsen söner. Sözler - 274
536- Ölüm firak değil, visaldir, tebdil-i mekândır, bâki bir meyveyi sünbül
vermektir. Lem'alar - 256
537- Sadaka nasıl mal ile olur. İlim ile dahi olur. Kavl ile, fiil ile, nasihat
ile de oluyor. Sözler - 371
538- Bir dert görünürse, devâsı âsandır. Münazarat - 34
539- Kat'iyyen bil ki; saadet, tevekküldedir. Öyle ise Allah'a tevekkül et ki,
dünyada istirahat edip âhirette müstefid olasın. B. Mesnevi - 582
540- Bir elmayı halkedecek; elbette dünyada bütün elmaları halketmeye ve koca
baharı icad etmeye muktedir olmak gerektir. Sözler - 79
541- Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma o tezgâhta
dokunuyor. Bir elmayı icad eden, bir baharı icad edebilir. Sözler - 79
542- Bir ticaret edemedim. Gideceğim yer için bir mal alamadım. Sözler - 325
543- Tevbe et, tevekkül et! Sözler - 326
544- Dua, ubûdiyetin ruhudur ve hâlis bir imanın neticesidir. Mektubat - 302
545- İnsanın helâl sa'yiyle meşru dairede gördüğü zevkler, lezzetler, keyfine
kâfidir. Harama girmeye ihtiyaç bırakmaz. Sözler - 327
546- Bu dünya çabuk tebeddül eder bir misafirhane olduğunu yakînen iman edip
bildim ... her yer misafirhanedir. Mektubat - 73
547- Haksızlığı hak iddia edenlere karşı hak dava etmek ve onlara müracaat
etmek; bir haksızlıktır, hakka karşı bir hürmetsizliktir. Mektubat - 74
548- Benim diyânette ve ihlâsta noksaniyetim var. Mektubat - 74
549- Gayr-ı meşru' bir muhabbetin neticesi, merhametsiz bir adavettir. Mektubat
- 75
550- Nebatatın tohumları ve çekirdekleri, onların niyetleridir. Sözler - 361
551- Câhil dost, düşman kadar zarar verebilir. Muhakemat - 51
552- Kat'iyen biliniz: Şan ü şeref ve hodfüruşluk ve kendine güvenmek ve şahsımı
beğendirmekten ürküyorum ve kaçıyorum ve şahsıma karşı medihlerden
hoşlanmıyorum. Emirdag L. - 166
553- Suud ve terakki, müslüman için ancak İslâmiyette ve imanlı olmaktadır. Kas.
L. - 18
554- Tam toprak gibi mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak
şarttır. Kastamonu L. - 18
555- Dikkatlice çiğneyiniz, tâ hazmolsun. Â. Bediiyye - 356
556- Ölüm gelse, baş üstüne geldin demek gerektir. Emirdag L. - 199
557- Şöyle azîm ırmakların elbette mümkün değil, şu dağlar hakikî menbaları
olsun. Sözler - 250
558- Hürriyetin şe'ni odur ki, ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın.
Münazarat - 20
559- Baharı icad etmeyen, bir elmayı icad edemez. Zira o elma, o tezgâhta
dokunuyor. Sözler - 79
560- Çok iyiler var ki, iyilik zannıyla fenâlık yapıyorlar. Münazarat - 16
561- Sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır,
şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır. Münazarat - 19
562- Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen güzel rü'ya görür. Güzel rü'ya
gören, hayatından lezzet alır. Münazarat - 36
563- (Kur'an), küçük basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor, hıfzedebilir.
Sözler - 378
564- Seyyid-ül Mürselîn gibi bir rehberim, Kur'an-ı Azîmüşşan gibi bir mürşidim
... var. Barla L. - 29
565- İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarladıkça tenakus eder. Â.
Bediiyye - 412
566- Fâni lezzetlere mukabil, lezaiz-i bâkiyeyi veren Hâlıkı daha ziyade
ubudiyetle sevmek lâzım değil midir? Mesnevi - 213
567- İnsanın Allah'a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebair takvasıdır.
Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır. Mesnevi - 224
568- Tevekkülsüzlük içinde derd-i maişet, ruha sersemlik ve felsefe-i tabiiye ve
maddiye akla körlük verir. Sözler - 492
569- Herkes bir ahlâkta olamaz. Bazıları meşru' dairede rahatını istese de,
itiraz edilmemeli. Kastamonu L. - 223
570- Esbab ve vesaitin arkasında, kudretin şuaı görünür; tesir onundur, esbab
ise perdedir. İşarat-ül İ'caz - 191
571- Kendisine Arz'ın müştemilâtı ihsan edilmiş insanın elbette saadet-i
ebediyeye liyakatı vardır. İşarat-ül İ'caz - 191
572- Hangi şeye dikkat etsen şehadet eder ki: Bu fâniden sonra bir bâki var...
Sözler - 57
573- Görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor. Herkes gibi
elinizden çıkacaktır. Sözler - 25
574- Şu zaman da gösterdi: Cehennem lüzumsuz olmaz, Cennet ucuz değildir. Sözler
- 708
575- Nasılki bu yaz ve güzün âhiri kıştır. Öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık
güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır. Şualar - 198
576- Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar; ve ağacı yapan, onun üstünde
meyveleri dahi o icad eder. Lem'alar - 324
577- dlerinin diriltilip iade edilmesi, evlâdının icadından daha garib değildir.
B. Mesnevi - 543
578- İmanın kuvveti lâkaydlığa ve ibadetin iştiyakı sefahete manidir. Lem'alar -
169
579- Kabir ise, zulümatlı bir kuyu ağzı değil; nuraniyetli âlemlerin kapısıdır.
Sözler - 204
580- Ey nefis! Seni tutup düşmekten muhafaza eden Zât-ı Kayyum'a dayan. Mesnevi
- 184
581- Mesâil-i imaniyenin münakaşa sûretinde bahsi, câiz değildir. Mektubat - 42
582- Semavat sahifesini güneş ve yıldızlarla yazan kudretle, bal arısıyla
karıncanın sahifelerini hüceyrat ve zerrat ile yazan kudret birdir. Mesnevi - 55
583- Ölüm haktır. Evet bu hayat ve bu beden şu azîm dünyaya direk olacak
kabiliyette değildir. Mesnevi - 52
584- Rabbim birdir. Evet herkesin bütün saadetleri, bir Rabb-ı Rahîm'e olan
teslimiyete bağlıdır. Mesnevi - 52
585- Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz
bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Mektubat - 227
586-Tabiatın perdesi ile Allah'ın nurunu görmeyen insan, herşeye bir uluhiyet
verip kendi başına musallat eder. Sözler - 539
587- Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi,
onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Mesnevi - 10
588- İslâmın ve Asya'nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor. Muhakemat -
42
589- Bu kâinat, bir elden çıkmış ve bir tek zâtın mülküdür. Sözler - 103
590- "Mü'minler Cehennem'e gitmemek için Allah'tan isterim, benim vücudum
Cehennem'de büyüsün ki, onların yerine azab çeksin" Emirdag L. 2 - 152
591- Ben bir hizmetkârım, çekirdek gibi çürüdüm gittim. Risale-i Nur ise, Kur'an-ı
Hakîm'in tefsiridir, manasıdır. Emirdag L. 2 - 133
592- Ameller ancak niyetlere göredir. Münazarat - 78
593- Tamamı elde edilemeyen şeyin tamamı terk edilmez. Münazarat - 78
594- "Bir ilim talebesi, ilmi tahsil ederken vefat etse; Onun derecesi ile
enbiyâ derecesi arasında bir peygamberlik derecesi kalır." Tefekkürnâme - 15
595- Müslümanın kardeşine takdim edecek olduğu en iyi hediye; Onu doğru yola
iletecek, ya da kötü yoldan alıkoyacak olan hikmetli bir sözdür. Tefekkürnâme -
13
596- İbadetin ruhu ihlâstır. İhlâs ise, yapılan ibadetin yalnız emredildiği için
yapılmasıdır. İşarat-ül İ'caz - 85
597- Kâfir, saat gibi kendi yaptığı amelden haberi yok. Amma vakitleri bildirmek
gibi nev-i beşere pek büyük bir hizmeti vardır. Bu sırra binaen dünyada
mükâfatını görür. Mesnevi - 212
598- Şirk öyle bir cürümdür ki, herbir mahlukun hakkına ve şerefine ve
haysiyetine bir tecavüzdür. Ancak onu Cehennem temizler. Şualar - 11
599- Kâinatın inkârı mümkün olsa bile, Sâni'in inkârı mümkün değildir. Mesnevi -
72
600- İmansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde
zulmettir, azab içinde azabdır. Mektubat - 63
601- Bismillah her hayrın başıdır. Sözler: 5
602- Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır hem faidesiz gidiyor. Sözler - 269
603- İnsanları canlandıran emeldir; öldüren ye'stir. Mektubat - 473
604- Geçmiş günlerin zahmeti, bugün rahmete kalbolmuş; elemi gitmiş, lezzeti
kalmış. Sözler - 270
605- Âkıl isen, ibadet cihetinde yalnız bugünü düşün. Sözler - 270
606- Cenab-ı Hakk'ın sana verdiği sabır kuvvetini eğer yanlış yolda dağıtmazsan,
her meşakkate ve her musibete kâfi gelebilir ve o kuvvetle dayan. Sözler - 271
607- Allah'ın rahmetinden fazla rahmet edilmez. Sözler - 721
608- Allah'ın gazabından fazla gazab edilmez. Öyle ise işi bırak o Âdil-i
Rahîm'e. Fazla şefkat elemdir. Sözler - 721
609- Kuvvet hakka hizmetkâr olmalı. Sözler - 706
610- Menfaatı esas tutan siyaset canavardır. Sözler - 707
611- Beşer hayatını isterse, enva'-ı ribayı öldürmeli. Sözler - 709
612- Kur'an-ı Hakîm, hakîmdir. Herşeye, kıymeti nisbetinde bir makam verir.
Sözler - 267
613- Kur'an, öyle bir zâtın kelâmıdır ki; bütün zamanları ve içindeki bütün
eşyayı bir anda görüyor. Sözler - 267
614- Bil ey hodgâm! Bu dünyada saadet, terk-i dünyada. Sözler - 205
615- Kaderi tenkid eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten
mahrum kalır. Mektubat - 266
616- Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. Münazarat - 14
617- kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mehenge vurmadan almayınız. Zira çok
silik söz ticarette geziyor. Münazarat - 14
618- Kur'an yıldızlarına perde çekilmez."Gözünü kapayan, yalnız kendi görmez,
başkasına gece yapamaz. Şualar - 465
619- Güya binler sene ömrün var gibi en lüzumsuz malûmat ile vakit geçiriyorsun.
Sözler: 271
620- Mevcudiyetimizin hâmisi olan İslâmiyetten elini gevşetme, dört el ile
sarıl; yoksa mahvolursun. Mektubat - 474
621- Musibet; cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddimesidir. Mektubat - 474
622- Deli adama "iyisin, iyisin" denilse iyileşmesi, iyi adama "fenasın,
fenasın" denilse fenalaşması nâdir değildir. Mektubat - 474
623- Balık suda yaşadığı gibi, güneşin ateşinde dahi o nurani sekeneler bulunur.
Söz - 507
624- İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyetin olacak ve hâkim, hakaik-i Kur'aniye
ve imaniye olacak. Hutbe-i şamiye - 21
625- Asabiyet-i cahiliye, birbirine tesanüd edip yardım eden gaflet, dalalet,
riya ve zulmetten mürekkeb bir macundur. Mesnevi - 112
626- Böyle acib bir zamanda, şübheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek
lâzımdır. Lem'alar - 142
627- Müşteri olmadan, istemeden malımı satmam. Â. Bediiyye - 405
628- Kader, her şeye bir mikdar ve o mikdara göre bir kalıb vermiştir. Mesnevi -
181
629- Nazar-ı dikkate almak lâzımdır ki, kim bir şeyde çok tevaggul etse; Galiben
başkasında gabileşmesine sebebiyet verir. Muhakemat - 17
630- "Men dakka dukka" kaidesiyle , su-i zan eden, su-i zanna mâruz olur.
Uhuvvet - 38
631- Mü'min kardeşinin harekâtını su-i te'vil edenlerin harekâtı yakın bir
zamanda su-i te'vile uğrar, cezasını çeker. Uhuvvet Risalesi - 38
632- Bütün fenlerin şehadetiyle, fıtratta israf yoktur. İşarat-ül İ'caz - 54
633- Cenab-ı Hak sizlere nimetlerini tahsis ettiği gibi, sizin de şükrünüzü ona
tahsis etmeniz lâzımdır. İşarat-ül İ'caz - 103
634- Bütün eşya öyle bir mizan-ı adalet içinde istikbalden gelip, hale
uğrayarak, maziye akıp gidiyor.Lem’alar - 431
635- Mazi zannedilen zaman ise, istikbale inkılâb etmiş ve hakikî istikbal odur
ve oraya gideceğiz. Os. Lem'alar - 570
636- Cenab-ı Hak gayr-ı mütenahî hikmetler için bu âlemi, imtihana sahne yaptı.
İşarat-ül İ'caz - 140
637- "İnsan küçük bir cisim ise de, büyük âlemi içine alacak kadar büyüktür."
İşarat-ül İ'caz - 187
638- Herkes bardağına göre denizden su alabilir. Mesnevi - 243
639- Ah! Ne bahtiyardır o insan ki, bir mü'min kardeşinin imanının kurtulmasına
sebeb olur. Tarihçe - 17
640- Kur'ana her zaman beşerin ihtiyacı var. Tarihçe - 20
641- Hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. ... Şöhretin gitti, ancak bir an
kaldı. Mesnevi - 96
642- Şimdi şu zamanda iman-ı tahkikînin dersini vermek, pek büyük bir fazilettir
ve kudsî bir vazifedir. Barla L. - 250
643- Çirkin görünen şeyin yaratılışı, çirkin değildir, güzeldir. İşarat-ül İ'caz
- 72
644- Maddiyatta mehareti olanın maneviyatta hükmü hüccet olmasına sebeb olmadığı
gibi, çok defa sözü dahi şayan-ı istima' değildir. Muhakemat - 18
645- Kur'an'ı dinle ve hükmüne muti ol ve ona yapış ve ahkâmıyla amel et. Sözler
- 37
646- Tatmaya izin var, tâ asıllarına talib olup müşteri olsun. Yoksa, hayvan
gibi yutmaya izin yoktur. Sözler - 37
647- Bil ki dünkü gün senin elinden çıktı. Yarın ise senin elinde sened yok ki,
ona mâliksin. Öyle ise hakikî ömrünü, bulunduğun gün bil. Sözler - 272
648- insanların haşri nebatatın haşri gibidir. Bunu gören onu nasıl inkâr eder?
Mesnevi - 46
649- (Nefis), iyi ciheti göstermekle, kötü ciheti altında yutturur. Mesnevi -
183
650- Ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zât'ın zikrine devam eyle ki, devam
bulasın. Mesnevi - 184
651- Büyüğün küçüğe tekebbür etmeye hakkı yoktur. Mesnevi - 188
652- Dağlar suların mahzenidir. Havanın tarağıdır, tasfiye ediyor. Mesnevi - 195
653- Ne vakte kadar zâilat-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyat-ı daimeden tegafül
edeceksin? Mesnevi - 214
654- Dünya, âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir. Mesnevi - 214
655- (İnsan), hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar. Seyyiat yaparsa kubbe
kubbe yapar. Mesnevi - 221
656- Nebatat ve hayvanat, enva'ıyla, efradıyla, Sâni'lerinin her şeye kadir
olduğuna şehadet eden san'at hârikalarıdır. Mesnevi - 241
657- "Nasıl bu nimete vâsıl oldun? Ne ile müstehak oldun? Ve şükründe bulundun
mu?" diye suale çekileceksin. Mesnevi - 137
658- Evet, Kur'an-ı Hakîm, şu Kur'an-ı Azîm-i Kâinatın en âlî bir müfessiridir
ve en belîğ bir tercümanıdır. Sözler - 131
659- Ezan-ı Muhammedî'nin (A.S.M.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyl,
bir şevk husule gelir. İşarat-ül İ'caz - 43
660- İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvveti ile medeniyetin mehasini galebe
edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin edecek.
Hutbe-i şamiye - 36
661- "En ziyade yaralananlar, siperini bırakıp kaçanlardır. En az yara alanlar,
siperinde sebat edenlerdir!." Mektubat - 417
662- Her birimiz bir vazifeyi kendine meşgale yapsa, sıkıntı kalmaz. Zâten
işsizliktir ki, insanı sıkar. G. Münteşir - 12/64
663- İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi; Hâlık-ı Kâinat'ı
tanımak ve ona iman edip ibadet etmektir. Şualar - 100
664- Yaratıcı Cenab-ı Hak'tır. G. Münteşir - 52/51
665- Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm, dünyada bütün ümmetinin
salavatlarını birden işitir. Sözler - 194
666- Güya kıyametin kopmasına kadar yaşayacaksın gibi, yalnız ondan korkuyorsun.
Aklını başına al. Lem'alar - 114
667- "Müsbet şekilde bakılacak ve yapılacak çok vazifelerimiz bulunduğunu
bilelim, vesselâm." G. Münteşir - 59 /8
668- Bizim ve Nur'ların esas mesleği ve temel taşı, İhlâs olmasından; Dünya
cereyanlarına ve siyasî işlere bakmamak, meşgul olmamak lâzımdır. Tâ, ihlâsa
dokunmasın. G. Münteşir - 60/69
669- Ben i'tiraf ediyorum ki, şahsım çürüktür, kusurludur. Ve Cenab-ı Hak beni
kendime beğendirmediğine çok şükrederim. Fakat, Kur'anın imânî hakikatlarına
olan Risale-i Nur'un hizmeti çürütülmez. G. Münteşir - 60/69
670- Dünya fânidir, firaklarla doludur. Ey insanlar, adaveti bırakınız, Kur'an
dersini dinleyip birleşiniz.Emirdağ L. - 9
671- Değil yalnız Müslümanlarla, belki dindar Hıristiyan'larla dahi dost olup
adaveti bırakmaya çalışıyorum. G. Münteşir - 60-69
672- Milliyetimiz yalnız İslâmiyettir. Bütün biz kardeşiz. Irkçılıkla tefrika
vermeyiniz. G. Münteşir - 77
673- Risalet-in Nur ise der: "Her kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç,
hakikatı müşahede et, saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını kurtar."
Kastamonu L. - 11
674- Elbette nefs-i emmaresini tam ikna' eden ve vesvesesini tamamen izale eden
bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir. Kastamonu L. - 11
675- Sen kendi cismine ve a'zalarına ve onlardaki eğri büğrü yerlerin
meyvelerine ve faidelerine bak! Kemal-i hikmet içinde kemal-i kudreti gör.
Sözler - 663
676- Bu derce nâzik san'atlı, mizanlı, letâfetli, ibretli masnu'lar içinde
hayvan gibi gezip bozamayız, bize bozdurmazlar. Asâ-yı Musa - 242
677- Gelecek meşakkatlerin hazırda yokluğunu düşünerek yalnız hazır saatteki
musibete sabır içinde şükretmeliyiz. G. Münteşir - 92/84
678- Güya rahmet tecessüm ederek katreler suretinde hazine-i Rabbaniyeden akıyor
manasında olduğundan, yağmura "rahmet" namı verilmiştir. Şualar - 107
679- Görmüyor musun ki, her gün bir kafile gelir, biri gider, kaybolur. Daima
dolar boşanır. Bir zaman sonra şu memleket tebdil edilecek. Sözler - 49
680- Bu memleket her gün bir derece boşandığı gibi, bir gün gelir ki, bütün
bütün boşanıp harab edilecek. Sözler - 50
681- Misafirhane ise her gün dolar, boşanır. Sözler - 53
682- Ey arkadaş! Demek, bu muvakkat memleket bir tarla hükmündedir. Bir
talimgâhtır, bir pazardır.Elbette arkasında bir mahkeme-i kübra, bir saadet-i
uzma gelecektir. Sözler - 57
683- İsyan edip dinlemezseniz, müdhiş zindanlara atılacaksınız. Sözler - 58
684- Bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade
gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Lem'alar - 88
685- Taat ise, cemaat ile daha efdal ve daha ahsendir. Muhakemat - 58
686- Madem meşru daire; ruh ve kalb ve nefsin bütün lezzetlerine, safalarına,
keyiflerine kâfidir.Gayr-ı meşru daireye girme. Sözler - 636
687- Azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, ebedî daimî bir
hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermaye de
ömürdür. Lem'alar - 206
688- Sâni'-i A'lem, arzı istediği gibi ve hikmeti iktiza ettiği gibi
yaratmıştır. Muhakemat - 58
689- Evvelâ bil ve kat'î iman et ki: "Ecel mukadderdir, tegayyür etmez."
Lem'alar - 210
690- Çok ağır hastaların başında ağlayanlar ve sıhhatleri yerinde olanlar
ölmüşler, o ağır hastalar şifa bulup yaşamışlar. Lem'alar - 210
691- Evet nasılki şükür nimeti ziyadeleştirir.. öyle de şekva; hastalığı,
musibeti tezyid eder.Lem'alar - 211
692- Ebedî ömrün önündedir. Mesnevi - 130
693- Sen de misafirsin; fuzulî olarak karışma, karıştırma. Sözler - 636
694- Yol ise, hayat yoludur ki; âlem-i ervahtan gelip kabirden geçer, âhirete
gider. Sözler - 18
695- "Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra
dört-beş saat kadar daha yeme." Lem'alar - 147
696- "Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin mikdarı ye. Nefse ve mideye
en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir." Lem'alar - 147
697- O istasyon ise, kabirdir. O seyahat ise kabre, haşre, ebede gidecek beşer
yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefavit derecede
kat'ederler. Sözler - 21
698- Âhirzamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye
(A.S.M.) ile amel edecek. Mektubat - 6
699- (İnsan), öldüğü zaman dünyası yıkılır, kıyameti kopar. Mesnevi - 68
700- Sen açlıkla onun Rezzak ismini tanıdığın gibi, Şâfi ismini de hastalığınla
bil. Lem'alar - 207
701- Muhammedî A'rabî (a.s.m.), Resulullahdır ve bütün resullerin ekmelidir.
Bütün mahlûkatın efdalidir. Sözler - 190
702- Vazife-i hayatını bitirenler, bu dâr-ı fâniden, manen mesrurane, dağdağasız
diğer bir âleme giderler. Tâ yeni vazifedarlara yer açılsın, gelip çalışsınlar.
Sözler - 17
703- Aklını başına al, kalbini temizle. Sözler - 17
704- Dünyanın zevki, lezzeti devam etmiyor. Hususan meşru olmazsa hem devamsız,
hem elemli, hem günahlı oluyor. Lem'alar - 209
705- "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi
de, öyle günahları silker." Lem'alar - 209
706- Ya onun ömrü kısa, ya senin ömrün kısadır. Doymağa kâfi değil. Demek
kıymeti yüksek, müddeti kısa olan şu tezyinat; ibret içindir, şükür içindir.
Sözler - 74
707- Teşhis-i illete yardım edecek noktalar, hastanın vazifesidir. A.Bediiyye -
356
708- Kör olası felsefe bilmiyor ki, şu mevcudat, her birisi çok ma'nalara
delâlet eden birer kelimedir. B. Mesnevi - 488
709- Evet günah kalbe işleyip, siyahlandıra siyahlandıra tâ nur-u imanı
çıkarıncaya kadar katılaştırıyor. Lem'alar - 9
710- Herbir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah istiğfar ile çabuk
imha edilmezse, kurt değil, belki küçük bir manevî yılan olarak kalbi ısırıyor.
Lem'alar - 9
711- Şâfi ismi hastalığı istediği gibi, Rezzak ismi de açlığı iktiza ediyor.
Lem'alar - 9
712- Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur,
terakki eder, netice verir, tekemmül eder; vazife-i hayatiyeyi yapar. Lem'alar -
9
713- (İnsan), sabretse, musibetin mükâfatını düşünse, şükretse, o vakit herbir
saati bir gün ibadet hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Lem'alar -
10
714- Zeval-i lezzet elemdir. Bazan muvakkat bir lezzet, daimî elem verir.
Düşünmek ise o elemi deşiyor, teessüf akıtıyor. Lem'alar - 10
715- Bu dünya tecrübe meydanıdır. Sözler - 344
716- Bu zemin yüzü dahi, acele hareket eden kafilelerin yollarında bir gecelik
konmak ve göçmek için bir handır. Şualar - 195
717- Görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor. Herkes gibi
elinizden çıkacaktır. Sözler - 25
718- Celil-i Zülcemal, Cemil-i Zülkemal sana gayet yakındır, sen ondan gayet
uzaksın. Sözler - 195
719- Emanette hıyanet cezasını çekeceksin. Çünki en kıymetdar âletleri, en
kıymetsiz şeylerde sarfedip nefsine zulmettin. Sözler - 28
720- "Musibetlerde, ehl-i imanın zâyi olan malları tam sadaka hükmündedir." Emir
L. - 175
721- Asâ-yı Musa Risalesi tabiatta boğulanları dalaletten kurtarıyor ve bu
zamanda herkese, hususan şübheye ve inkâra düşenlere lâzımdır ve tiryaktır.
Emirdağ 1 - 178
722- Zülfikar, ehl-i imana ve ehl-i ilme ve bilhassa hâfızlara elzemdir. Emirdağ
1 - 178
723- Evet güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı
Zülcelal'in emriyle âlem dolar, boşanır. Sözler - 163
724- Nur mesleğinde, mü,minlerin uhuvveti esastır. Emirdağ 1 - 180
725- Yalnız günah cihetinde ölüyorum, hasenat cihetinde yaşıyorum diye Allah'a
hadsiz şükrediyorum. Emirdağ 1 - 185
726- Bir tane toprak altına girer, vefat eder; fakat yüz tane sünbüller meydana
geldiği gibi; rahmet-i İlahiyeden ümidvarız ki ... Emirdağ 1 - 185
727- Eski zamanıma mesrurane bir seyahat-ı maneviye-i hayalî yaptık. Ondan bir
ferah, bir inşirahla elîm sıkıntılarım zâil oldu. Emirdağ 1 - 192
728- Kur'an-ı Hakîm, semavata nisbeten, büyük bir ağacın küçük bir meyvesi
hükmünde olan arzı, bütün semavata denk tutuyor. Sözler - 178
729- daimî bir çeşme, varidatsız büyük bir gölden daha büyük denilebilir..
Sözler - 178
730- Maddî musibetlere de büyük nazariyle, ehemmiyetle baktıkça büyür. Lem'alar
- 12
731- Zalimlerin gaddarlıklarını değil deşmek, bakmak; belki düşünmek de
meşrebimize gelmiyor. Emirdağ L. - 210
732- Muvaffakıyet ve fütuhat-ı Nuriye ve revaç ile intişarı ise, vazife-i
İlahiyedir. Vazifemizi yapıp, vazife-i İlahiyeye karışmamak gerektir. Emirdağ L.
- 212
733- Bir müslüman, başka milletler gibi değil. Eğer dinini bıraksa anarşist
olur, hiçbir kayıd altında kalamaz. Emirdağ L. - 219
734- Ölüm öldürülmüyor ve kabir kapısı kapanmıyor. Emirdağ L. - 220
735- Siz de herkes gibi kabre koşuyorsunuz. Mektubat - 220
736- "Nurla iştigalin, ölümden başka her belâya, hastalıklara bir ilâç olduğu
gibi, dehşetli ölümü de, Cennet'in kapısı gösterip, ehl-i imanı heyecanla şevke
getiriyor. 27. Mektub - 228
737- En müdhiş maraz asabiliktir. Zira herşeyi haddinden geçirmekle, aks-ül amel
yaptırır. Sünuhat - 63
738- Sıkıntı, sefahetin muallimidir. Sünuhat - 45
739- Akıldan akma değil, kalbde çıkan beyanatım. İster isen kabul et, ister isen
etme, anlamak şartıyla. Sünuhat - 52
740- İhtiyaç, medeniyetin üstadıdır. Sünuhat - 45
741- Anlaşılmaz bir kitab, muallimsiz olsa; manasız bir kâğıttan ibaret kalır.
Sözler - 128
742- Evet görünüyor ki; şu âlemde tasarruf eden zât, nihayetsiz bir hikmetle iş
görüyor. Sözler - 66
743- Evet, dünyanın mahiyeti anlaşıldıktan sonra, elbette hayat-ı ebediyeden
başka beşeriyetin o inkisar-ı hayal yarasını tedavi edecek, Kur'andan başka
yoktur. Emir 1 - 241
744- Nurun mesleği, hakikat ve sünnet-i seniye ve feraize dikkat ve büyük
günahlardan çekinmek esastır. 27. Mektub - 241
745- Bu zaman, imanı kurtarmak zamanıdır. 27. Mektub - 242
746- Onlar mukaddesatını feda ettikleri dünya malı, nazarımızda hiç ehemmiyeti
yok.
Emirdağ L. - 244
747- Yolculuk ise, âlem-i ervahtan, rahm-ı maderden, sabavetten, ihtiyarlıktan,
dünyadan, kabirden, berzahtan, haşirden, Sırat'tan geçer bir uzun sefer-i
imtihandır. Sözler - 31
748- Merak etmeyiniz, Nur galebe edecek. Emirdağ L. - 256
749- Bu benlik ve enaniyet zamanında, mahviyet büyük bir fazilettir. G. Münteşir
- 53/6
750- "Kur'anı her cihetle tedkik ettim, her kelimesinde büyük bir hikmet gördüm.
Bunun misli ve beşeriyeti idare edecek hiçbir eser yoktur ve gelemez." Emirdağ
L. - 268
751- Başka kitablar, hiç bir cihetle Kur'ana yetişemez. Hakikî söz odur, onu
dinlemeliyiz. Emirdağ 1- 269
752- İhtiyaç, her işin üstadıdır. Sünuhat - 28
753- Garb üleması ve feylesofları itiraf ve ikrar etmişler ki: "İslâmiyetin
kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına kâfidir." Mektubat - 215
754- Sana hoş gelen şeyleri al, sana hoş görünmeyeni bana bırak, ilişme!..
Sünuhat - 2
755- Acaba kim vardır ki, küçücük bir tecrübe geçirmemiş ve dememiş ki: "Filan
adam fenalık etti, belasını buldu. Sünuhat - 5
756- Açlıktan ölmek yoktur. Zira şahm vesair surette iddihar olunan gıda
bitmeden evvel ölüyor. Sünuhat - 6
757- Bu mevcudatın dertlerini görüp dinleyen birisi var ki, istediklerini
yapıyor. Tefekkürnâme - 93
758- Kur'an-ı Azîmüşşan lâyık olduğu mevki-i muallâyı bütün cihanda ihraz
edecektir. Sünuhat - 25
759- Tarih bize gösteriyor ki, İslâm ne derece dine temessük etmiş ise terakki
etmiş, ne vakit dinde za'f göstermiş ise tedenni etmiştir. Sünuhat - 26
760- Bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Sünuhat -
31
761- Sen ey mağrur nefsim! Üzüm ağacına benzersin. Fahirlenme! Salkımları o ağaç
kendi takmamış, başkası onları ona takmış. Tılsımlar Mecmuası - 91
762- Bu medenîlerden çoğu, eğer içi dışına çevrilse kurt, ayı, yılan, hınzır,
maymun postu görülecek gibi hayale gelir. Sünuhat - 33
763- Nev-i beşere rahmet olan Kur'an ancak umumun, lâakal ekseriyetin saadetini
tazammun eden bir medeniyeti kabul eder. Sünuhat - 33
764- Bedâvette bir adam dört şeye muhtaç iken, medeniyet yüz şeye muhtaç ve
fakir etmiştir. Sünuhat - 34
765- Sa'y masrafa kâfi gelmediğinden hileye harama sevketmekle, ahlâkın esasını
şu noktadan ifsad etmiştir. Sünuhat - 36
766- (Allah), san'atça çok kıymetdar şeyleri, bize çok ucuz verir, ihsan eder.
İstediği fiyat ise, bir "Bismillah" ve bir "Elhamdülillah"tır. Şualar - 162
767- Bir gün olur elbette doğar şems-i hakikat; Hiç böyle müebbed mi kalır
zulmet-i âlem. Sünuhat - 45
768- O çok kıymetdar nimetlerin makbul fiyatları, başta "Bismillahirrahmanirrahîm"
ve âhirinde "Elhamdülillah" demektir. Şualar - 162
769- Her şey "Bismillah" der. İşte bütün mevcudat gibi herbir zerre ve zerratın
herbir taifesi ve mahsus herbir cemaati, lisan-ı hal ile "Bismillah" der,
hareket eder. Sözler - 558
770- Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her
gecenin bir neharı vardır. Sünuhat - 52
771- Tarfgirlik damarı, ihlâsı kırar, hakikatı değiştirir. Mektubat - 272
772- Müteferrik büyük işlerde, yalnız kusurları görmek cerbezeliktir; aldanır ve
aldatır. Cerbezenin şe'ni, bir seyyieyi sünbüllendirerek hasenata galib
etmektir. Sünuhat - 60
773- "Tahrib, tamirden çok kolaydır." Emirdağ L. - 285
774- (Avrupa'nın terbiyesinin neticesi): Her şeyin en iyi cihetini nazara almak
maslahat iken, en fena ciheti nazara alıp mütemadiyen milleti ye'se sevk ederek,
ruh-u cemaatı öldürüyor. Sünuhat - 62
775- Şu medeniyet-i habise ki, biz ondan yalnız zarar gördük. Sünuhat -39
776- İhtiyaç san'ata ve merak ilme ve sıkıntı vesait-i sefahete hocalık edip
talime başlarlar. Sünuhat - 48
777- Hevesat-ı nefsaniye ile erkeklerin karılaşması, karıların hayasızlıkla
erkekleşmesine sebebdir. Sünuhat -45
778- Müsavatsız adalet, adalet değildir. Sünuhat -46
779- (Cenab-ı Hak), manen der: "Ey abdim! İhtiyarınla hangi yolu istersen, seni
o yolda götürürüm. Öyle ise mes'uliyet sana aittir!" Tılsımlar Mecmuası - 86
780- Gördüm ki; kabir kapısı tam yolumun üstünde açık görünüp, ağzını açmış bana
bakıyor. Lem'alar - 229
781- İman, ileride gözünü açıp bana bakan kabri ve kabrin arkasında ebede giden
caddeyi, nur-u Kur'an ile gösterdi ki; o kabir, kuyu kapısı değil, belki âlem-i
nurun kapısıdır. Lem'alar - 230
782- Aynada saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!" Lem'alar -
231
783- Pek çok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya, bana "Uğurlar olsun" deyip,
misafirhaneden gideceğimi ihtar ediyor. Lem'alar - 231
784- Nur-u Kur'an ile gördüm ki: Hem benim, hem herkes için, şu dünya muvakkat
bir ticaretgâh ve hergün dolar boşalır bir misafirhanedir. Lem'alar - 233
785- Ey nefsim! Yetmişüç sene, yüzde doksan adamdan ziyade zevklerden hisseni
almışsın. Daha hakkın kalmadı. Emirdağ L. - 198
786- (Ey nefsim!), Bir dakika gülmeye bedel, on saat ağlıyorsun. Emirdağ L. -
198
787- Kader senin gizli hatalarına binaen, o musibet eliyle seni hem terbiye, hem
hatana keffaret ediyor. Emirdağ L. - 198
788- (Ey nefsim!), Hevesli akılsız çocuklar gibi, muvakkat, ehemmiyetsiz
lezzetlerin peşinde koşma! Düşün ki; fâni zevkler, sana manevî elemler,
teessüfler bırakıyor. Emirdağ L. - 199
789- Büyük günahları serbest işleyip istiğfar etmemek ve aldırmamak, o imandan
hissesi olmadığına delildir. Emirdağ L. -203
790- Âl-i Beyt'in muhabbeti, Risale-i Nur'da ve mesleğimizde bir esastır.
Emirdağ L. - 204
791- Demiştim ki: Beni bu gurbette, yalnızlıkta kitablarımın mütalaasından
mahrum etmeyiniz. Emirdağ L. - 287
792- (Bediüzzaman), hayatı boyunca, hanımlarla konuşmaktan, nazarıyla dahi
meşgul olmaktan şiddetle içtinab etmiştir. Tarihçe - 464
793- Allahımız bir, Peygamberimiz bir, Kur'anımız bir, zaruriyat-ı diniyede
umumumuz müttefikiz. Sünuhat - 65
794- Kendi malından vermeli, yoksa Ali'den alıp Veli'ye vermemeli. İşârât - 84
795- Bir şah, bir gedayı öldürse şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür.
Sünuhat - 67
796- Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup, ribaya yasaktır, girmeye hakkın
yoktur, der. Sünuhat - 48
797- Cennet olmasa, Cehennem tazib etmez. İşârât - 82
798- Daha büyüğünü düşünüp, küçükteki derece-i nimeti görüp, Allah'a şükretmeli.
İşârât - 84
799- Demek muvakkat lezzetten ziyade, muvakkat eleme tebessüm etmeli, hoş geldin
demeli. İşârât - 83
800- Ben yalnız değilim, o gizli hâkim bana bakıyor; beni tecrübe ediyor, bir
maksad için beni bir yere sevkedip davet ediyor. Sözler - 36
801- İnsanlar için bir haşir ve neşir olacak. Şualar - 218
802- Kalb, ebed-ül âbâda müteveccih açılmış bir penceredir. Bu fâni dünyaya râzı
değildir. Mesnevi - 120
803- Yağmurun kataratı, nurun lemeatı dağınık ve yayılmış kaldıkça, çabuk kurur,
çabuk söner. Münazarat - 18
804- Beşerin bulaşık eli karışmamak şartıyla, hiçbir şeyde hakikî nezafetsizlik
ve çirkinlik görünmüyor. Lem'alar - 310
805- Sadakayı alan sefahette değil, belki nafakasında ve hacat-ı zaruriyesinde
sarfetmeli. İşârât - 76
806- Tasadduk malda olduğu gibi, ilimde, fikirde, fiilde de olur. İşârât - 76
807- Zekat bir köprüdür ki, müslüman, kardeşi olan müslümana muavenet için ondan
geçer. İşârât - 77
808- "Bütün eşya, bütün ahvaliyle vücuda gelmeden ve geldikten sonra ve
gittikten sonra yazılıdır ve yazılır ve yazılıyor." Sözler - 164
809- Ehl-i Sünnet Velcemaat, sahabeler zamanındaki fitnelerden bahis açmayı
men'etmişler. Emirdağ L. - 204
810- Bilirsin ki, büyük bir hasene ve iyilik, çok günahlara keffaret olur.
Emirdağ L. - 206
811- Gelecek günler ise madem daha gelmemişler; içlerinde çekeceği hastalık veya
musibeti şimdiden düşünüp sabırsızlık göstermek, şekva etmek, ahmaklıktır. Lem'
- 11
812- Bir şeyden her şeyi yapmak ve herşeyi birtek şey yapmak, herşeyin hâlıkına
has bir iştir. Sözler - 61
813- Şu dünya gidişatına bakılsa görülüyor ki; en âciz, en zaîften tut tâ en
kavîye kadar her canlıya lâyık bir rızık veriliyor. Sözler - 63-64
814- Evet baharımızda yer yüzünü bir mahşer eden, yüzbin haşir nümunelerini icad
eden Kadîr-i Mutlak'a, Cennet'in icadı nasıl ağır olabilir? Sözler - 72
815- Nefis, kendini hür ve serbest ister ve öyle telâkki eder. Mektubat - 400
816- Beşer, fıtraten şu kâinatın Hâlıkına karşı hadsiz bir muhabbet üzerine
yaratılmıştır. Lem'alar - 57
817- Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: "Rabbim bana edebi,
güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş." Lem'alar - 54
818- Evet siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyeyi bilen, kat'iyen
anlar ki: Edebin enva'ını, Cenab-ı Hak habibinde cem'etmiştir. Lem'alar - 54
819- Muhali taleb etmek, kendine fenalık etmektir. Bir dağdan uçmak niyeti ile
kendini havalandıran parça paraça olur. A. Bediiyye
820- Her şeyi yapamayan hiçbir şeyi yapamaz ve birtek şeyi halkeden, her şeyi
yapabilir. Sözler - 86
821- Bazı ehl-i Cehennem'in bir dişi, dağ kadar olması; cinayetinin büyüklüğüne
bir mikyas olarak haber verilmiş. Sözler - 80
822- İnsan istidadı nisbetinde burada ekiyor ve ekiliyor, âhirette mahsul
alıyor. Söz - 86
823- Bütün insanların halkolunması ve haşredilmesi, kudret-i İlahiyeye nisbeten
birtek insanın halkı ve haşri gibi âsandır. Sözler - 90
824- Nimetin devamı, nimetin zâtından daha kıymetlidir. Lezzetin bekası,
lezzetten daha lezizdir. Cennet'te devam, Cennet'in fevkindedir ve hâkeza...
Şualar - 759
825- Gayet kuvvetli ve hikmetli ve şefkatli bir mutasarrıf var ki, böyle nev-i
insana bakıyor, besliyor, istediğini veriyor. Sözler - 102
826- Bahar faslında zeminin dar sahifesinde hatasız yüzbin kitabı birbiri içinde
yazan bir kalem-i kudret gözümüz önünde yorulmadan işliyor. Sözler - 101
827- Kâinatın sahibi, kâinattan zemini ve zeminden nev-i insanı intihab edip
gayet büyük bir makam, bir ehemmiyet vermiş. Sözler - 103
828- Akılları gözlerinde olan avâma ders veren, fiildir. A. Bediiyye - 405
829- Eğer biz, doğru İslâmiyet'i ve İslâmiyet'e lâyık doğruluğu ve istikameti
göstersek, bundan sonra onlardan fevc fevc dâhil olacaklardır. Tarihçe - 84
830- İzzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. Mektubat - 48
831- Dünya ile ecelimden başka bir alâkam yok. Mektubat - 48
832- Birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle hediyeleri ile
doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış. Şualar - 168
833- (Allah), dünya ve âhireti, iki menzil gibi bunu kapar, onu açar bir Kadîr-i
Zülcelal'dir. Sözler - 425
834- Haşirde herkesin bütün a'mali bir sahife içinde yazılı olarak neşrediliyor.
Sözler - 426
835- Âlemde abes yok. Fıtratta israf yok. İşarat-ül İ'caz - 53
836- "Bu manevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum" diye vazgeçmek kâr-ı
akıl değildir. İnsan ne kadar koparsa, o kadar kârdır. Lem'alar - 340
837- Evet iman kalbde, kafada daimî bir manevî yasakçı bıraktığından fena
meyelanlar histen, nefisten çıktıkça "yasaktır" der, tardeder kaçırır. Hutbe-i
Şamiye - 77
838- Kâinata Rab olan, kâinat içinde mazlum küçük mahlukların dertlerini görmek,
feryatlarını işitmek gerektir. Dertlerini görmeyen, feryatlarını işitmeyen,
"Rab" olamaz. Sözler - 427
839- Muhit bir ilmin tecellisidir ki, o tecelli kadere, kader de mikdara, mikdar
da kalıba tahavvül eder. Mesnevi - 139
840- Her şey, içerisindeki zerrata bir kalıbtır. Mesnevi - 139
841- Derman hadden geçerse derd getirir, öldürür. Sözler - 718
842- (Güneş), kendi azametiyle beraber sema denizinin yüzünde ancak parlak bir
katreciktir ki, ona ism-i Nur'dan yalnız bir şua tecelli ile aksetmiştir. B.
Mesnevi - 486
843- Ferşten arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi,
yalnız duadır. Mesnevi - 110
844- Güzel gör, hem güzel bak. Tâ güzel düşünmeli. Güzel bil, hem güzel düşün.
Tâ leziz hayatı bulmalı. Sözler - 711
845- Hakikî bütün elem dalalette, bütün lezzet imandadır. Sözler - 740
846- Acaba hergün hergün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana
onlar usanç veriyor mu? Sözler - 270
847- Lezzetin elemde, elemin lezzette. A. Bediiyye
848- Düşman meçhul olduğu zaman, daha zararlı olur. Kandırıcı olursa, daha habîs
olur. Aldatıcı olursa, fesadı daha şedid olur. Os. İşarat-ül İ'caz
849- Hayatta gayeme ulaşmak için en büyük mürşidim, ilimdir. G. münteşir
850- Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib
bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna... Sözler - 169
851- (Kabri), Bismillah diyerek çalıyorum, Eyvah diyerek kaçmıyorum.
Elhamdülillah diyerek rahat bulup yatacağım. Allahü Ekber diyerek ezan-ı haşri
işitip kalkacağım. Sözler - 207
852- "İktisad eden, maişetçe aile belasını çekmez" hadîs-i şerifi sırrıyla:
İktisad eden, maişetçe aile zahmet ve meşakkatini çok çekmez. Lem'alar - 141
853- Hayatın yuvası olan cesedi o zerrelere vazife görmek, nurlanmak, talimat
yapmak için bir misafirhane, bir mekteb, bir kışladır. Lem'alar - 330
854- Peygamberimiz (a.s.m.), öyle bir istikbalden doğru olarak haber veriyor ki:
Şu dünyevî istikbal, ona nisbeten bir katre serab hükmündedir. Sözler - 239
855- Kur'an umum ehl-i akla ders veriyor. Sözler - 245
856- Kur'an mu'cizedir. Hem nihayetsiz belâgattadır. Hem, umuma her vakitte
hidayettir. Sözler - 245
857- Nasıl, Allah'tan korkmuyorsunuz? Halbuki taşlardan ibaret olan dağlar, onun
haşyetinden ezilip dağılıyor. Sözler - 250
858- Dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücud rengi verme. Bu saati düşün;
sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir. Lem'alar - 11
859- Ömrümün son dakikalarına kadar bu hizmet-i kudsiyede hâdim ve şakird olarak
bulunayım İnşâallah-ü Teala ve minallah-i tevfik. G. münteşir - 435/ 320
860- "Üç nehrin herbirine Cennet'ten birer katre her vakit damlıyor ve ondan
bereketlidirler." Sözler - 250
861- Ehl-i zındıkanın üstadı, Şeytandır. Mektubat - 336
862- "Tevhid-i kıble et." Yani: Birini üstad tut, arkasından git, başkasıyla
meşgul olma. Mektubat - 356
863- "Allah'a iman eden hiç kopmayacak bir zincir-i nuraniye yapışır, temessük
eder." Şualar - 700
864- Su, çok yumuşaktır; üstünde durulmaz. Taş çok serttir, ondan istifade
edilmez. Onun için Hakîm-i Rahîm, toprağı taş üstünde serer. Sözler - 251
865- Asıl hüner, kardeşini fena gördüğü vakit onu terketmek değil, belki daha
ziyade uhuvvetini kuvvetleştirip ıslahına çalışmak, ehl-i sadakatın şe'nidir.
Şualar - 319
866- Haşir gelmezse; Kader kalemiyle yazılan bu kitab-ı kâinatın bütün mıhakkak
ma'naları bozulur Sözler - 104
867- Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın hemen hemen üçten birisi haşir ve âhireti
teşkil ediyor ve onu bütün hakaikine temel taşı ve üss-ül esas yapıyor ve
herşeyi onun üstüne bina ediyor. Sözler - 105
868- Bu dünya bizi kovmadan evvel ve haydi dışarıya demeden, biz kemal-i
izzetle, Allah'a ısmarladık deyip izzetimizle bu fâni zevklerimizi bırakmalıyız.
Emirdağ L. 1 - 201
869- Bir talebe, yüz dosta müreccahtır. Barla L.. - 328
870- Dinden bir şeyi fasl veya olmayanı vasletmek, ikisi de câiz değildir.
Muhakemat - 52
871- İnsanın bu dünyada tulû' ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile
cephesinde yazılıdır. İsterse başını taşa vursun ki, o yazıları silsin; fakat
başı kırılır, yazılara bir şey olmaz ha! Mesnevi - 122
872- (Bazan), kalb yoruluyor. Fikir, kendini eğlendirmek için rastgele bir şeyle
meşgul olur. Şeytan fırsat bulur, pis şeyleri önüne serpiyor, sürüyor. Sözler -
276
873- Mezheb-i hak olan Ehl-i Sünnet ve Cemaat derler ki: "Cenab-ı Hak bir şeye
emreder, sonra hasen olur. Nehyeder, sonra kabih olur. Sözler - 276
874- İman hem nurdur, hem kuvvettir. Evet hakikî imanı elde eden adam, kâinata
meydan okuyabilir ve imanın kuvvetine göre hâdisatın tazyikatından kurtulabilir.
S: 314
875- Demek bunlar kendi kendilerine işlemiyorlar. Onları işlettiren gizli bir
kudret sahibi vardır. Sözler - 280
876- Bütün bu âlemin san'atlarını tefekkür et! Sözler - 282
877- San'atlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki: Bir harfte
koca bir kitabı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve
nakşıyla bilinmesin? Sözler - 283
878- Kalem-i kader, dağ gibi bir ağaçta ne yazmış ise, tırnak gibi meyvesinde
dahi dercetmiştir. Sözler - 283
879- Âdeta şu ova, dağlar birer sahife; yüzbinlerle ayrı ayrı kitablar içinde
yazılıyor. Hem hatasız, noksansız olarak yazılıyor. Sözler - 283
880- Nasılki bir ırmağın kabarcıkları gidiyor, arkasından gelen kabarcıklar,
gidenler gibi parladığından anlaşılıyor ki; onları parlattıran, daimî ve yüksek
bir ışık sahibidir. Sözler - 288
881- Bak şu kâinat bostanına, şu zeminin bağına, şu semanın yıldızlarla
yaldızlanmış güzel yüzüne dikkat et! Sözler - 294
882- Bak, şu semavatın denizinde yüzen ve şu zeminin yüzünde serpilen rengârenk
mevcudata ve çeşit çeşit masnuata dikkat et! Sözler - 295
883- Elimize geçen şu meyveler, Vâhid-i Ehad'in malı olmazsa, bütün dünyayı
verse idik, birtek narı yiyemezdik. Sözler - 305
884- Cenab-ı Hak'tan niyaz ediyorum ki: Bundan sonra Cenab-ı Hak bana o hizmete
lâyık ihlas ihsan etsin, ehl-i dünyaya tasannu' ve riyadan kurtarsın. Lem'alar -
10
885- Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı zırhınız: Kur'an tezgâhında
yapılan takvadır. Lem'alar - 72
886- Siperiniz, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesidir.
Lem' - 72
887- Ey ehl-i iman! Bu müdhiş düşmanlarınıza karşı ... silâhınız, istiaze ve
istiğfar ve hıfz-ı İlahiyeye ilticadır. Lem'alar - 72
888- Her dua için cevab vermek var; fakat kabul etmek, hem ayn-ı matlubu vermek
Cenab-ı Hakk'ın hikmetine tâbi'dir. Sözler - 317
889- Bir kalb ve vicdan, fezâil-i İslâmiye ile mütezeyyin olmazsa, ondan hakikî
hamiyet ve sadakat ve adalet beklenilmez. Münazarat - 20
890- Bir müslüman başkasına benzemez. Dini terkedip İslâmiyet seciyesinden çıkan
bir müslim; adalalet-i mutlakaya düşer, anarşist olur, daha idare edilmez.
Emirdağ L. 1 - 21
891- Bu dünyayı bir hane gibi idare eden bir zât; hem beni, hem bu çocukları,
hem validelerimizi besliyor, rızıklarını veriyor. Emirdağ L. 1 - 32
892- Evet bu zamanlarda öyle günahlar, zulümler oluyor ki; rahmet istemeye
yüzümüz kalmıyor. Emirdağ L. 1 - 33
893- O belalar, ehemmiyetsiz fâni şişelerimizi ve cam parçalarımızı
kırmalarıyla, bâki ve uhrevî elmasları bize kazandırıyorlar diye sabır içinde
şükretmeliyiz ve sevinmeliyiz. Emirdağ L. 1 - 36
894- Kur'an ve ehl-i iman, hadsiz masnuatı bir Sâni'-i Vâhid'e verir. Doğrudan
doğruya her işi ona isnad eder. Mektubat - 257
895- "Herşey zıddıyla bilinir." Meselâ, karanlık olmazsa ışık bilinmez,
lezzetsiz kalır. Soğuk olmazsa hararet anlaşılmaz, zevksiz kalır. Lem'alar - 209
896- Bu hizmete, yani ehl-i imanı dalalet-i mutlakadan kurtarmağa -lüzum olsa-
dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim. Emirdağ L.
1 - 13
897- Hayvanlara dikkat et! Nasıl "Ya Rahman, Ya Rezzak" diyorlar. Sözler - 334
898- İnsan olan bir insandan sor. Bak nasıl bütün esma-i hüsnayı okuyor ve
cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin. Sözler - 334
899- Evet, insanın en birinci üstadı ve en te'sirli muallimi, onun vâlidesidir.
Lem'alar - 200
900- Bu zamanda en büyük bir ihsan, bir vazife, imanını kurtarmaktır, başkaların
imanına kuvvet verecek bir surette çalışmaktır. Emirdağ L. 1 - 62
901- "Acaba ben mi divane olmuşum ki, bütün dünyayı kendiyle meşgul eden bu
hâdisata bakmıyorum, ehemmiyet vermiyorum. Yoksa insanlar mı divane olmuşlar?"
Emirdağ L. 1 - 55
902- Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i imanî alamazsa, sonra pek zor ve
müşkil bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Emirdağ L. 1
- 41
903- Risale-i Nur'un bir esası, kusurunu bilmekle mahviyetkârane yalnız rıza-i
İlahî için rekabetsiz hizmet etmektir. Emirdağ L. 1 -87
904- Evet nimete karşı şükretmek ise; in'amı şuuren bilmek ve mün'imin
iltifatını derketmek ile olur. Bu ise nimetten çok daha leziz bir nimettir. B.
Mesnevi - 517
905- İhlas dairesinde, hizmet noktasında çok hırs ve kanaatsizlik gösterdiğimiz
halde, neticelerine ve semeratına karşı kanaatla mükellefiz. Emirdağ L. 1 - 90
906- Emir ve izn-i İlahî ve havl ve kuvvet-i Rabbaniye ile, umum hayvanatın
melaikeden bir çobanı, bir nâzırı olduğu gibi; kuş taifesinin de bir çobanı var.
Emir 1 - 92
907- Risale-i Nur Kur'an semalarından bir sema-yı maneviyenin güneşleri, ayları
ve yıldızlarıdır. Emirdağ L. 1 - 98
908- Muhali taleb etmek, kendine fenalık etmektir. Münazarat - 17
909- İnadın gözü, meleği Şeytan görür. Sözler - 718
910- Risale-i Nur nurdan bir ibrişimdir ki, kâinat ve kâinattaki mevcudatın
tesbihatları onda dizilmiştir. Emirdağ L. 1 - 97
911- O meyveler, nümunelerdir. Tatmaya izin var, tâ asıllarına talib olup
müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur. Sözler - 37
912- Dikkat ediniz; gözünüzle görseniz dahi perdeyi yırtmayınız. Fenalığa karşı
iyilikle mukabele ediniz. Emirdağ L. 1 - 108
913- Kur'an-ı Hakîm ehl-i şuura imamdır, cin ve inse mürşiddir, ehl-i kemale
rehberdir, ehl-i hakikata muallimdir. Mektubat - 311
914- Kur'anın manaları, dağ gibi akılları işba' ettiği gibi, sinek gibi küçücük
basit akılları dahi aynı sözlerle talim eder, tatmin eder. Sözler - 409
915- "Fatihanın Kur'an kadar sevabı vardır." Sözler -346
916- Bizler için şimdi herşeyin iyi tarafına ve güzel cihetine ve ferah verecek
vechine bakmak lâzımdır ki manasız, lüzumsuz, zararlı, sıkıntılı, çirkin, geçici
haller nazar-ı dikkatimizi celbedip kalbimizi meşgul etmesin. Şualar - 510
917- Şu âlemin mikyasıyla âlem-i ebedînin şeyleri tartılmaz. Buranın en büyüğü,
oranın en küçüğüne müvazi gelemez. Sözler -348
918- Bazan olur ki; birtek kelime, birtek tesbih, öyle bir saadet hazinesini
açar ki, altmış sene hizmetle o açılmamış. Sözler -349
919- Rûy-i zemin, umumî bir mezraadır. İçindeki bütün hayvanatın taifelerine
Hâlık-ı Zülcelal'in emriyle, izniyle, hesabıyla, havl ve kuvvetiyle bir melek-i
müekkel nezaret eder. Sözler -353
920- Her şeyin suret-i maddiyesinde Kudret-i Rabbanî ustadır, kader mühendistir.
Mesnevi - 34
921- "Arştan ferşe, yıldızlardan sineklere, meleklerden semeklere, seyyarattan
zerrelere kadar herşey Cenab-ı Hakk'a secde ve ibadet ve hamd ve tesbih eder.
Sözler -352
922- (Melekler), nurdan mahluk oldukları için gıdalarına nur kâfidir. Hattâ nura
yakın olan rayiha-i tayyibe dahi onların bir nevi gıdalarıdır ki, ondan
hoşlanıyorlar. Sözler -353
923- "Bir âlimin yatağına yaslanarak ilmine (kitabına) bir saat bakması, yetmiş
saat ibadetten hayırlıdır." Tefekkürnâme
924- İman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte asr-ı saadet.
Münazarat - 23
925- İfrat ve tefrit de muzırdır. Belki daha ziyade, fakat ifrat, tefrite sebeb
olduğundan daha kabahatlidir. Muhakemat - 22
926- Acaba bir şeriat, "karıncaya bilerek ayak basmayınız!" dese, tâzibinden
men' etse, nasıl Benî Âdem'in hukukunu ihmal eder. Münazarat - 66
927- "Din ile dünyayı taleb edenlere veyl olsun." Tefekkürnâme
928- Herşey, Nur-u Ahmedî (A.S.M.) ile alâkadardır. Sözler -362
929- Allahım! Sen benim mâbudumsun, senin rızan benim matlubumdur. B. Mesnevi
930- (Ey nefis!) Hayvan gibi olamazsın. Sözler - 362
931- Eğer bir adamın iyilikleri fenalıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade
gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır. Lem'alar - 88
932- İnsan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz
hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adavet eder,
günahlara girer. Lem' - 88
933- Sinek ve böceklerin bülbülleri hem çoktur, hem çeşit çeşittirler. Sözler -
355
934- "Cenab-ı Hak bir adamı senin elinle hidayete getirmesi, güneşin üzerine
doğduğu her şeyden daha hayırlıdır." Tefekkürnâme
935- Yeryüzünün tarlasında nebatatın herbir taifesi ... "Ya Rabbena! Bize kuvvet
ver ki, yeryüzünün herbir tarafında taifemizin bayrağını dikmekle saltanat-ı
rububiyetini lisanımızla ilân edelim." Sözler - 356
936- "Cenab-ı Allah şu ümmetin üstünde hem deccal'in kılıncını, hem de büyük
harb kılıncını beraber cem etmeyecektir." Tefekkürnâme
937- Şu kâinat sarayında bir nevi hademe olan insanlar, hem melaikeye benzer,
hem hayvanata benzer. Sözler - 357
938- "Kim ki, İslâmı ihya etmek niyeti ile ilimden bir bâb tahsil ederse, onun
derecesi ile peygamberlerin derecesi arasında yalnız bir derece kalmış olur."
Tefekkürnâme
939- Evet biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubudiyetle muvazzafız.
Sözler - 360
940- "Bir ilim talebesi, ilim tahsil etmekte iken vefat etse, şehid olur."
Tefekkürnâme
941- Elbette bu zamanda umum âlem-i İslâmı alâkadar edecek bir kudsî vazife
yüzünden hafif bir zahmete ehemmiyet vermemekle mükellefiz. Şualar - 323
942- Peygamberimiz (a.s.m.) buyuruyorlar ki: "Kur'anı öğrenen ve öğreten ve
içindeki hakaiki ders veren, bilmiş olsunlar ki, kıyamet günüde onların Cennet'e
girmelerine sâik ve delil ben olacağım." Tefekkürnâme
943- Bizden gayrısına kendisini benzeten, bizden değildir. Sakın, Yahudi ve
Hıristiyanlara kendinizi benzetmeyiniz." Tefekkürnâme
944- (Kur'ana) yapış. Her derde bir deva, her zulmete bir ziya, her ye'se bir
rica, içinde vardır. Lem'alar - 226
945- Hiss-i rekabet, makina-i terakkiyat-ı medeniyetin buharı hükmünde olan
müsabakayı intac eder. A. Bediiyye - 356
946- Kur'an-ı Hakîm'in bize verdiği en mühim bir ders, "iman-ı bil'âhiret"tir.
Lem'alar - 227
947- Bunu da inkâr etmem: Medeniyette vardır mehasin-i kesîre.. lâkin onlar
değildir ne Nasraniyet malı, ne Avrupa icadı. Sözler - 714
948- Eğer ezkiya zekâvetlerinin zekâtını ve ağniya velev zekâtın zekâtını
milletin menfaatına sarfetseler; milletimiz de başka milletlere yolda
karışabilir. Münazarat - 63
949- Allah'tan havf eden, başkaların kasavetli, belalı havfından kurtulur.
Sözler - 358
950- Mahşerde herkes "nefsî nefsî" dediği zaman, yine "ümmetî ümmetî" diyerek en
kudsî ve en yüksek bir fedakârlık ile, yine şefaatıyla ümmetinin imdadına koşan
bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Lem'alar - 225
951- Bir ilâcı istihsan edip izdiyad etmek, devâyı dâ'e inkılâb etmektir.
Muhakemat - 32
952- Kavun, kalbinde nüveler suretinde bin niyet eder ki, "Ya Hâlıkım! Senin
esma-i hüsnanın nakışlarını yerin bir çok yerlerinde ilân etmek isterim." Sözler
- 361
953- "Ey insanlar! Rabbinize ibadet ediniz." B. Mesnevi - 357
954- (Hayatın) yalnız dünyevî ehemmiyetsiz meyvelerini görüp dünyaya gelişinden
pişmanlık gösterme. Mektubat - 225
955- Nasılki hayatın dünyaya gelmesi bir halk ve takdir iledir; öyle de,
dünyadan gitmesi de bir halk ve takdir ile, bir hikmet ve tedbir iledir.
Mektubat - 7
956- İlim azizdir, zelil etmek istemem. Hem de size göstermek isterim ki: Bir
kısım ehl-i ilim vardır ki; dünyaya tenezzül etmez ve san'at-ı ilmi, medar-ı
maişet etmez. Münazarat - 68
957- Kur'an, bütün ins ü cinnin bütün tabakalarını imana davet eder. Sözler -
390
958- Yedi def'adır şu hayat elimden üçacaktı. Emâneten elimde bırakılmış. Bunu
vermekten minnet etmek hakkım değildir. Münazarat - 74
959- Maddiyatta tevaggul eden, ma'neviyatta gabileşir ve sathî olur. Muhakemat -
18
960- Herkesin istidadına göre -eğer kaybetmezse- orada bir saadeti vardır.
Sözler - 74
961- Dünkü günü halkeden ve o güne mahsus mevcudatı icad eden zât; yarınki günü
mevcudatıyla halketmeye muktedir olduğu hiçbir vecihle şübhe getirmez. Sözler -
78
962- (Kur'an), hiçbir şeyi, hiçbir kimseyi, taklid etmemiş. Hiç kimse de onu
taklid edemiyor. Sözler - 374
963- Dünyada en sevdiğim şey muhabbet ve en darıldığım şey de husumet ve
adavettir. Münazarat - 77
964- (Kur'an), binler defa tekrar edilse usandırmıyor, belki lezzet veriyor.
Sözler - 378
965- "Bir harf kâtibsiz olmaz" bildikleri halde, nasıl bir harfinde bir kitab
yazılan şu kâinat kitabını, kâtibsiz zannediyorlar. Sözler - 387
966- Bize ve merakımıza, dairemiz içindeki ezvâk-ı ma'neviye ve envâr-ı imaniye
kâfi ve vâfidir. Kastamonu L. - 118
967- Sen de onların inkârından müteellim olma. Allah'ın akılsız hayvanları
çoktur, de.
Sözler - 387
968- Herbir sersemin safsatasına, her divanenin hezeyanına kulak verilmez.
Sözler - 388
969- Herkesin bu âlemde birer âlemi var, birer kâinatı var. Emirdağ L. 2 - 69
970- Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayâlata sapar.
Muhakemat - 49
971- İttihad, cehl ile olmaz. İttihad, imtizâc-ı efkârdır. Münazarat - 73
972- "Mü'minler, ancak kardeştirler." Münazarat - 76
973- "Birinizi kendisi için istediği şeyi kardeşi için de istemedikçe tam iman
etmiş olmaz." Münazarat - 76
974- Yalnız günah cihetinde ölüyorum, hasenat cihetinde yaşıyorum diye Allah'a
hadsiz şükrediyorum. Emirdağ L 1 - 184
975- Cenab-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve âhirdir. Hiçbir cihette ne zâtında,
ne sıfâtında, ne ef'alinde nazîri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli yoktur.
Sözler - 412
976- Çoklar var ki, büyüklerine ve mürşidlerine itimad edip tenbellik eder.
Hattâ bazan, "Namazımız kılınmış" der. Sözler - 413
977- (Cenab-ı Hak), "sizi bir mahkeme-i kübraya gönderecektir. Yeri ihya ettiği
gibi, sizi de ihya edecektir." Sözler - 416
978- Koca kâinatı idare eden, küçük mahlukatı başka ellere bırakmaz. Sözler -
417
979- Senin Rabbin alîm ve hakîm'dir. Sözler - 418
980- Dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Mektubat - 71
981- Cennet-Cehennem, şecere-i hilkatten ebed tarafına uzanıp eğilerek giden
dalının iki meyvesidir. Sözler - 532
982- Risale-i Nur onun her müşkilini halledebilir. Hâlisane, teslimkârane ona
çalışsın, onu dinlesin. Emirdağ L 1 - 158
983- İnsanlara kendini bildirmek, bir şöhretperestlik olmasından; bir enaniyet,
bir hodfüruşluk, bir riyakârlık ihtimali var. Bu ise, bizim gibilere tam
zarardır. Emir L 1 - 161
984- Peygamberimiz (a.s.m.), üstad-ı Ezelî'sinden ders alıyor, sonra söylüyor.
Sözler - 406
985- Işık verici, ısındırıcı müteharrik bir lâmba olan Güneş, elbette bir gün
seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size faidesi dokunmayacak bir suret
alacaktır. Sözler - 393
986- Nasıl gündüzün ziyası "Güneş'ten geldim" der. Kur'an dahi, "Ben, Hâlık-ı
Âlem'in beyanıyım ve kelâmıyım" der. Sözler - 397
987- "Güneş, nurani bir ağaçtır. Seyyareler onun müteharrik meyveleri...
Ağaçların hilafına olarak güneş silkinir, tâ o meyveler düşmesin. Eğer
silkinmezse, düşüp dağılacaklar." Sözler - 394
988- "Evet Güneş bir meyvedardır; silkinir tâ düşmesin seyyar olan yemişleri.
Eğer sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczubları."
Sözler - 394
989- (Allah), madem ki, yapar ve bilir; elbette konuşur. Madem konuşur, elbette
konuşmasına yakışan Kur'andır. Sözler - 398
990- "İstediğin her şey için Kur'andan her ne istersen al." Sözler - 398
991- Nur'un hizmeti; hem maişet, hem rahat-ı kalbe bereketleriyle yardım ettiği
gibi; ibadet-i tefekkürî nev'inden olması cihetiyle, mübarek ayların sevablarına
büyük yardımı olur. Emirdağ L. 1 - 167
992- (Kur'an), her asırda taze nâzil oluyor gibi tazeliğini, gençliğini muhafaza
ediyor. Sözler - 407
993- Evet Kur'an, bir hutbe-i ezeliyye olarak umum asırlardaki umum tabakat-ı
beşeriyeye birden hitab ettiği için öyle daimî bir şebabeti bulunmak lâzımdır.
Sözler - 407
994- Kur'anın düsturları, kanunları, ezelden geldiğinden ebede
gidecektir.Medeniyetin kanunları gibi ihtiyar olup ölüme mahkûm değildir. Dâima
gençtir, kuvvetlidir. Söz: 408
995- Elbette isyan edeni Cehennem'e müstehak olur. Muhakemat - 30
996- Biz bakıyoruz, bu zamanda en büyük ihsan, imanı kurtarmaktır. Ve görüyoruz,
imanı hârika bürhanlarla kurtaran başta Risale-i Nur'dur. Kastamonu L. - 46
997- Dünya için din feda olunmaz. Tarihçe - 58
998- Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor. Manevî hava da bozulsa,
herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir. Kastamonu L. - 66
999- Hüsn-ü niyet öyle bir kimyadır ki; şişeleri, elmasa çevirir; toprağı, altun
yapar. Kastamonu L. - 67
1000- Bir şey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz. Lem'alar - 340
1001- Zâhiren çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var. Emirdağ 1- 132
1002- Evet, dünya öldükten sonra âhiret olarak diriltilecektir. Sözler - 533
1003- Her şey, Cenâb-ı Hakk’ın takdiriyledir. Sözler - 468
1004- Sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Mektubat -
227
1005- Karnı aç olan bir kimse, bütün insanları aç zanneder. B. Mesnevi - 109
1006- Hidayet, ruhun Cennet’idir. İşârat-ül İcaz - 60
1007- Dalâlet, ruhun Cehennem’idir. İşârat-ül İcaz - 60
1008- (İman), her derdin en kudsî dermanıdır. Kastamonu L.-14
1009- Senin elin kırık ise, kesilmiş ellere bak. Lem’alar - 215
1010- İnsan hatâdan hâli olamaz: fakat tevbe kapısı açıktır. Kastamonu L- 34
1011- Gençlik gidiyor. Ömür geçiyor ... Zamanlar geri gelmiyor. Gençlik Rehberi
-235
1012- Biz de bütün kuvvetimiz ve merakımızla, vaktimizi kudsî vazifeye
hasretmeliyiz. Onun hâricindekileri mâlâyani bilip, vaktimizi zâyi etmemeliyiz.
Emirdağ L. - 44
1013- Size kâinatın en büyük mes’elesi olan iman hizmeti yeter. Kastamonu L. -
193
1014- Fâni zevkler, sana ma’nevî elemler bırakıyor. Emirdağ L. - 199
1015- İnsan ebed için halkedilmiş ve ebede gidecektir. Sözler - 88
1016- Elbette bir vakit O'na döneceğiz. Lem’alar - 120
1017- İman hizmeti, iman hakaiki, bu kâinatta her şeyin fevkindedir: Hiç bir
şeye tâbi ve âlet olamaz. Kastamonu L. - 137
1018- Evet, geçmiş ömrü israf ettik, zâyi ettik. Çok mübârek zatlar, ahbablar
kaybettik. Yalnız kaldım. O mübâreklerle âhirete çalışmadım. Barla L. - 109
1019- Allah, elbette seni senden daha çok görüyordur ... Ve sana senden daha
yakındır. Mesnevi - 158
1020- Başka kitablar, hiçbir cihetle Kur’ana yetişemez. Hakikî söz odur: onu
dinlemeliyiz. Gençlik Rehberi - 109
1021- Gözümüzle görüyoruz: Birisi var ki, bize zemin yüzünü rahmetin binlerle
hediyeleriyle doldurmuş, bir ziyafetgâh yapmış. Şualar - 168
1022- Risale-i Nur, bu zamanın bir mürşididir. Kastamonu L. - 31
1023- Bediüzzaman diyor ki: Mal ve servet bana lezzet vermiyor: dünyaya ancak
bir misafirhane nazarıyle bakıyorum. Tarihçe - 48
1024- Hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şey’e âlet
olamaz:Rıza-yı İlâhiden başka bir gayesi olamaz. Emirdağ L. - 39
1025- Gelin, hepimiz bu hevâi ve nefsî arzulardan vazgeçelim: Hakaik-i
Kur’aniyenin önünde diz çökelim ve bu asrın saadeti olan Nur Medresesine
koşalım. Şualar - 558
1026- Bu hizmette doğrudan doğruya, yalnız Cenâb-ı Hakk’ın rızasını esas maksad
yapmak gerektir. Lem’alar - 160
1027- Peygamberimiz (A.S.M.), insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha
ziyâde sa’y-ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Lem’alar - 131
1028- Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile, Herkes beni dinlesin! diye vazifeni
unutup vazife-i İlâhiyeye karışıyorsun? Lem’alar - 152
1029- Kabul ettirmek, senin etrafına halkı toplamak Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir:
vazifeni yap, Allah’ın vazifesine karışma. Lem’alar - 152
1030- Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vâsıta ve saâdet-i ebediyenin
anahtarı, imandır. Şualar - 462
1031- Bütün kâinatın en büyük gayesi, ubûdiyet-i insaniyedir. Emirdağ L. - 57
1032- Herbiriniz, ötekinin faziletlerine nâşir olunuz. Uhuvvet Risalesi - 45
1033- Sakın, birbirinize tenkid kapısını açmayınız. Uhuvvet Risalesi - 45
1034- Risale-i Nur’un vazifesi, imanı kuvvetlendirip kurtarmaktır. Şualar - 393
1035- Yer ve gök, iki mutî asker gibi emirlerine bakan bir zâta (Allah’a) isyan
edilmez, edilmemeli ... Sözler - 376
1036- En büyük ve en yüksek maksad, hakaik-i imaniyedir. Kastamonu L. - 112
1037- Dünya harab edildikten sonra, o dünyayı yapan zât, yine daha güzel bir
sûretle onu tamir edecek,âhiretten bir menzil yapacaktır. Sözler - 333
1038- Kur’ana ait en cüz’i, en küçük bir nüktenin de kıymeti büyüktür. Kastamonu
L. - 224
1039- Risale-i Nur, iman kurtarıcıdır. Kastamonu L. - 235
1040- (Güneş) bir soba, bir lambadır. Odununu, gazyağını veren kimdir? Bil,
ayıl! Kastamonu L. - 232
1041- Dünya bütün şa’şaasıyla, âhirete nisbeten bir zindan hükmündedir. Sözler -
204
1042- Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Lem’alar - 68
1043- Fenalığa karşı, iyilikle mukabele ediniz. Emirdağ L. - 108
1044- İbadeti terkeden, mevcûdatın ibadetini görmez ve göremez: belki de inkâr
eder. Lem’alar - 190
1045- Dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir. Mektubat - 33
1046- Kabir,ehl-i iman için bu dünyadan daha güzel bir âlemin kapısıdır. Sözler-
142
1047- Bir saray gibi şu âlemin tek bir ustası vardır. Sözler - 280
1048- İhlâsı kazanmak çok mühimdir. Lem’alar - 133
1049- Bir gıybet etsen, murdar bir et sûretinde sana yedirirler. Sözler - 581
1050- Eğer Allah razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti yok! Lem’alar - 160
1051- İslâmın ve Asya’nın istikbali, uzaktan gayet parlak görünüyor. Muhakemat -
42
1052- Ben bir hizmetkârım, çekirdek gibi çürüdüm gittim. Risale-i Nur ise,
Kur’an-ı Hakîmin tefsiridir, ma’nasıdır. Emirdağ L. - 133
1053- Tabiatın perdesi ile Allah’ın nurunu görmeyen insan, herşey’e bir ulûhiyet
verip, kendi başına musallat eder. Sözler - 539
1054- Ben şu evi nasıl yaptım ve tanzim ettim: Öyle de, şu dünya hânesini birisi
yapmış ve tanzim etmiş. Sözler - 537
1055- Kuvvet haktadır, hak kuvvette değildir. Sözler - 541
1056- İnsanlarda sıhhat ve istikamet ile vahdet olmazsa, ziyadeleşmekle küçülür,
bozuk olur, kıymetsiz olur!.. Mektubat - 475
1057- Ey nefis! Eğer takva ve amel-i salih ile Hâlıkını râzı etti ise, halkın
rızâsını tahsile lüzûm yoktur. Mesnevi - 185
1058- Ecel ve herşey, kader-i İlâhi iledir. Lem’alar - 130
1059- İnsan kendi vazifesini yapıp, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmamalı.
Lem’alar - 131
1060- Allah’a abd ve asker olmak, öyle lezzetli bir şereftir ki, ta’rif edilmez.
Sözler - 29
1061- Evet, Cennet ucuz değil: iki hayatı imha eden küfr-ü mutlaktan kurtarmak,
bu zamanda pek çok ehemmiyetlidir. Şualar - 296
1062- Evet, Kur’anın dediği gibi: İnsan, seyyiatından tamamen mes’uldür: çünki,
seyyiatı isteyen odur. Sözler - 464
1063- İnsanların en hayırlısı, insanlara en çok faydalı olandır. Münazarat -
1064- Başkasının dalâleti, sizin hidayetinize zarar etmez. Emirdağ L. - 44
1065- Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Münazarat -
1066- Bir sünnet yüzünden yüz günaha girilmez. Hanımlar Rehberi - 25
1067- (Melekler), Emre muhalefet etmezler: ne emrolunsa onu yaparlar. Sözler -
511
1068- İnsan öldükten sonra, esaslı bir ciheti bâkidir: o esas ise ruhtur. Şualar
- 225
1069- Her mevcûd, san’atlı ve hikmetli vücûda geliyor. Lem’alar - 178
1070- Hüsn-ü niyet öyle bir kimyadır ki, şişeleri elmasa çevirir: toprağı altın
yapar. Kastamonu L. - 67
1071- Bu asrın hassası şudur ki: hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı bâkiyeye bilerek
tercih ettiriyor. Kastamonu L. - 104
1072- Şübheli mal hükmünde ve ma’nen müşterek olan erzâk-ı umûmiyeden helâl
olmak için, miktâr-ı zârûret derecesinde kanaat ediyorum. Kastamonu L. - 141
1073- Kader-i İlâhiyeye karşı şekva ile değil, rızâ ile karşılar Kastamonu L. -
141
1074- Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur. Kastamonu L. - 148
1075- Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinâb etmek ve amel-i sâlih, emir
dâiresinde hareket ve hayrât kazanmaktır. Kastamonu L. - 148
1076- Bir haramın terki vâcibtir. Bir vâcibi işlemek, çok sünnetlere mukabil
sevabı var. Kastamonu L. - 148
1077- Bu dünya hayatı, hususan bu zamanda, bu şerâit altında kıymeti yoktur.
Başa ne gelse gelsin,hoş görmeli. Şualar - 336
1078- Mâdem herşey gidiyor ve gittikten sonra, eğer lezzet ve keyf ise, boşu
boşuna gider, bir hasret kalır. Şualar - 300
1079- Risaleleri ciddî okumak ve yazmak, yirmi sene medresede okumaktan fâiktir
ve daha menfaatlidir. Barla L. - 142
1080- Ekser hastalıklar sû-i istimalâttan, perhizsizlikten ve israftan ve
hatîattan ve sefâhetten ve dikkatsizlikten geliyor. Lem’alar - 217
1081- En zâif, en aptal hayvan: en iyi beslenir. (Meyve kurtları ve balıklar
gibi) Sözler - 23
1082- En âciz, en nâzik mahlûk: en iyi rızkı o yer. (Çocuklar ve yavrular gibi)
Sözler - 23
1083- Şu ateş azâbı, Kur’ana imtisal etmeyen kâfirlere hazırlanmıştır. İşarât-ül
İ’caz - 127
1084- Cehennem matvîdir: ya’ni bükülmüştür: ya’ni tam açık değildir. İşarât-ül
İ’caz - 129
1085- Ne vardı, insanlar ya göründüğü gibi olsa, yahud olduğu gibi görünseler
idi. Zekâi Barla L. - 180
1086- Kendimizi dev aynasında görmemeliyiz. Asar-ı Bediiyye Münazarat - 67
1087- Büyük işlerde yalnız kusurları gören, cerbezelik ile aldanır veya aldatır.
Münazarat - 34
1088- Me’muriyete veya imârete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir.
Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nev’i çingenelik eder. Münazarat-
39
1089- Ne yapayım, acele ettim kışta geldim: sizler Cennet âsâ bir baharda
geleceksiniz. Münazarat - 48
1090- Bir def’a okumak kâfi değil. Hepsi yanında bulunup, dâima okumalıdır.
Barla L. - 51
1091- Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Münazarat - 48
1092- (İnsan), elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul
etmez. Sözler - 477
1093- (İnsan), kendini görür, kendine güvenir, kendini beğenir. Sözler - 477
1094- Ne vakit bir araya gelsek, Sözler’den birini açıp okuyoruz ... tatlı tatlı
istifade edip, Üstadımızla görüşüyoruz. Kastamonu L. - 216
1095- Herkes bir ahlâkda olamaz. Bazıları meşru’ dâirede rahatını istese de,
i’tiraz edilmemeli. Kastamonu L. - 223
1096- Ma’nevî bir istiğfar olan kusurumu bildim. Kastamonu L. - 223
1097- Kur’an bizi siyasetten men etmiş: tâ ki, elmas gibi hakikatları ehl-i
dünyanın nazarında cam parçalarına inmesin. Kastamonu L. - 240
1098- Cenâb-ı Hak bize akrebdir ve herşeyden daha ziyâde yakındır. Biz ise,
O’ndan nihayetsiz uzağız. Sözler - 492
1099- Hadîste var ki, Dünya muhabbeti, bütün hataların başıdır. Sözler - 494
1100- Cennet, bütün lezâiz-i ma’neviyeye medâr olduğu gibi, bütün lezâiz-i
cismâniyeye de medârdır. Sözler - 497
1101- Ehl-i Cennet ruhları, berzah âleminde yeşil kuşların cevflerine girerler
ve Cennet’te gezerler. Sözler - 505
1102- Ben Allah’ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedârım. Cenâb-ı
Hakk’ın vazifesine karışmam: muzaffer etmek veya mağlûb etmek O’nun vazifesidir.
Lem’alar - 131
1103- Peygamberimiz (A.S.M.), Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmazdı. Lem’alar -
131
1104- İnsan, bütün kâinatla alâkadardır. Sözler - 471
1105- Şübheler, erkân-ı imaniyenin za’fından ileri geliyor. Lem’alar - 131
1106- Bu hasbî ve Kur’anî hizmetten zevk alıyoruz: lâyıkıyla yapamıyorsak da
yolunda bulunuyoruz. Barla L. - 53
1107- Bir dert görünürse devâsı âsandır. Münazarat - 34
1108- Biz, ruhumuzla, canımızla, vicdânımızla, fikrimizle ve bütün kuvvetimizle
demeliyiz ki: Biz ölsek, milletimiz olan İslâmiyet haydır, ilelebed bâkidir.
Münazarat - 61
1109- Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf
kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayetsiz derecede muntazam şu
memleket hâkimsiz olur? Sözler - 49
1110- Mal sahibi zannettiğin esbâb, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi
onların arkasında iş gören Kudret-i Ezeliyedir. Mesnevi - 10
1111- Mü’minler Cehennem’e gitmemek için Allah’tan isterim, benim vücûdum
Cehennem’de büyüsün ki, onların yerine azab çeksin. Emirdağ L. - 38
1112- Âkıbeti görmiyen kör hissiyatın hükmiyle, hâzır bir dirhem zehirli
lezzeti, ileride bir batman sâfi lezzete tercih etmek bu zamanın dehşetli bir
marazı, bir musibetidir. Kastamonu L. - 197
1113- Cesed, gelip geçicidir. Sözler - 517
1114- Cesed, ruhun hânesi ve yuvasıdır: libâsı değil! Sözler - 517
1115- İbadetin yapılması, ateşe girmemeğe vesiledir. İşârat-ül İ’caz - 127
1116- Ey insanlar! Allah’ın emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve
câmid şeylere ibâdet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları
şeyleri yiyip yutacak bir ateşe gireceksiniz. İşârat-ül İ’caz - 127
1117- Âyât-ı Kur’aniyyede öyle bir câmiiyyet var ki, her derde devâ, her hâcete
gıda olabilir. Sözler - 213
1118- Ahvâl-i uhreviyye ve berzahiyye ise, çendan akl-ı beşer kendi başiyle
yetişemiyor, göremiyor. Fakat, Kur’anın gösterdiği yollar ile onları görmek
derecesinde isbat ediyor. Mesnevi - 43
1119- Tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mu’cizesi, sûretleri
açmasıdır. Şualar - 167
1120- (Allah’ın) mevcûdata karşı nisbeti hallâkıyyettir. Emr-i kün feyekün ile,
irâde-i ezeliyesiyle, ihtiyariyle îcad eder. İcâbî ve ızdırârî ve sudûr-u gayr-i
ihtiyari gibi münâfi-i kemâl her bir rabıtadan münezzehtir. Sözler - 412
1121- Cevv berrak, sâfi, hiç bir şey yokken, bir mahşer-i acâib gibi dağvâri
parçaları kendi kendine toplamıyor. Belki, zîhayatı tanıyan birisidir ki,
gönderiyor. Sözler - 412
1122- Beğendiğin şeyde ifrat etme! Lemaât - 718
1123- Hakkı bulduktan sonra, ehak için ihtilâfı çıkarma! Lemaat - 718
1124- Kuva-yı insaniye, tahdid edilmediğinden cinayeti büyük olur. Lemaat - 707
1125- Kâmillerde büyüklük mikyasıdır küçüklük. Nâkıslarda küçüklük mîzânıdır,
büyüklük. Lemaat - 724
1126- Kışrı lüb zannetmek, lübbü zâyi etmektir. Asar-ı Bediiyye Lemaat
1127- Nur Şakirdlerinden çokları, hem malını, hem istirahatını, hem dünya
zevklerini, hem lüzûm olsa hayatını Nur’un hizmetinde feda ediyorlar. Sen ey
nefsim! Neden fedakârlıkta en geri kalmak istersin? Emirdağ L. - 200
1128- (Bütün muhakkikler), Tılsim-ı kâinatı ve muamma-yı hilkati keşf ve
fetheden yalnız sensin, Ey Kur’an-ı Kerim! demişler. Sözler - 435
1129- (Kur’an-ı Kerim) bir ilm-i muhite istinad ediyor ve cemi’ eşyayı birden
görebilir: ezel ve ebed ortasında bütün hakaik-ı bir anda müşahade eder bir
Zât’ın kelâmıdır. Âmennâ ... Sözler - 436
1130- Evet, velâyetin kerâmeti olduğu gibi, niyet-i hâlisenin dahi kerâmeti
vardır. Samimiyetin dahi kerâmeti vardır. Mektubat - 372
1131- Evet, hakikat-ı mutlaka mukayyed enzâr ile ihâta edilmez. Kur’an gibi bir
nazar-ı küllî lâzım ki, ihâta etsin. Sözler - 439
1132- Peygambere (A.S.M.) intisab edip, O’nun kemalâtına istinad ederek O’nun
pederâne şefkatine i’timad edip kusur ve hatîat etmemelisiniz ... Sözler - 413
1133- Kur’an-ı Mübîn, yirmi senede hâcetlerin mevkileri i’tibâriyle necim necim
olarak, müteferrik parça parça nüzûl ettiği halde, öyle bir kemâl-i tenâsübü
vardır ki, gûya bir def’ada nâzil olmuş gibi bir münasebet gösteriyor. Sözler -
414
1134- İstidat ve ihtiyac-ı fıtrî lisaniyle insan ne istemişse, bütün verilmiş.
İnsana olan ni’met-i İlâhiyye, ta’dâd ile bitmez, tükenmez. Sözler - 422
1135- Elhamdülillah, siyasetten tecerrüd sebebiyle, Kur’anın elmas gibi
hakikatlarını propaganda-i siyaset ittihamı altında cam parçalarının kıymetine
indirmedim. Mektubat - 49
1136- Bütün mevcûdatın muntazam sûretlerini basit maddeden yapmak ve açmak,
vahdeti bedahetle isbat eder. Şualar - 170
1137- Meziyetin varsa, hafâ turâbında kalsın: tâ neşvünema bulsun. Lemaat - 720
1138- Bütün erkân-ı imaniyenin inkişafiyle, hakikî kemâl bulunur. Sözler - 335
1139- Âyinedir bu âlem, her şey hak ile kâim. Mir’ât-ı Muhammed’den Allah
görünür dâim. Barla L. - 86
1140- Ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedâr âşıkı,
elbette bâki kalıp ebede gidecektir. Sözler - 126
1141- İnsan, eğer kesrete dalıp kâinat içinde boğulup dünyanın muhabbetiyle
sersem olarak fânilerin tebessümlerine aldansa, onların kucaklarına atılsa,
elbette nihayetsiz bir hasarete düşer. Sözler - 364
1142- Cenâb-ı Hak, haşirde adâlet-i mutlaka ile mîzân-ı ekberinde a’mâl-i
mükellefini tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti, mağlûbiyeti noktasında
hükmeyler. Lem’alar - 88
1143- Evet bir bahr-ı müsebbih olan şu semavatın kelimat-ı tesbihiyesi:
güneşler, aylar, yıldızlar olduğu gibi, bir tayr-ı müsebbih ve hâmid olan şu
zeminin dahi elfaz-ı tahmidiyesi: hayvanlar, nebatlar ve ağaçlardır. Sözler -
164
1144- O cüz'-i ihtiyarîden dahi vazgeçip, irade-i İlahiyeye işini bırakıp, kendi
havl ve kuvvetinden teberri edip, Cenab-ı Hakk'ın havl ü kuvvetine iltica ederek
hakikat-ı tevekküle yapışmaktır. Sözler - 212
1145- Güzel değil batmakla gaib olan bir mahbub. Çünki zevale mahkûm, hakikî
güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyine-i Samed olan kalb ile sevilmez
ve sevilmemeli. Sözler - 214
1146- Zeval-i lezzet, elem olduğu gibi: zeval-i lezzetin tasavvuru dahi bir
elemdir. Sözler - 215
1147- Nimet içinde in'am görünür: Rahman'ın iltifatı hissedilir. Nimetten in'ama
geçsen, Mün'im'i bulursun. Sözler - 216-217
1148- Hem her eser-i Samedanî, bir mektub gibi, bir Sâni'-i Zülcelal'in esmasını
bildirir. Nakıştan manaya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun. Sözler - 217
1149- Evet, masnuatta hiçbir eser yok ki, çok ma’nalı bir lâfz-ı mücessem
olmasın, Sâni'-i Zülcelal'in çok esmâsını okutturmasın. Sözler - 217
1150- Tohumlar gibi neşv ü nemasız kalan birçok istidad çekirdekleri, zâhirî
çirkin görünen hâdiseler yüzünden sünbüllenip güzelleşir. Sözler - 231-232
1151- Şeriât, vâzı-ı esaret değildir. Belki en vahşi bir suretten, böyle tamamen
hürriyete yol açacak ve geçebilecek bir surete indirmiştir: ta’dil etmiştir.
Sünuhat - 68
1152- Âlemin her hâlinde hayr-ı mahz olamaz. Sünuhat - 69
1153- Evet, madem ezelî, ebedî bir Allah var: elbette Saltanat-ı Ulûhiyetinin
sermedî bir medârı olan âhiret vardır. Sözler - 101
1154- Kur’an-ı Hakîm, şu kâinattan bahsediyor: tâ, zât ve sıfat ve esmâ-i
İlâhiyeyi bildirsin. Sözler - 243
1155- Ey insan! Şu kâinattan maksad-ı a'lâ: tezahür-ü rububiyete karşı,
ubudiyet-i külliye-i insaniyedir ve insanın gaye-i aksası, o ubudiyete ulûm ve
kemalât ile yetişmektir. Sözler - 264
1156- Sun'î tasarrufât-ı beşeriye ise, fıtratta câri olan nevamis-i İlahînin
sereyanlarını keşf ile, tevfik-i hareket edip, lehinde istimal etmektir. Sünuhat
- 13
1157- İlm-i ezelî, imkânî vücûdlara âyine olduğu gibi, imkânî vücûdlar da vücûd-ü
vücûbîye âyinedir. Mesnevi - 146
1158- Üslûb-u Kur'anın o kadar acib bir cem'iyeti var ki, birtek sure, kâinatı
içine alan bahr-i muhit-i Kur'anîyi içine alır. Birtek âyet, o surenin
hazinesini içine alır. Sözler - 398
1159- Desatir-i hikmet, nevamis-i hükûmetle: kavanin-i hak, revabıt-ı kuvvetle
imtizaç etmezse, cumhur-u avamda müsmir olamaz. Sünuhat - 63
1160- Şu misafirhanelerden herkes çabuk gidip, kayboluyor. O kemal ve o cemalin
bir ışığını belki zayıf bir gölgesini, bir anda bakıp doymadan gidiyor. Demek
bir seyrangâh-ı daimîye gidiliyor.. Sözler - 51
1161- Şu muhteşem kâinat öyle bir saraydır ki: Ay, Güneş lâmbaları: yıldızlar,
mumları: zaman, bir ip, bir şerittir ki, o Sâni'-i Zülcelal her sene bir başka
âlemi ona takıp, gösteriyor. Sözler - 60
1162- Hıristiyanlığın malı olmayan medeniyeti ona mal etmek, İslâmiyetin düşmanı
olan tedenniyi ona dost göstermek, feleğin ters dönmesine delildir. Sünuhat - 50
1163- Nihayetsiz hacat-ı insaniyeyi ifa edecek, ancak nihayetsiz bir kudret ve
muhit bir ilim sahibi olabilir. Öyle ise, mabudiyete lâyık yalnız odur. Sözler -
319
1164- Hiç bir kardeşimi kıskandırmak değil, belki takdirler ve takdisler ve
tebriklerle teşçî ve teşvik ediyorum. Gayr-i münteşir - 53/382
1165- Elbette bu kadar ağır şerâit altında göz önünde bu fevkalâde hizmet-i
imaniye ile yüzbinler bîçâreleri şübhelerden kurtarmak öyle bir hasenedir ki,
binler kusuru afveder. Gayr-i münteşir - 53/391
1166- Bu âlemde çok taifelere kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran
bir zabit, toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere
yatıp saklanmayacaktır. Şualar - 219
1167- Ey İnsan! Hayatın ağır tekâlifini omuzuna alıp zahmet çekme. Hayatın
fenasını düşünüp, hüzne düşme. Yalnız dünyevî, ehemmiyetsiz meyvelerini görüp
dünyaya gelişinden pişmanlık gösterme. Mektubat - 225
1168- Dünyada hapsin korkusundan en ağır işlerde fütursuz hizmet ettiğin halde:
Cehennem gibi bir haps-i ebedînin havfı, en hafif ve latif bir hizmet için sana
gayret vermiyor mu? Sözler - 271
1169- Allah’ın gadabından fazla gadab edilmez. Lemaat - 225
1170- Bu kâinat bir elden çıkmış. Ve bir tek zâtın mülküdür. Sözler - 103
1171- Mahiyetçe en büyük, en mükerrem, en müşerref bir mahluk olan insanın büyük
olan amelleri, mühim olan fiilleri: mühim bir hesab ve mizana girecek, sahife-i
amelleri neşredilecek. Sözler - 178
1172- (İnsan), Kudret-i Fâtıranın büyük mu'cizelerinden olan dikenli otları ve
ağaçları muzır, manasız telakki eder. Halbuki onlar, otların ve ağaçların
mücehhez kahramanlarıdırlar. Sözler - 232
1173- Mert ve vicdanlı bir mü’min, küçük ve cüz’i bir hata veya menfaatle yüzer
zararı ehl-i imana vermez. Eğer hata etse verse, çabuk tevbe etmek lâzımdır.
Sözler - 153
1174- Böyle acîb bir zamanda, şübheli mallarda, zarûret derecesinde iktifa etmek
lâzımdır. Lem’alar - 142
1175- Mahşerde herkes nefsî nefsî dediği zaman, yine ümmetî ümmetî diyerek en
kudsî ve en yüksek bir fedakârlık ile, yine şefaatıyla ümmetinin imdadına koşan
bir zâtın gittiği âleme gidiyoruz. Lem’alar - 224-225
1176- İşlediğimiz her bir günah, kafamıza giren her bir şübhe, kalb ve ruhumuza
yaralar açar. Lem’alar - 8
1177- Binler ruhum olsa, binler hastalıklara mübtela olsam ve zahmetler çeksem,
yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmağa Kur'andan
aldığım dersle karar verdim ve vermişiz. Emirdağ L. - 195
1178- Şimdi ehl-i iman, değil müslüman kardeşleriyle belki hristiyanın dindar
ruhanîleriyle ittifak etmek ve medar-ı ihtilaf mes'eleleri nazara almamak, niza'
etmemek gerektir. Çünki küfr-ü mutlak hücum ediyor. Emirdağ L. - 206
1179- Fıtrat ve vicdan akla bir penceredir. Tevhidin şuâını gösteriyorlar.
Mesnevi - 231
1180- Sinek kanadından tâ semavat kandillerine kadar o derece ince bir intizam
gözetilmiş ki, sinek kanadı kadar şirke yer bırakılmamış. Sözler - 389
1181- Hayat, Zât-ı Hayy-ı Kayyum'a baktıkça ve iman dahi hayata hayat ve ruh
oldukça, beka bulur hem bâki meyveler verir, hem öyle yükseklenir ki, sermediyet
cilvesini alır, daha ömrün kısalığına ve uzunluğuna bakılmaz. Lem’alar - 257
1182- Ni’met ve Rahmet-i İlâhiyenin fiatı, şükürdür. Emirdağ L. - 32
1183- Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni' olmaz: manevî radyo hükmünde
biri şarkta biri garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da rabıta-i Kur'aniye
ve imaniye onları birbiriyle konuşturur. Kastamonu L. - 5
1184- Benim Sâniim her şey’e kadîr, her şey’e alîm, her şey’i görür ve her şey’i
işitir bir zâttır. Sözler - 594
1185- Benim Sâniim öyle bir zâttır ki, hiçbir şey ondan gizlenemez, hiçbir şey
ona nazlanıp ağır gelemez. Yıldızlar, zerreler kadar ona kolay gelir. Sözler -
595
1186- Her gün yirmi dört saat sermaye-i hayatı Hâlıkımız bize ihsan ediyor. Tâ
ki, iki hayatımıza lâzım şeyler o sermaye ile alınsın. Şualar - 193
1187- Pederine isyan eden ve onu rencide eden, insan bozması bir canavardır.
Sözler - 639
1188- Nasıl gündüzün ziyası Güneş'ten geldim der. Kur'an dahi, Ben, Hâlık-ı
Âlem'in beyanıyım ve kelâmıyım der. Sözler - 397
1189- Zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de O’nundur. Sözler - 553
1190- Şu zerreleri binler muhtelif menzillerden geçiren, sevk eden: elbette ve
elbette bir Rezzak-ı Kerim, bir Hallak-ı Rahîm'dir ki, kudretine nisbeten
zerreler, yıldızlar omuz omuza müsavidirler. Sözler - 553
1191- Zerreler başı boş değiller. Sözler - 557
1192- Rahmet-i İlâhiyeden ileri şefkat olunmaz. Kastamonu L. - 220
1193- Cennet’te cisim, ruh ile beraber gider. Sözler -
1194- Şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı
kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır. Sözler - 749
1195- Yegâne kurtuluş çaremiz, Kur'an-ı Hakîm'in imanî âyetlerini ve bu asra
bakan âyet-i kerimelerini tefsir eden yüksek bir Kur'an tefsirine sarılmaktır.
Sözler - 750
1196- Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük mes’elesi: imanı kurtarmak
veya kaybetmek dâvâsıdır. Sözler - 752
1197- Toprak, rahmet kapısı ve Cennet salonunun bir penceresidir. Sözler - 750
1198- (Bediüzzaman), Vazifem Kur'ana hizmettir. Galib etmek, mağlub etmek Cenab-ı
Hakk'a aittir. diye iman ederek, bir an bile faaliyetten geri kalmamıştır.
Sözler - 762
1199- Alâkadar olduğum fâni şeylerin fâniliğini gördüm. Kendime de baktım,
nihayet-i aczde gördüm. Lem’alar - 239
1200- Madem cismen fâniyim, bu fânilerden bana ne hayır gelebilir? Madem ben
âcizim, bu âcizlerden ne bekleyebilirim? Benim derdime çare bulacak bir Bâki-i
Sermedî, bir Kadîr-i Ezelî lâzım. Lem’alar - 239
1201- Levh-i mahfuz açılsa, ancak hakikî unsurlar birbirinden tefrik edilebilir.
26. Mektub - 326
1202 -Rahmet-i İlâhiyeden ümid kesilmez. 26. Mektub - 327
1203 -Hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. İmtizackârane ittihad gittiği
vakit, manevî hayat da gider. Barla L 124
1204 -Tesanüd bozulsa, cemaatın tadı kaçar. Barla L. 124
1205 -Makinenin çarkları birbirine muavenete mecburdur. Hem birbirini kıskanmak
değil, belki bilakis birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar. Barla L. 124
1206 -Boynuzsuz olan hayvanın kısası, kıyamette, boynuzludan alınır. Os. 28.
Lem’a
1207- Bütününü bilemedim diye vazgeçme! Tekrar ile oku ... Zülfikar mecmuası
1208 -Bütün eşya bir tek zâta verilse, bu kâinatın îcadı ve tedbiri, bir ağaç
kadar kolay olur. 2. Şua - 23
1209 -Kur’an-ı Hakîmin eczahane-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifa verecek
ilâçlar vardır. 26. Lem’a - 267
1210 -Mâdem Cenab-ı Hak var. O, herşeye bedeldir. Mâdem, O Bâkidir, elbette O
kâfidir. 26. Lem’a - 265
1211 -Evet zaman geçtikce, Kur’an-ı Hakîmin daha ziyâde hakâiki inkişaf eder.
29. Mektub - 388
1212 -Tesadüfî zannolunan unsurlar, çok nâzik hikmetleri ve ehemmiyetli
vazifeleri görüyorlar 29. Mektub - 390
1213 -Elhükmü lil ekser. Sırrınca, eksere zarar dokunduran düşmandır: dost
değildir. 29. Mektub, 1. Kısım - 420
1214 -(İhtiyarlar), kabre yakınlaşıyorlar, ölüme yaklaşıyorlar, dünyadan
uzaklaşıyorlar, âhirete yanaşıyorlar. 29. Mektub 3. Kısım - 421
1215 -Kardeşlerim, enâniyetin işimizde en tehlikeli ciheti, kıskançlıktır. 29.
Mektub - 426
1216 -Bazı zaman olur ki, bir anahtar bir hazineden ziyâde, ehemmiyetli olur.
Çünki, hazine kapalıdır: fakat bir anahtar çok hazineleri açabilir. 29. Mektub -
425
1217 -Ey Kardeşlerim! Dikkat ediniz: vazifeniz kudsiyedir, hizmetiniz ulvîdir.
29. Mektub - 427
1218 -Her bir saatiniz, bir gün ibâdet hükmüne geçebilecek bir kıymettedir.
Biliniz ki, elinizden kaçmasın. 29. Mektub - 427
1219 -Küre-i arz bahçesi dahi, bir çiçek hükmündedir. Gayet muntazam, küllî,
vazife-i tesbihiyesi vardır. 29. Söz - 512
1220 -Semâ, güneşlerle yıldızlarla tesbihat yapar. 29. Söz - 513
1221- Zemin tek bir mahlûk iken, yüzbin baş ile, her başda yüzbinler ağız ile,
her ağızda yüzbinler lisan ile vazife-i ubûdiyeti ve tesbihat-ı Rabbaniyeyi
yapıyor. 29. Söz - 513
1222- Hakikat birdir. Hangi kapıyla girsen, aynını göreceksin. Muhakemat - 111
1223- İslâmiyetin esasları o kadar derindir ki: felsefenin en derin esasları
omlara yetişmez, belki sathî kalır. 29. Mektub - 442
1224- Bir farz, bin sünnete müreccah olduğu gibi: bir sünnet-i seniyye dahi, bin
âdâb-ı tasavvufa müreccahtır. 29. Mektub - 454
1225- Saadet-i dâreyn ve elemsiz lezzet ve vahşetsiz ünsiyet ve hakikî zevk ve
ciddî saadet, iman ve İslâmiyetin hakikatındadır. 29. Mektub - 456
1226- (İnsan), nasıl ki hânesini sever, koca dünyayı da öyle sever. 1. Lem’a - 7
1227- (İnsan), nasıl ki küçük bahçesini sever, öyle de hadsiz ebedî Cennet’i
dahi müştâkane sever. 1. Lem’a - 7
1228- Acaba Hâlık-ı semavat ve arzdan başka hangi sebeb var ki, en ince ve en
gizli hâtırat-ı kalbimizi bilecek. 1. Lem’a - 6
1229- Dövülmeden ağlama, hiçten korkma, ademe vücud rengi verme. Bu saati düşün:
sendeki sabır kuvveti bu saate kâfi gelir. 2. Lem’a - 11
1230- Cenab-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham yolunda dağıtmazsa,
her mûsîbete karşı kâfi gelebilir. 2. Lem’a - 10
1231- Gelecek günler ise, mâdem daha gelmemişler: İçlerinde çekeceği hastalık
veya mûsîbeti şimdiden düşünüp, sabırsızlık göstermek, şekva etmek, ahmaklıktır.
2. Lem’a - 11
1232- Zevâl-i lezzet, elemdir. Bâzen muvakkat bir lezzet, dâimî elem verir. 2.
Lem’a - 10
1233- Mûsîbete giriftar olan adam, i’tirazkârâne şekvâ ve merakla onu
karşılamak, mûsîbeti ikileştiriyor. 2. Lem’a - 12
1234- Her insan, gayet şiddetli bir sûrette uzun bir ömür ister: bekâya âşıktır.
3. Lem’a - 17
1235- Demek oraya gidiliyor. Âhireti inkâr etmek, dünya ve mâfîhayı inkâr etmek
demektir. 10. Söz - 86
1236- Gözünü aç, hakikatı müşahade et. Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanını
kurtar. Kastamonu L. - 11
1237- Zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını, oruçtaki
açlıkla tam hissedebilirler. 29. Mektub - 400
1238- Aynada saçıma baktıkca, beyaz kıllar bana diyorlar: Dikkat et! 26. Lem’a -
230
1239- Baktım ki, çok güvendiğim ve ezvâkına meftûn olduğum gençlik Elvedâ!
diyor. 26. Lem’a - 230
1240- Nur-u Kur’an ile gördüm ki, ölümün peçesi gerçi karanlık, siyah, çirkin
ise de, fakat mü’min için asıl sîması, nûranîdir, güzeldir ... 26. Lem’a - 230
1241- Ecel gizli olduğundan, her bir günde ölmek ihtimali var. 29. Mektub - 415
1242- Rızka muhtaç olan eşcar yerinde durup, onların rızıkları onlara koşup
geliyor. 29. Mektub - 417
1243- Hayvanat, hırs ile rızıklarının peşinde koştuklarından, ağaçlar gibi
mükemmel beslenmiyorlar. 29. Mektub - 417
1244- Rızk mukadderdir. Ve ihsan ediliyor ve veren de, Cenab-ı Haktır: O hem
Rahîm, hem Kerîm’dir. 29. Mektub - 418
1245- Biz kudsî hizmetimizde, dâima müsbet hareket ediyoruz. 29. Mektub - 419
1246- Risalet-in Nur’un kitabları, birbirine tercih edilmez. Her birinin, kendi
makamında riyaseti var. Kastamonu L. - 10
1247- Maalesef insanlar teâvün sırrını idrâk edememişler. Hiç olmazsa, taşlar
arasındaki yardım vaziyetinden ders alsınlar. İ. İ’caz - 39
1248- Ben demeyiniz, biz deyiniz. 29. Mektub -
1249- Ekser yerlerde bir kısım meyvedar ağaçlar, bir sene meyve verir, yâni,
Rahmet hazinesinden ellerine verilir, o da verir. 16. Söz - 201
1250- Vücûd-u insan, tavırdan tavıra geçtikce acîb ve muntazam inkılâblar
geçiriyor. 29. Söz - 523
1251- Sizi hiçten bu derece hikmetli bir sûrette kim inşa’ etmiş ise, O’dur ki,
sizi âhirette diriltecektir. 29. Söz - 524
1252- Sizin haşirde iâdeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay,
daha rahattır. 29. Söz - 524
1253- Âyet işaret ediyor ki: En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. 20. Söz
- 255
1254- Me’yus olmayınız. Her dert, -Ne olursa olsun- dermanı mümkündür. Arayınız,
bulunuz. 20. Söz - 255
1255- Ölmüş kalbler, Nur-u Hidayetle diriliyor. 20. Söz - 255
1256- Zararlardan sakınıp menfaatleri celbetmek, ancak Allah’ın havl ve
kuvvetiyledir. B. Mesnevi - 281
1257- Mûsibetlere karşı tahaffuz ve hadsiz metâlibe ulaşmak, ancak Allah’ın
kudretiyledir. B. Mesnevi - 281
1258- Ma’siyetlere karşı sabredip ta’ate muvaffak olmak, ancak Allah’ın
yardımıyladır. B. Mesnevi - 282
1259- Her türlü belâ ve nikmetlerden halâs olup, hadsiz ni’metleri bulmak, ancak
Allah’ın lütûf ve merhametiyledir. B. Mesnevi - 282
1260- Dalâlet ve kötülüklerden uzak kalıp, iyilik ve mehâsine mazhar olmak,
ancak Allah’ın ihsaniyledir. B. Mesnevi - 282
1261- Elem ve kederlerden kurtulup hadsiz âmâline nâil olmak, ancak Allah’ın
havl ve kuvvetiyledir. B. Mesnevi - 282
1262- Küfür ve dalâletin korkunç zülûmatından necat bulup, iman ve İslâmiyetin
pek şirin ve şa’şaapâş envârına erişmek, ancak aliyy-ül azîm olan Allah’ın
fazlıyladır. B. Mesnevi - 282
1263- Her ne vakit hizmete fütur verir, neme lâzım deyip hususî nefsime ait
işlerle meşgul olduğum zaman tokat yemişim. 10. Lem’a - 41
1264- Ne vakit nefsimi kurtarmak, yalnız âhiretimi düşünmek fikri bana galebe
etti. Hizmet-i Kur'aniyede muvakkat fütur geldi: aks-i maksadımla tokat yedim.
10. Lem’a - 41
1265- Hizmet-i Kur'aniyede bulunana: ya dünya ona küsmeli veya o dünyaya
küsmeli. Tâ ihlas ile, ciddiyet ile hizmet-i Kur'aniyede bulunsun. 10. Lem’a -
42
1266- Bu zamanda, şan şeref perdesi altında riyakârlık yer aldığından azamî
ihlas ile bütün bütün enaniyeti terk lâzımdır. Emirdağ 2 L. - 201
1267- Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevî dua ve ziyaret etsinler.
Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Emirdağ 2 L. -
201
1268- Dostların hataları, hizmetimizde bir nevi zulüm hükmüne geçtiği için,
çabuk çarpılıyor. Şefkatli tokat yer, aklı varsa intibaha gelir. 10. Lem’a - 47
1269- Nasılki küçük kabahatleri işleyenlerin, nahiyelerde cezaları verilir.
Büyük kabahatleri de büyük mahkemelere gönderilir. 10. Lem’a - 48
1270- Ehl-i imanın ve has dostların hükmen küçük hataları, çabuk onları
temizlemek için kısmen dünyada ve sür'aten verilir. 10. Lem’a - 48
1271- Ehl-i dalaletin cinayetleri, o kadar büyüktür ki: Kısacık hayat-ı
dünyeviyeye cezaları sığışmadığından, mukteza-yı adalet olarak âlem-i bekadaki
mahkeme-i kübraya havale edildiği için, ekseriyetle burada cezaya
çarpılmıyorlar. 10. Lem’a - 48
1272- Dünyada şu mü'min, kısmen kusuratından cezasını gördüğü için dünya onun
hakkında bir dâr-ı cezadır. Dünya, onların saadetli âhiretlerine nisbeten bir
zindan ve cehennemdir. 10. Lem’a - 48
1273- Kâfirler madem Cehennem'den çıkmayacaklar. Hasenatlarının mükâfatlarını
kısmen dünyada gördükleri ve büyük seyyiatları te'hir edildiği cihetle, onların
âhiretine nisbeten dünya, cennetleridir. 10. Lem’a - 48
1274- Mü'min bu dünyada dahi kâfirden manen ve hakikat nokta-i nazarında çok
ziyade mes'uddur. 10. Lem’a - 48
1275- Mü'minin imanı, mü'minin ruhunda bir cennet-i maneviye hükmüne geçiyor.
10. Lem’a - 48
1276- Kâfirin mahiyetinde manevî bir cehennemi ateşlendiriyor. 10. Lem’a - 48
1277- Hakaik-i Kur'aniye nurdur, ziyadır. Tasannu, temelluk, tezellül
zulmetleriyle birleşemiyor. 10. Lem’a - 44
1278- İhsan-ı İlahî ile Risale-i Nur, başka ilimler gibi meşakkatli derslere
muhtaç değil. Emirdağ L 2 - 226
1279- Âlem-i berzaha gitmek benim için medar-ı sürurdur. Siz mahzun olmayınız.
Belki beni tebrik ediniz ki, zahmetten rahmete gidiyorum. Emirdağ L 2 - 234
1280- Doğrudan doğruya Sünnete ittiba etmek, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü
Vesselâm'ı hatıra getiriyor. 11. Lem’a - 50
1281- Sünnet-i Seniyeye ittibaı kendine âdet eden, âdâtını ibadete çevirir,
bütün ömrünü semeredar ve sevabdar yapabilir. 11. Lem’a - 50
1282- Şu kâinatın kıyamet vaktinde ölmesi muhakkak-ul vuku' olduğu için,
nazarımda vaki hükmüne geçti. 11. Lem’a - 51
1283- Mezaristana girenler mahvolmadılar, başka âleme gidiyorlar. 11. Lem’a - 52
1284- İtaat yolları içinde en makbulü ve en müstakimi ve en kısası, bilâ-şübhe
Habibullah'ın gösterdiği ve takib ettiği yoldur. 11. Lem’a - 52-53
1285- Ne mutlu o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeye ittibaından hissesi ziyade ola.
Veyl o kimseye ki, Sünnet-i Seniyeyi takdir etmeyip, bid'alara giriyor. 11.
Lem’a - 53
1286- Edebin enva'ını, Cenab-ı Hak habibinde cem'etmiştir. Onun Sünnet-i
Seniyesini terkeden, edebi terkeder. 11. Lem’a - 54
1287- Sâni'-i Zülcelal'in çok esması var. Herbir ismin ayrı bir cilvesi var. 11.
Lem’a - 54
1288- Gaffar ismi, günahların vücudunu ve Settar ismi, kusuratın bulunmasını
iktiza ettikleri gibi: Cemil ismi de, çirkinliği görmek istemez. 11. Lem’a - 54-
55
1289- Mesail-i şeriatla sünnet-i seniye düsturları, emraz-ı ruhaniyede ve
akliyede ve kalbiyede, hususan emraz-ı içtimaiyede gayet nafi' birer devadır.
11. Lem’a - 55
1290- Sünnet-i Seniye, saadet-i dâreynin temel taşıdır ve kemalâtın madeni ve
menbaıdır. 11. Lem’a - 56
1291- Demek oluyor ki: insan için en mühim âlî maksad, Cenab-ı Hakk'ın
muhabbetine mazhar olmasıdır. 11. Lem’a - 57
1292- Kalb-i insan, kâinatı içine alabilir ve o kadar muhabbet taşıyabilir. 11.
Lem’a - 57
1293- Evet herbir insan, o Hâlık-ı Zülcelal'e karşı hadsiz bir muhabbete müstaid
olduğu gibi, o Hâlık dahi herkesten ziyade cemal ve kemal ve ihsanına karşı
hadsiz bir mahbubiyete müstehaktır. 11. Lem’a - 57
1294- Çünki Allah'ı sevmek, onun marziyatını yapmaktır. Marziyatı ise, en
mükemmel bir surette Zât-ı Muhammediyede (A.S.M.) tezahür ediyor. 11. Lem’a - 58
1295- Cennet'in bütün letaif ve mehasini ve lezaizi ve niamatı, bir cilve-i
rahmeti olan bir zâtın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak, ne kadar
mühim ve âlî bir maksad olduğu bilbedahe anlaşılır. 11. Lem’a - 59
1296- Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı Sünnette hissesi ziyade ola. Sünnete ittiba
etmeyen, tenbellik eder ise, hasaret-i azîme: ehemmiyetsiz görür ise, cinayet-i
azîme: tekzibini işmam eden tenkid ise, dalalet-i azîmedir. 11. Lem’a - 59
1297- Herbir zîhayat, meselâ bu süslü çiçek ve şu tatlıcı sinek, öyle manidar,
İlahî, manzum bir kasideciktir ki, hadsiz zîşuurlar onu kemal-i lezzetle mütalaa
ederler. 2. Şua - 14
1298- Mevcudatın icadındaki en mühim makasıd-ı Rabbaniye, kendini zîşuurlara
tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senasını ettirmek ve minnetdarlıklarını
kendine celbetmektir. 2. Şua - 21
1299- Evet, ebedî bir dâr-ı saadeti kazandıran iman nimetini veren, elbette ve
her halde o dâr-ı saadeti halk eden ve imanı ona anahtar yapan bir Zât-ı
Zülcelal'in nimeti olabilir. 2. Şua - 21-22
1300- Şeytanın dahi, manevî terakkiyat-ı beşeriyenin zenbereği olan müsabakaya
ve mücahedeye sebeb olduğundan, o nev'in icadı dahi hayırdır, o cihette
güzeldir. 2. Şua - 31
1301- İnanıyorsanız muhakkak üstünsünüz (Âl-i İmran suresi âyet 139) Tarihçe:
631
1302- Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. Münazarat: 95
1303- Bir hodpesend hakkı iltizam etse, çokları haksızlığa sevk eder, belki
mecbur eder. Münazarat: 94
1304- Ubudiyetin dâîsi emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve
fevaidi, uhreviyedir.17. Lem'a: 131
1305- Kader, ilm-i ezelîden olduğu için: ilm-i ezelî, hadîsin tabiriyle Manzar-ı
a'lâdan, ezelden ebede kadar herşey, olmuş ve olacak, birden tutar, ihata eder
bir makam-ı a'lâdadır. 26. Söz: 467
1306- Nurlar, âdi şahsımdan değil, Kur'an güneşinin menbaından nurları alıyor.
Emir 1: 228
1307- Biz netice ile mükellef değiliz, hizmetle mükellefiz. Netice ve
muvaffakiyet ise, Cenab-ı Hakk’ın işidir. G..Münteşir 288/1
1308- Sözler, semavat-ı Kur’anın nuranî yıldızlarına bürhan zincirleriyle
bağlanmıştır. Süflî, zaîf olan şahsımla bağlamadım ki, şahsımı düşürtmekle o
Sözler’e sarsıntı gelebilsin. G.Münteşir 286/1
1309- Cenab-ı Hak size ve bize tarik-ı hakta istikamet ve ihlas ihsan eylesin.
Âmin. G.Münteşir 286/1
1310- İnsan bir gülün yaprağıyla bir menekşenin kokmasıyla başını a’lâ-yı
illiyyîne çıkarması lâzımgelirken heyhat ki, istila eden karanlık başımıza
geceyi getirmiş, göstermiyor. G.Münteşir: 435/308
1311- İyi olan sen değilsin: takib ettiğin yol iyidir, güzeldir, parlaktır.
Hüsrev Ağabey. Barla: 104
1312- (Risaleler), Şu zamanın yaralarına devadır. Barla: 18
1313- Semavat sahifesini güneş ve yıldızlarla yazan kudretle, bal arısıyla
karıncanın sahifelerini hüceyrat ve zerrat ile yazan kudret birdir. Mesnevi: 55
1314- Arkadaş! Mâlik-i Hakikî'den gaflet, nefsin firavunluğuna sebeb olur.
Mesnevi: 67
1315- Rezzak ismi, gayet geniş bir surette rûy-i zeminde cilvesi görünüyor. 12.Lem’a:
63
1316- Hiç ümid edilmediği bir tarzda, memeden ve odundan rızıklar akıyor, baş
gösteriyor. 12.Lem’a: 63
1317- En ihtiyarsız ve iktidarsız hayvanlar, daha iyi yaşıyorlar, daha iyi
besleniyorlar. 12.Lem’a: 64
1318- Sâni'-i Zülcelal, yedi kat semavatı halketmiştir. Hareket eden yıldızlar
ise, balıklar gibi sema içinde gezerler ve tesbih ederler. 12.Lem’a: 67
1319- Fennen ve hikmeten sabittir ki: Bu haddi yok feza-yı âlem, nihayetsiz bir
boşluk değil, belki esîr dedikleri madde ile doludur. 12.Lem’a: 67
1320- Bir çekirdekten koca bir ağaca kadar ne kadar mertebeler var: mahiyet-i
insaniyedeki istidadda dahi ondan daha ziyade meratib var. 13.Lem’a: 71
1321- Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, dalalete sülûk ettikleri için, küçük bir
hareketle çok tahribat yapabilirler.13.Lem’a: 72
1322- Kuvve-i şeheviye ve gazabiye ise, şeytan desiselerine hem kâbile, hem
nâkile iki cihaz hükmündedirler 13.Lem’a: 74
1323- Âyinede yılanın sureti ısırmaz ve ateşin misali yandırmaz ve murdarın
aksi, telvis etmez. 13.Lem’a: 75
1324- Hayal veya fikir âyinesinde küfriyatın ve şirkin akisleri ve dalaletin
gölgeleri ve şetimli çirkin sözlerin hayalleri, itikadı bozmaz, imanı tağyir
etmez. 13.Lem’a: 75
1325- Cinnî şeytanın vücuduna kat'î bir delili, insî şeytanın vücududur. 13.Lem’a:
82
1326- İnsan küçük bir âlem olduğu gibi, âlem dahi büyük bir insandır. Bu küçük
insan, o büyük insanın bir fihristesi ve hülâsasıdır. 13.Lem’a: 83
1327- İnsan, fıtratındaki zulüm damarıyla, şeytanın telkiniyle, bir zâtın yüz
hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adavet eder,
günahlara girer. 13.Lem’a: 88
1328- İnsan garaz damarıyla, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı
örter, unutur: mü'min kardeşine adavet eder, insanların hayat-ı içtimaiyesinde
bir fesad âleti olur. 13.Lem’a: 88
1329- Kusurunu itiraf etmemek, büyük bir noksanlıktır. Ve kusurunu görse, o
kusur kusurluktan çıkar: itiraf etse, afva müstehak olur. 13.Lem’a: 88
1330- Eğer nefis ve şeytana tabi isen, senin komşuların, belki akrabaların senin
şerrinden kurtulmak için mesrur olacaklar. 13.Lem’a: 86
1331- Eğer Eûzü billahi mineşşeytanirracîm deyip, Kur'ana ve Habib-i Rahman'a
tabi isen: o vakit semavat ve arz ve mevcudat, herkesin derecesine nisbeten,
senin derecene göre senin firakından müteessir olup manen ağlarlar. 13.Lem’a:
86-87
1332- Şu hadsiz kâinatı şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. 14.Lem’a: 97
1333- Bir ağacın bütün heyetiyle meyvesine müteveccih olduğu gibi, bütün kâinatı
insana müteveccih eden ve her tarafta ona baktıran ve muavenetine koşturan
bilbedahe rahmettir. 14.Lem’a: 97
1334- Bu hadsiz fezayı ve boş ve hâlî âlemi dolduran, nurlandıran ve
şenlendiren, bilmüşahede rahmettir. 14.Lem’a: 97
1335- Bu fâni insanı ebede namzed eden ve ezelî ve ebedî bir zâta muhatab ve
dost yapan, bilbedahe rahmettir. 14.Lem’a: 97
1336- Kardeşlerime de tavsiye ediyorum ki: İhtiyat etsinler, nâ-ehillerin eline
hakikatları vermesinler. Hem ehl-i dünyanın evhamını tahrik edecek işlerde
bulunmasınlar. 16. Lem’a: 105
1337- Kardeşlerime tavsiye ediyorum ki: İnşikaka ve iftiraka sebebiyet veren
münakaşa etmesinler. Yalnız müdavele-i efkâr suretinde niza'sız mübahaseye
alışsınlar. 16. Lem’a: 106
1338- Malûmdur ki: Görünen hareket-i Şems, zâhirîdir ve Küre-i Arz'ın mahfî
hareketine delildir: onu haber veriyor. 16. Lem’a: 107
1339- Kur'an hakikî bir şakirdine cennet-i ebediyeyi dahi gaye-i maksad
yaptırmadığı halde: bu zâil fâni dünyayı ona gaye-i maksad hiç yapar mı? 17.
Lem’a: 118-119
1340- Ey insan! Senin elinde bulunan nefis ve malın senin mülkün değil, belki
sana emanettir. O emanetin mâliki, herşeye kadîr, herşeyi bilir bir Rahîm-i
Kerim'dir. 17. Lem’a: 119
1341- Senin şu hayatının gayesi, neticesi: o Mâlik'in esmasına ve şuunatına bir
mazhariyettir. 17. Lem’a: 119
1342- Bil ki: Kıymet ve ehemmiyet, kemmiyette ve aded çokluğunda değil. 17.
Lem’a: 120
1343- Muzır kâfirler ve kâfirlerin yolunda giden sefihler, Cenab-ı Hakk'ın
hayvanatından bir nevi habislerdir. 17. Lem’a: 121
1344- İtikadı sarsılmış, ahlâkı bozulmuş yüz fâsıkın idaresi ve onlar içinde
asayiş temini, binler ehl-i salahatın idaresinden daha müşkildir. 17. Lem’a: 123
1345- Arıdan, sinekten, tavuktan tut: tâ Şems ve Kamer'e kadar her şey kemal-i
lezzetle vazifesine çalışıyorlar. 17. Lem’a: 123
1346- Bak, başında çok süt konserveleri taşıyan Hindistan cevizi ve incir gibi
meyvedar ağaçlar, rahmet hazinesinden lisan-ı hal ile süt gibi en güzel bir
gıdayı ister, alır, meyvelerine yedirir: kendi bir çamur yer. 17. Lem’a: 124
1347- Daima işsizler ömründen şikayet eder: eğlence ile çabuk geçmesini ister.
Sa'yeden ve çalışan ise: şâkirdir, hamdeder, ömrün geçmesini istemez. 17. Lem’a:
125
1348- Güneşlerin deveranından ve seyr ü seyahatlarından tut, tâ zerrelerin
mevlevî gibi devretmelerine ve dönmelerine ve ihtizazlarına kadar kâinattaki
bütün sa'y ü hareket, kanun-u kader-i İlahî üzerine cereyan ediyor. 17. Lem’a:
125
1349- Arzın halifesi olan insanların ef'al ve âsâr ve akvalleri ve hasenat ve
seyyiatları, kemal-i dikkatle muhafaza edilir ve muhasebesi görülecek. 17. Lem’a:
138
1350- Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor.
İktisad Risalesi 19. Lem’a: 139
1351- İsraf ise şükre zıddır, nimete karşı hasaretli bir istihfaftır. İktisad
ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır. 19. Lem’a: 139
1352- Fâtır-ı Hakîm, insanın vücudunu mükemmel bir saray suretinde ve muntazam
bir şehir misalinde yaratmış. 19. Lem’a: 139
1353- İsraf etmemek şartıyla ve sırf vazife-i şükraniyeyi yerine getirmek ve
enva'-ı niam-ı İlahiyeyi hissedip tanımak kaydı ile ve meşru olmak ve zillet ve
dilenciliğe vesile olmamak şartıyla, lezzetini takib edebilir. 19. Lem’a: 140
1354- İktisad eden, maişetçe aile belasını çekmez Hadis-I Şerif Meâli 19. Lem’a:
141
1355- Böyle acib bir zamanda, şübheli mallarda, zaruret derecesinde iktifa etmek
lâzımdır. 19. Lem’a: 142
1356- Haram maldan, mecburiyetle zaruret derecesini alabilir: fazlasını alamaz.
Evet muztar adam, murdar etten tok oluncaya kadar yiyemez. Belki, ölmeyecek
kadar yiyebilir. 19. Lem’a: 142
1357- Cenab-ı Hak kemal-i kereminden, en fakir adama en zengin adam gibi ve
gedaya (yani fakire) padişah gibi, lezzet-i nimetini ihsas ettiriyor. 19. Lem’a:
143
1358- Evet bir fakirin, kuru bir parça siyah ekmekten açlık ve iktisad
vasıtasıyla aldığı lezzet, bir padişahın ve bir zenginin israftan gelen usanç ve
iştahsızlık ile yediği en a'lâ baklavadan aldığı lezzetten daha ziyade
lezzetlidir. 19. Lem’a: 143
1359- İmam-ı Azam, bu sırra işaret olarak demiş. Hayırda ve ihsanda (fakat
müstehak olanlara) israf olmadığı gibi, israfta da hiçbir hayır yoktur. 19.
Lem’a: 144
1360- Kanaatsızlık ise sa'ye, çalışmaya şevki kırar. Şükür yerine şekva ettirir,
tenbelliğe atar. Ve meşru, helâl, az malı terk edip: gayr-ı meşru, külfetsiz bir
malı arar. Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder. 19. Lem’a: 145
1361- İktisadsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes
gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan san'at,
ticaret, ziraat tenakus eder. O millet de tedenni edip sukut eder, fakirdüşer.
19. Lem’a: 145
1362- Çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır,
sakilleşir. 19. Lem’a: 146
1363- Kanaat, bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir
maden-i hasaret ve sefalettir. 19. Lem’a: 146
1364- Kanaatsızlık ise çalışmanın şevkini kırar, tenbelliğe atar: hayatından
şekva kapısını açar, mütemadiyen şekva ettirir. 19. Lem’a: 146
1365- (Kanaatsizlik), ihlası kırar, riya kapısını açar. Hem izzetini kırar,
dilencilik yolunu gösterir. İktisad ise, kanaatı intac eder. Kanaat, izzeti
intac eder. 19. Lem’a: 146
1366- İktisaddan gelen kanaat: şükür kapısını açar, şekva kapısını kapatır.
Hayatında daima şâkir olur. Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğna etmek
cihetinde teveccühlerini aramaz. İhlas kapısı açılır, riya kapısı kapanır.19.
Lem’a: 146
1367- Evet, hangi müsrif ile görüşsen şekvalar işiteceksin. Ne kadar zengin olsa
da, yine dili şekva edecektir. En fakir, fakat kanaatkâr bir adamla görüşsen:
şükür işiteceksin. Hâşiye 19. Lem’a: 146
1368- Evet zekat vermek ve iktisad etmek, malda bittecrübe sebeb-i bereket
olduğu gibi: israf etmek ile zekat vermemek, sebeb-i ref'-i bereket olduğuna
hadsiz vakıat vardır. 19. Lem’a: 147
1369- (İbn-i Sina, bir âyeti şöyle tefsir etmiş:) İlm-i Tıbb'ı iki satırla
topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra
dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin
mikdarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.
19. Lem’a: 147
1370- Vücuda en muzır, dört beş saat fasıla vermeden yemek yemek veyahut
telezzüz için mütenevvi yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır. İktisad
Risalesi 19. Lem’a: 147
1371- Ehl-i hakkın ihtilafı hakikatsızlıktan gelmediği gibi, ehl-i gafletin
ittifakı dahi hakikatdarlıktan değildir. İhlâs Lem’ası 20. Lem’a: 149
1372- Samimî bir ihlas, şerde dahi olsa neticesiz kalmaz. Evet ihlas ile kim ne
isterse Allah verir. 20. Lem’a: 150
1373- Hizmet-i diniyenin mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlas
kaçmasın. Hâşiye 20. Lem’a: 150
1374- Haklı her meslek sahibinin, başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı
ise: Mesleğim haktır yahud daha güzeldir diyebilir. 20. Lem’a: 151
1375- Şu zamanda dahi ehl-i diyanet ve ehl-i hakikat, değil yalnız dindaşı,
meslekdaşı, kardeşi olanlarla samimî ittifak etmek, belki Hristiyanların hakikî
dindar ruhanîleri ile dahi, medar-ı ihtilaf noktaları muvakkaten medar-ı
münakaşa ve niza' etmeyerek müşterek düşmanları olan mütecaviz dinsizlere karşı
ittifaka muhtaçtırlar. Hâşiye 20. Lem’a: 151
1376- Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u
fıtrata muvafık hareket etmezse: hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz.
Bütün hareketi şerr ve tahrib hesabına geçer. 22. Lem’a: 170
1377- Nimet-i İlahiyeyi tahdis suretinde, şükretmek niyetiyle diyorum ki: Cenab-ı
Hak fazl u keremiyle, ulûm-u imaniye ve Kur'aniyeye çalışmak ve fehmetmek
faziletini ihsan etmiştir. Bediüzzaman 22. Lem’a: 171
1378- Ekser ehl-i gafletçe matlub olan teveccüh-ü nâs ve hüsn-ü kabul-ü halk
dahi, mühim bir sırra binaen benim menfurumdur: onlardan kaçıyorum. Bediüzzaman
22. Lem’a: 171-172
1379- Kabir kapısı kapanmıyor. 22. Lem’a: 173
1380- Evet yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi, ebed
tarafına giden yolculara da hem vesika, hemo zulümatlı yolda nur vermek öyle bir
vazifedir ki, hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir. 22. Lem’a: 173
1381- Her vakit nihayetsiz kusurlarımı, hiçliğimi görüp, istiğfar ile teselli
bulup, halklardan ihtiram değil, dua istiyorum. (Bediüzzaman) 22. Lem’a: 173
1382- Risale-i Nur'un mesleği, nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir. 23.
Lem’a: 176
1383- Âyât-ı Kur'aniyede öyle bir câmiiyet var ki, her derde deva, her hacete
gıda olabilir. 25.Söz: 398
1384- İstediğin herşey için Kur'andan her ne istersen al 25. Söz: 398
1385- Evet, öyle olmak lâzım gelir. Çünki daima terakkiyatta kat'-ı meratib eden
bütün tabakat-ı ehl-i kemalin rehber-i mutlakı elbette şu hâsiyete mâlik olması
elzemdir. 25. Söz: 398
1386- İnsan-ı âsi, Çürümüş kemikleri kim diriltecek diye meydan okur gibi
inkârına karşı Kur'an der: Kim bidayeten yaratmış ise, o diriltecek. 25. Söz:
400
1387- O yaratan zât ise, herbir şeyi herbir keyfiyette bilir. Hem size yeşil
ağaçtan ateş çıkaran bir zât, çürümüş kemiğe hayat verebilir. 25. Söz: 400
1388- Mü'minlerin de, böyle edebsiz ehl-i isyana karşı dayanmak için Cenab-ı
Hakk'ın çok inayatına muhtaçtırlar. 26. Söz: 465
1389- Evet, Kur'anda kâinat Sânii'nin pek ciddî ve hakikî ve ulvî ve hak olarak
konuşması ve konuşturması görünüyor. Taklidi îma edecek hiçbir emare bulunmuyor.
25. Söz: 404
1390- Beşerin âsâr ve kanunları, beşer gibi ihtiyar oluyor, değişiyor, tebdil
ediliyor. Fakat Kur'anın hükümleri ve kanunları, o kadar sabit ve rasihtir ki,
asırlar geçtikçe daha ziyade kuvvetini gösteriyor. 25. Söz: 407
1391- Sanem-perestliği şiddetle Kur'an men'ettiği gibi, sanem-perestliğin bir
nevi taklidi olan suret-perestliği de men'eder. 25. Söz: 410
1392- Medeniyet ise, kadınları yuvalarından çıkarıp, perdelerini yırtıp, beşeri
de baştan çıkarmıştır. 25. Söz: 410
1393- Tesettür, kadınlar için fıtrîdir. Ref'-i tesettür, fıtrata münafîdir. 25.
Söz: 410 Hâşiye
1394- Ölmüş kadınların suretlerine veyahut sağ kadınların küçük cenazeleri
hükmünde olan suretlerine hevesperverane bakmak, derinden derine hissiyat-ı
ulviye-i insaniyeyi sarsar, tahrib eder. 25. Söz: 410
1395- Kur'andan tereşşuh etmeyen ve Kur'anın malı olmayan ins ve cinnin bütün
güzel sözleri toplansa, Kur'anı tanzir edemez. 25. Söz: 411-412
1396- Cenab-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve âhirdir. Hiçbir cihette ne
zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde nazîri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli
yoktur. 25. Söz: 412
1397- Sema ve zemini, rızkınıza iki hazine gibi müheyya edip oradan yağmuru,
buradan hububatı çıkaran kimdir? 25. Söz: 416
1398- Allah'tan başka koca sema ve zemini iki muti hazinedar hükmüne kimse
getirebilir mi? Öyle ise, şükür ona münhasırdır. 25. Söz: 416
1399- Sizin âzalarınız içinde en kıymetdar göz ve kulaklarınızın mâliki kimdir?
Hangi tezgâh ve dükkândan aldınız? 25. Söz: 416
1400- Bu latif kıymetdar göz ve kulağı verecek ancak Rabbinizdir. Sizi icad edip
terbiye eden odur ki, bunları size vermiştir. Öyle ise yalnız Rab odur, Mabud da
o olabilir. 25. Söz: 416
1401- Ölmüş yeri ihya edip yüzbinler ölmüş taifeleri ihya eden kimdir? Hak'tan
başka ve bütün kâinatın Hâlıkından başka şu işi kim yapabilir? Elbette o yapar.
O ihya eder. 25. Söz: 416
1402- (Allah), Madem Hak'tır, hukuku zayi' etmeyecektir. Sizi bir mahkeme-i
kübraya gönderecektir. Yeri ihya ettiği gibi, sizi de ihya edecektir. 25. Söz:
416
1403- Koca kâinatı idare eden, küçük mahlukatı başka ellere bırakmaz. Demek,
ister istemez Allah diyeceksiniz. 25. Söz: 417
1404- Rızkınız, yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise, bahara bakar.
Bahar ise, Şems ve Kamer'i teshir eden, gece ve gündüzü çeviren zâtın elindedir.
25. Söz: 418
1405- Bir elmayı, bir adama hakikî rızk olarak vermek: bütün yeryüzünü bütün
meyvelerle dolduran o zât verebilir. Ve o, ona hakikî Rezzak olur. 25. Söz: 418
1406- Kur'an, kulûbe kut ve gıda ve ukûle kuvvet ve gınadır ve ruha mâ ve ziya
ve nüfusa deva ve şifa olduğundan usandırmaz. 25. Söz: 378
1407- Herbir sersemin safsatasına, her divanenin hezeyanına kulak verilmez. 25.
Söz: 388
1408- Sinek kanadından tâ semavat kandillerine kadar o derece ince bir intizam
gözetilmiş ki, sinek kanadı kadar şirke yer bırakılmamış. 25. Söz: 389
1409- Işık verici, ısındırıcı müteharrik bir lâmba olan Güneş, elbette bir gün
seyri bitecek, mahall-i kararına yetişecek, size faidesi dokunmayacak bir suret
alacaktır. 25. Söz: 393
1410- Sâni'-i Hakîm, işlerine esbab-ı zâhiriyeyi perde ettiğinden, cazibe-i
umumiye namında bir kanun-u İlahîsiyle sapan taşları gibi seyyareleri Güneş'le
bağlamış 25. Söz: 393
1411- Hareket harareti, hararet kuvveti, kuvvet cazibeyi zâhiren tevlid eder
gibi bir âdet-i İlahiye, bir kanun-u Rabbanîdir.25. Söz: 394
1412- Güneş, nurani bir ağaçtır. Seyyareler onun müteharrik meyveleri...
Ağaçların hilafına olarak Güneş silkinir, tâ o meyveler düşmesin. Eğer
silkinmezse, düşüp dağılacaklar. 25. Söz: 394
1413- Şems meczub bir ser-zâkirdir. Halka-i zikrin merkezinde cezbeli bir
zikreder ve ettirir. 25. Söz: 394
1414- Allah bir ism-i câmi' olduğundan esma-i hüsna adedince tevhidler, içinde
bulunur. 25. Söz: 395
1415- Kur'an bir hutbe-i ezeliyedir. Hem muhtelif, tabaka tabaka olarak asırlar
üzerinde ve arkasında oturup dizilmiş bütün benî-Âdeme hitab ediyor, ders
veriyor. 25. Söz: 395
1416- Bir kısım muhatabın maksadı ateşten kurtulmaktır. Bir kısmı yalnız
Cennet'i düşünür. Bir kısım, saadet-i ebediyeyi arzu eder. Bir kısım, yalnız
rıza-yı İlahîyi rica eder. Bir kısım, rü'yet-i İlahiyeyi gaye-i emel bilir. 25.
Söz: 394
1417- Ey müslümanlar!.. Müjde size. Ey müttaki!.. Sen Cehennem'den felah
bulursun. Ey sâlih!.. Sen Cennet'e felah bulursun. Ey ârif!.. Sen rıza-yı
İlahîye nail olursun. Ey âşık!.. Sen rü'yete mazhar olursun. 25. Söz: 394
1418- Nasıl gündüzün ziyası Güneş'ten geldim der. Kur'an dahi, Ben, Hâlık-ı
Âlem'in beyanıyım ve kelâmıyım der. 25. Söz: 397
1419- Dünyayı ışıklandıran ziya, Güneş'ten başka hangi şeye yakışır? 25. Söz:
397
1420- Tılsım-ı kâinatı keşfedip âlemi ışıklandıran beyan-ı Kur'an, Şems-i
Ezelî'den başka kimin nuru olabilir? 25. Söz: 397
1421- Evet, bu dünyayı san'atlarıyla zînetlendiren bir san'atkârın, san'atını
istihsan eden insanla konuşmaması muhaldir. 25. Söz: 398
1422- (Allah), Madem ki, yapar ve bilir: elbette konuşur. Madem konuşur, elbette
konuşmasına yakışan Kur'andır. 25. Söz: 398
1423- Bir çiçeğin tanziminden lâkayd kalmayan bir Mâlik-ül Mülk, bütün mülkünü
velveleye veren bir kelâma karşı nasıl lâkayd kalır? Hiç başkasına mal edip hiçe
indirir mi? 25. Söz: 398
1424- Cenab-ı Hak hakkında şekk olmaz ve olmamalı 23. Lem’a: 177 Âyet meâli
1425- Evet madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem her mevcud san'atlı ve
hikmetli vücuda geliyor. 23. Lem’a: 178
1426- Evet bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser anasır ve esbabı ile
alâkadardır: belki bir hülâsasıdır.23. Lem’a: 179
1427- Senin vücudun bin kubbeli hârika bir saraya benzer ki: her kubbesinde
taşlar, direksiz birbirine başbaşa verip, muallakta durdurulmuş. 23. Lem’a:
180-181
1428- Eğer bütün eşya Vâhid-i Ehad'e verilse: bütün eşya, bir tek şey gibi
sühuletli ve kolay olur. 23. Lem’a: 183
1429- Evet Cenab-ı Hak senin ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat
sen ibadete muhtaçsın, manen hastasın. İbadet ise, manevî yaralarına tiryaklar
hükmünde(dir). 23. Lem’a: 190
1430- İbadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebed'in raiyeti
hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevî bir zulüm
eder. 23. Lem’a: 190
1431- Mütefekkirane ve ciddî bir surette ibadet ve tesbih eden adam, mevcudatın
hakikaten mevcud ve muhakkak olan ibadet ve tesbihatlarını bir derece keşfeder
ve görür. 23. Lem’a: 190
1432- Evet nasılki küfür, mevcudata karşı bir tahkirdir: terk-i ibadet dahi,
kâinatın kemalâtını bir inkârdır. 23. Lem’a: 191
1433- Sen bir mevcudsun. Eğer Kadîr-i Ezelî'ye kendini versen: bir kibrit çakar
gibi, hiçten, yoktan, bir emirle, hadsiz kudretiyle, seni bir anda halkeder. 23.
Lem’a: 192
1434- Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin manevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir
mikdar tayin eder. Ve o mikdar-ı kaderî, o şey'in vücuduna bir plân, bir model
hükmüne geçer. 23. Lem’a: 193
1435- Kudret icad ettiği vakit: gayet sühuletle o kaderî mikdar üstünde icad
eder. 23. Lem’a: 193
1436- O mikdar-ı kaderî ve mikdar-ı ilmî olmazsa: binler haricî ve maddî
kalıplar, küçücük bir hayvanın cesedinde istimal edilmek lâzım gelir. 23. Lem’a:
193
1437- İzdivaç ediniz: çoğalınız. Ben kıyamette, sizin kesretinizle iftihar
edeceğim. 24. Lem’a: 198 H.Şerif Meâli
1438- Malûmdur ki: muhitin, insanın ahlâkı üzerinde tesiri vardır. 24. Lem’a:
198
1439- Evet bir valide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden
ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlas ile vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini
evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki: hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık
var. 24. Lem’a: 199
1440- Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi, saadet-i dünyeviyeleri de ve
fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi,
daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur!.. 24. Lem’a: 201
1441- Aklı başında olan bir adam: refikasına muhabbetini ve sevgisini, beş on
senelik fâni ve zâhirî hüsn-ü cemaline bina etmez. 24. Lem’a: 201
1442- Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir
refakattan sonra ebedî bir müfarakata ma’rûz kalan o aile hayatı, esasiyle
bozuluyor. 24. Lem’a: 202
1443- Bahtiyardır o adam ki: refika-i ebediyesini kaybetmemek için sâliha
zevcesini taklid eder, o da sâlih olur. 24. Lem’a: 202
1444- Bahtiyardır o kadın ki: kocasını mütedeyyin görür, ebedî dostunu ve
arkadaşını kaybetmemek için o da tam mütedeyyin olur: saadet-i dünyeviyesi
içinde saadet-i uhreviyesini kazanır. 24. Lem’a: 202
1445- Veyl o zevc ve zevceye ki: birbirini ateşe atmakta yardım
eder. Yani: medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder. 24. Lem’a: 202
1446- Kat'iyen biliniz ki: bu hayat-ı dünyeviyede hakikî lezzet, iman
dairesindedir ve imandadır. Ve a'mal-i sâlihanın her birisinde bir manevî lezzet
var. 24. Lem’a: 203
1447- Âdeta imanda bir Cennet çekirdeği ve dalalette ve sefahette bir Cehennem
çekirdeği bulunduğunu, ben kendim çok tecrübelerle ve hâdiselerle aynelyakîn
görmüşüm. 24. Lem’a: 203
1448- Ruhumun hanesi olan cismimin de hergün bir taşı düşmekle yıpranıyor ve
dünya ile beni kuvvetli bağlayan ümidlerim, emellerim kopmaya başladılar. 26.
Lem’a: 224
1449- Benim kalbim bütün kuvvetiyle beka istediği halde: hikmet-i İlahiye,
cesedimin harabiyetini iktiza ediyor. 26. Lem’a: 224 Hâşiye
1450- Mahşerde herkes Nefsî, nefsî dediği zaman, yine Ümmetî, ümmetî diyerek en
kudsî ve en yüksek bir fedakârlık ile, yine şefaatiyle ümmetinin imdadına koşan
bir zâtın gittiği a’leme gidiyoruz. 26. Lem’a: 225
1451- Madem âhiret var ve madem bâkidir ve madem dünyadan daha güzeldir ve madem
bizi yaratan zât hem Hakîm, hem Rahîm'dir.. ihtiyarlıktan şekva ve teessüf
etmemeliyiz. 26. Lem’a: 227
1452- İhtiyarlık bana ihtar etti ki, gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül
etti, dünya siyah kefenini giydi, öyle de: senin ömrünün gündüzü de geceye ve
dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine
inkılâb edeceğini kalbimin kulağına söyledi. 26. Lem’a: 227-228
1453- Madem Rahîm bir Hâlıkımız var: bizim için gurbet olamaz. Madem o var,
bizim için herşey var. Madem o var, melaikeleri de var. 26. Lem’a: 228
1454- Bu dünya boş değil, hâlî dağlar, boş sahralar Cenab-ı Hakk'ın ibadıyla
doludur. Zîşuur ibadından başka, onun nuruyla, onun hesabıyla taşı da ağacı da
birer munis arkadaş hükmüne geçer. 26. Lem’a: 228
1455- Evet başında şuur ve yüzünde gözü bulunana şu kâinat ve şu mevcudattaki
nizam ve mizan ve tanzim ve tevzin: birtek, yekta, Vâhid, Ehad, Kadîr, Mürîd,
Alîm, Hakîm bir zâtı vahdaniyet mertebesinde gösterir. 20. Mektub: 231
1456- Ferş'ten Arş'a, seradan süreyyaya, zerrattan seyyarata, ezelden ebede
kadar herbir mevcud, semavat ve arz, dünya ve âhiret, her şey onun mülküdür. 20.
Mektub: 231
1457- Elbette Kur'an-ı Hakîm'in eczahane-i kudsiyesinde, umum dertlerinize şifa
verecek ilâçları vardır. Eğer iman ile ona müracaat edip ve ibadetle o ilâçları
istimal etseniz, belinizde ve başınızdaki o ihtiyarlığın ve gamların ağır
yükleri gayet hafifleşecektir. 26. Lem’a: 247
1458- Ehl-i hakikatın mütemadiyen, dünya gaddardır, mekkârdır, fenadır,
aldanmayınız! demeleri ne kadar doğru olduğunu gözümle gördüm. 26. Lem’a: 248
1459- Bir ağacın bir kısım meyvelerini kopardıkça yerine yine başka meyvelerin
geldiği gibi, nev-i beşerde bu zeval ve firak dahi bir teceddüddür,
tazelenmektir. 26. Lem’a: 251
1460- Gençlerinizin en iyisi, temkinde ve sefahetlerden çekilmekte ihtiyarlara
benzeyenlerdir. 26. Lem’a: 253 H. Şerif
1461- Ve ihtiyarlarınızın en fenası, sefahette ve başını gaflete sokmakta
gençlere benzeyenlerdir. 26. Lem’a: 253 H. Şerif Meâli
1462- Yüzer milyon başların feda oldukları bir kudsî hakikata, başımız dahi feda
olsun. 26. Lem’a: 262
1463- Dünyayı başımıza âteş yapsanız, hakikat-ı Kur’aniyeye feda olan başlar,
zendekaya teslim-i silah etmeyecek, vazife-i kudsiyesinden vazgeçmeyecekler,
İnşâalllah 26. Lem’a: 262
1464- Nur talebeleri birbirinin hallerinden, seciyelerinden, ihlas ve
fedakârlıklarından ders almalarıyla beraber, Nurlar hizmetinde dünyevî
menfaatleri daha aramazlar. 26. Lem’a: 267
1465- Mevcudatın mahiyetini bilmek ayrıdır, vücudunu bilmek ayrıdır. Çok şeyler
var: Vücudu bizce bedihî olduğu halde, mahiyeti bizce meçhul. 26. Söz: 466
1466- Müşriklerin en mühim, en parlak mabud zannettikleri Güneş, müsahhar bir
lâmba, camid bir mahluktur. 25. Söz:377
1467- Evet Kur'an Güneş'ten Güneş için bahsetmiyor. Belki onu ışıklandıran zât
için bahsediyor. 25. Söz: 378
1468- (Kur’an), binler defa tekrar edilse usandırmıyor, belki lezzet veriyor.
25. Söz: 378
1469- (Kur’an), Küçük basit bir çocuğun hâfızasına ağır gelmiyor, hıfzedebilir.
25. Söz: 378
1470- (Kur’an), En hastalıklı, az bir sözden müteezzi olan bir kulağa nâhoş
gelmiyor, hoş geliyor. 25. Söz: 378
1471- (Kur’an), Sekeratta olanın damağına şerbet gibi oluyor. Zemzeme-i Kur'an
onun kulağında ve dimağında, aynen ağzında ve damağında mâ-i zemzem gibi leziz
geliyor. 25. Söz: 378
1472- Madem ecel gizlidir: her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor ve
genç ihtiyar farkı yoktur. 13. Söz: 142
1473- Kabir kapısını bir âlem-i bâkiye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura
açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi: o insanın dünya kadar büyük
bir mes'elesidir. 13. Söz: 142
1474- Üç günden fazla bir mü’min diğer bir mü’mine küsmemek İslamiyet emrediyor.
13. Söz: 152
1475- Merd, vicdanlı bir mü'min, küçük ve cüz'î bir hata veya menfaatle yüzer
zararı ehl-i imana vermez. 13. Söz: 153
1476- Ecel birdir, değişmez! 13. Söz: 152
1477- Evet işlenmiş bir eser fiilsiz olmadığı gibi, fiil dahi fâilsiz olamaz. 4.
Şua: 75
1478- Malûmdur ki: herşeyin hüsnü, kendine göredir, hem binler tarzda bulunur ve
nevilerin ihtilafı gibi güzellikleri de ayrı ayrıdır. 4. Şua: 77
1479- Başta insan olarak bütün hayvanatın muntazaman bir perde-i gaybdan gelen
erzaklarına bak, rahmaniyet-i İlahiyenin cemalini gör. 4. Şua: 77
1480- Kur'anın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu'cize-i ekberin yerini
tutamaz13. Söz: 155
1481- Teşehhüdün mübarek kelimatı, Mi'rac gecesinde Cenab-ı Hak ile Resulünün
bir mükâlemeleri(dir). 6. Şua: 92
1482- Her mü'minin namazı, onun bir nevi Mi'racı hükmündedir. 6. Şua: 92
1483- Evet güya insanlar gibi dünyalar dahi, birer misafirdir. Her mevsimde Zât-ı
Zülcelal'in emriyle âlem dolar, boşanır. 14. Söz: 163
1484- Şemsin şuaatı ile onu görmek ve tanımak gibi, Hâlıkımızın esma-i
hüsnasıyla ve sıfât-ı kudsiyesiyle onu kabiliyetimizin nisbetinde tanımaya
çalışabiliriz. 7. Şua: 144
1485- Fâilsiz bir fiil ve müsemmasız bir isim mümkün olmadığı gibi: mevsufsuz
bir sıfat, san'atkârsız bir san'at dahi mümkün değildir. 7. Şua: 145
1486- Mütekellimînden ve ilm-i Kelâm ülemasından birisi gelecek, bütün hakaik-i
imaniye ve İslâmiyeyi delail-i akliye ile kemal-i vuzuh ile isbat edecek. 7.
Şua: 166
1487- Bir zerre kuvvet-i imaniyenin ziyadeleşmesi, bir batman marifet ve
kemalâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvakın balından daha tatlıdır. 7. Şua: 166
1488- Elbette herşeyden evvel imanımızı taklidden tahkike çevirip
kuvvetlendirmeliyiz. 7. Şua: 166
1489- Tevhidin en kuvvetli delili ve kudretin en hayretli mu'cizesi, suretleri
açmasıdır. 7. Şua: 167
1490- Ölüm o kadar kat'î ve zâhirdir ki: bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi
gibi ölüm başımıza gelecek. 11.Şua: 195
1491- Herkesin iman mukabilinde bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlar ile
müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek davası
başına açılmış. 11.Şua: 203
1492- Avukat tutmak isteyen onu (Risale-i Nur’u) elde etse yeter. 11.Şua: 203
1493- Senin o yüz senelik ömrün de, şeriat suyu ile iska ve âhirete sarfedilirse,
âlem-i bekada ilelebed semerelerinden istifade edeceksin. Mesnevi: 183
1494- Evet kâinat sarayını tertemiz tutan bu ulvî, umumî tanzif: elbette İsm-i
Kuddüs'ün cilvesi ve muktezasıdır. 30. Lem’a: 307
1495- Hizmet-i Kur'an'da çalışalım, yorulalım, yol alalım. Barla: 156
1496- Mana-yı ubudiyetin esası olan: Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak,
tezellül ile dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek 26. Mektub: 320
1497- Nefis cümleden süflî, vazife cümleden a'lâ. 26. Mektub: 320
1498- bilet, sened ise: başta namaz olarak eda-i feraiz ve terk-i kebairdir. 7.
Söz: 32
1499- Bir hadîs-i kudsîde Cenab-ı Hak buyurmuş:Kulum beni nasıl tanırsa, onunla
öyle muamele ederim 8.Söz: 35
1500- Her şeyin iyisine bak 8. Söz: 35
1501- İyi şeylerden iyi istifade et! 8. Söz: 35
1502- Ben yalnız değilim, o gizli hâkim bana bakıyor: beni tecrübe ediyor, bir
maksad için beni bir yere sevkedip davet ediyor. 8. Söz: 36
1503- Acaba beni tecrübe edip kendini bana tanıttırmak isteyen ve bu acib yol
ile bir maksada sevkeden kimdir? Söz: 36
1504- O meyveler, nümunelerdir. Tatmaya izin var, tâ asıllarına talib olup
müşteri olsun. Yoksa, hayvan gibi yutmaya izin yoktur. 8. Söz: 37
1505- Dertlerini kalbin ağlamasıyla dergâh-ı rahmette dök! 9. Söz: 46
1506- Ne olur ne olmaz, ölüme benzeyen uykuya girmeden evvel, son vazife-i
ubudiyetini yap! 9. Söz: 46
1507- Yevmiye defter-i amelini hüsn-ü hâtime ile bağlamak için salâte kıyam et!
9. Söz: 46
1508- İstikbal karanlığı içinde saadet-i ebediyeye giden, nuranî yolu olan
sırat-ı müstakime hidayeti iste! 9. Söz: 46
1509- Gecede teheccüd ise, kabir gecesinde ve Berzah karanlığında ne kadar
lüzumlu bir ışık olduğunu bil! 9. Söz: 42
1510- İzzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz. 13. Mektub: 48
1511- Zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. 16. Mektub: 71
1512- Dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. 16. Mektub: 71
1513- Ben imanın cereyanındayım. Karşımda imansızlık cereyanı var. Başka
cereyanlarla alâkam yok. Bediüzzaman. 16. Mektub: 71
1514- Yalnız bütün vaktimi ve hayatımı, hakaik-i imaniye ve Kur'aniyeye hasr ve
vakfetmişim. 16. Mektub: 71
1515- Kazaya rıza, kadere teslim İslâmiyetin bir şiarıdır. Cenab-ı Hak sizlere
sabr-ı cemil versin. 17. Mektub: 77
1516- Misafirhane ise her gün dolar, boşanır. 10. Söz: 53
1517- Bütün nebatat ve eşcar güya San'at-ı Rabbaniye murassaatını ve çiçek ve
meyve denilen fıtrat-ı İlahiyenin nişanlarını takınız, çiçekler açınız emr-i
Rabbaniyeyi dinliyorlar ki, rûy-i zemin dahi gayet muhteşem bir bayram gününde,
şahane resm-i geçitte, sürmeli formaları ve murassa nişanları parlayan bir
ordugâhı temsil ediyor. 10. Söz: 52
1518- Eskiden dünyaya karıştığım için günahlarım çoktur. Onlara istiğfar
ediyorum. Bediüzzaman Barla: 301
1519- Kalbi intibaha gelen zâtlar okumaktan usanmaz. Barla: 366
1520- Risaleler Kur'andan alındığı için kut ve gıda hükmündedir. Barla: 366
1521- Bu âhirzaman çok çalkalanıyor, bu fitne-i âhirzaman acib şeyler
doğuracağını ihsas ediyor. Barla: 339
1522- Her risalede herkesin hissesi var, fakat herkes her şeyini bilmek lâzım
değildir. Barla: 344
1523- Herkes her risalenin her mes'elesini anlamasına muhtaç değil. Ne kadar
anlarsa kâfidir. Barla: 345
1524- Şu baharın şu güzel gününde, şu güzel çiçekli olan şu yeşil sahraya gidip
bir seyran ederiz. 10. Söz: 55
1525- Hangi şeye dikkat etsen şehadet eder ki: Bu fâniden sonra bir bâki var...
10. Söz: 57
1526- İnandım ki: Bu karmakarışık, kararsız misafirhanelerden başka ve kurb-u
şahanede bir diyar-ı saadet vardır: biz de ona namzediz... 10. Söz: 58
1527- Felsefe şakirdleri ve millet-i küfriye ve nefs-i emmarenin en müdhiş
dalaleti, Cenab-ı Hakk'ı tanımamaktadır. 10. Söz: 59
1528- Bir harf kâtibsiz olmaz, bir kanun hâkimsiz olmaz. 10. Söz: 59
1529- Evet bir şeyden her şeyi yapmak ve herşeyi birtek şey yapmak, herşeyin
hâlıkına has bir iştir. 10. Söz: 61
1530- Nasıl Güneş, ziya vermeksizin mümkün değildir. 10. Söz: 61
1531- Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder... 10. Söz: 63
1532- Meşher-i san'at-ı İlahiye olan aktar-ı âlem sergilerine bak. 10. Söz: 68
1533- Yeryüzündeki nebatat ve hayvanatın ellerinde olan ilânat-ı Rabbaniyeye
dikkat et! 10. Söz: 68
1534- Asıl söz ise Kur'anındır. Zira söz odur ve söz onundur. Dinleyelim! 10.
Söz: 91
1535- Kur’an-ı Mûciz-ül Beyânın hemen hemen üçden birisi Haşir ve Âhireti teşkil
ediyor ve onu, bütün hakâikına temel taşı ve üssül-esas yapıyor ve herşey’i onun
üstüne bina ediyor. 10. Söz: 105
1536- Haşirde , ruhların cesedlere gelmesi var. Hem, cesedlerin ihyası var. Hem,
cesedlerin inşası var. 10. Söz: 112
1537- Haşirde sizi ihya edecek Zât, öyle bir Zât’tır ki, bütün kâinat O’na
emirber nefer hükmündedir. 10. Söz: 115
1538- Haşirde herkesin bütün a’mâli bir sahife içinde yazılı olarak
neşrediliyor. 10. Söz: 115
1539- Kur’an-ı Hakîm’in bize verdiği en mühim bier ders: iman-ı bil âhirettir.
10. Söz: 118-119
1540- İnsaniyetin cihazatı, hayvan gibi hayat-ı dünyeviyeyi kazanmak için
verilmemiş. 11. Söz: 126
1541- Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemalâta kamçılamakla serbest bırakmanın
şe'ni, saadet-i dareyndir. 12.Söz: 133
1542- Kur'an içinde binler Kur'an bulunur ki, herbir meşreb sahibine birisini
verir. 13. Söz: 138
1543- Daima dediğim budur: Biz imanımızı kurtarmaya çalışacağız. Şualar: 282
1544- İmtihana hazırlanınız. Mevcudiyetiniz ittihadla gösteriniz. D. Harbi Örfî:
53
1545- (Mü’minde) Hırs maden-i zillet ve hasarettir. 22. Mektub: 271
1546- Rahmet-i İlahiyeden ümidinizi kesmeyiniz. Hutbe-i Şamiye: 18
1547- Salavat-ı bînihaye, ol Server-i Kâinat ve Fahr-i Âlem'e hediye olsun.
Muhakemat: 7
1548- İslâmiyet, fünunun seyyidi ve mürşidi ve ulûm-u hakikiyenin reis ve
pederidir. Muhakemat: 10
1549- Maksada urûc etmek için mukaddemelerden istimdad etmek, ehl-i tahkikin
düsturlarındandır. Muhakemat: 12
1550- Takarrur etmiş usûldendir: Akıl ve nakil taâruz ettikleri vakitte, akıl
asıl itibar ve nakil tevil olunur. Fakat o akıl, akıl olsa gerektir. Muhakemat:
12
1551- Kur'anı tefsir edecek, yine Kur'an ve hadîs-i sahihtir. Muhakemat: 19
1552- Hadîs, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattır. Muhakemat: 22
1553- Asıl insaniyet-i kübra olan İslâmiyet, sema-i müstakbelde ve Asya'nın
cinanı üzerinde bulutsuz güneş gibi pertev-efşan olacaktır. Muhakemat: 35-36
1554- Biz ölsek, milletimiz bâkidir. Kırk sene ile razı değiliz. En ekall bin
sene galebeyi isteriz. Muhakemat: 41
1555- Biz ancak Allah'ı ve rızasını istiyoruz. 11. Şua 256
1556- Kadere iman olmazsa hayat-ı dünyeviye saadeti mahvolur. 11. Şua: 261
1557- Halketmek, icad etmek ona mahsustur. Esbab, yalnız bir perdedir. 11. Şua:
261
1558- Kâinatta adem âlemleri hesabına çalışan şerirlerden ve insî ve cinnî
şeytanlardan kendinizi muhafaza ediniz. 11. Şua: 266
1559- Sarsılmaz bir iman isteyen ve dinsiz anarşistliğe karşı kırılmaz bir
kılınç arayanlar, Âyet-ül Kübra'ya müracaat etsinler. 15. Şua: 599
1560- Nur Risaleleri, geceden sonra gündüzün ve kıştan sonra baharın gelmesi
kat'iyetinde yüzer kuvvetli hüccetlerle haşir ve neşrin sabahını, baharını isbat
etmişler. 15. Şua: 612
1561- Bir yerden bir yere giden yolların ve bir noktadan uzak bir noktaya
çekilen hatların en kısası ise, en doğrusudur ve müstakimidir. 15. Şua: 614
1562- Maneviyatta ve manevî yollarda ve kalbî mesleklerde en doğrusu, en
müstakimi ise en kısa ve en kolayıdır. 15. Şua: 614
1563- Nihayetsiz cinayet ise, nihayetsiz azabı îcab eder. 10. Söz:63
1564- Evet şu dâr-ı dünya, beşerin ruhunda mündemiç olan hadsiz istidadların
sünbüllenmesine müsaid değildir. Demek başka âleme gönderilecektir. 29. Söz: 525
1565- Haşirde bütün zevil-ervahın ihyası, bir sineğin baharda ihyasından daha
ziyade kudrete ağır olmaz. 29. Söz: 529
1566- Elhamdülillah inandım. Hem güneş gibi parlak ve gündüz gibi aydın bir
tarzda inandım. 22.Söz: 290
1567- Şu memleketin tek bir Mâlik-i Zülkemali, şu âlemin tek bir Sahib-i
Zülcelali, şu sarayın tek bir Sâni'-i Zülcemali bulunduğunu kabul ettim. 22.Söz:
290
1568- Kâinatta hakikî olarak hiç bir vechile kudretine nihayet olmayan bir Hâlık-ı
Kadir'den başka, hiç bir tesir sahibi yoktur. BMs: 99
1569- Her şey evvelâ kader ile programları tayin edilir. Sonra eşya o kaderî
program üzerine bina edilirler. BMs: 99
1570- Kudret, maâni kitabını, kader mistarı üzerine yazmış ve yazmaktadır. BMs:
99
1571- Bu insan böyle baş aşağı fânilik içinde daimi kalsın diye yaratılmamıştır.
Belki ancak ibadet için yaratılmıştır. BMs: 99
1572- Evet nasılki dünkü gün pederimin kabri ise, yarın da benim mezarımdır. Ben
dahi iki kabrin duvarı arasındayım . BMs: 112
1573- Eğer var olmayı seversen enaniyet cihetinde yok ol ki, vücud bulasın. BMs:
148
1574- Nefis, kendini eşyanın en küçüğü olarak ve belki de hiç olarak görmedikçe,
bir nevi ta'tile veya şirk-i hafiye olan meylden kurtulamaz. BMs: 163
1575- San'atın kemali ve ondaki nakışlar, hem o san'atın ittikan üzere yapılışı
elbette bir ilm-i muhiti ve mutlak bir basarı ve tam bir kudreti ve şamil bir
iradeyi iktiza ediyor. BMs: 184
1576- Kemerli kubbelerdeki taşların bânisi yoktur denildiği vakit, o zaman her
bir taş, bir usta kadar meharetli, hâkim ve mühendis olması olması iktiza eder.
BMs: 184-185
1577- Ehl-i iman için: ona kasdî olarak gelen herbir nimete başlarken, Bismillah
demesi lâzımdır. Yani, ben Cenab-ı Hakk'ın ismiyle ve hesabıyla alıyorum, vesait
hesabına değil. Öyle ise şükür ve minnet yalnız onundur. BMs: 190
1578- Şu medeniyet-i sefihe, gayet câlib hârikaları ve çok cazib oyuncakları
izhar etmekle, insan sarayının sâkinleri olan latifeleri: ziya saçan lâmbaya
müncelib olup çarparak yanıp kül olan pervane gibi düşüp yanmaktadırlar. BMs:
193
1579- Sakın sakın gözlerini ve ellerini dünyanın süs ve fantaziyelerine
uzatmayasın. BMs:222
1580- Evet firak elemlerinin dikenleri, mülâkat esnasında kalbleri böyle
parçalarsa, acaba firak vaktinde nasıl olur, sen kıyas et! BMs:222
1581- Nasıl ki güneşin mahit olan ziyasının vahdeti vâhidiyete işaret ediyor.
Öyle de güneşin tecellisiyle o muhit ziyanın herbir cüz'ünde ve bütün zerrelerde
güneşin hasiyetleriyle beraber vücudu temessül etmesi, ehadiyete remzeder.
Feteemmel! BMs:224
1582- Bu vücudu ise: gel onu pek yüksek bir fiatla senden satın almak isteyen
mûcidinin yoluna feda et! Evet ey nefis, gel bu pazarlık ve bey'a acele ile koş.
Durma sat, belki feda et! BMs:241
1583- Gökler, safi yağmursuz ve kuru iken, yerler katı, ölü ve hayatsız olduğu
halde Cenab-ı Hakk'ın izniyle bu ikisi izdivac edip gökler yağmuru, zemin
çiçekleri doğurup evlâd verdiler. BMs:243
1584- Halk-ı cedid, halk-ı evvelin misal-i sebakıdır. BMs:244
1585- Halk-ı cedid, halk-ı evvelden çok kolay ve ehvendir. BMs:244
1586- Bir ağaca, esmadan ne ki tecelli ederse, çekirdek ve meyvesine de aynı o
isimler tecelli ederler. BMs:340
1587- Ey nefis, daha sen ne zamana kadar geçici katrelere ihtimam edip dehşetli
denizlere aldırmayacaksın. BMs: 436
1588- Senin elinle yapılan bir fiilin ile, hayalinin son sür'atiyle yapılan
fiilinin nisbeti ne ise: hayal ile yapılan bir fiil dahi -eğer mümkün olsaydı-
kudret-i Bari'nin fiiline karşı nisbeti gibidir, belki de hiç münasebete gelmez.
BMs: 524
1589- Evet bir ağacın ince ve dakik dalları üstünde menşur olan çiçeklerini inşa
etmek, nev'-i insanın ebna-yı cinsini, birbirinden ayrılmış ve toprak olmuş olan
kemiklerinin üstünde inşa etmekten daha kolay değildir. BMs: 543
1590- Birçok nimetler var ki, -ağaçtan semerin çıkması gibi- bütün kâinattan
ince bir nizam, dakik bir mizan ile sıkıştırılıp sağılan birer katre gibidir.
BMs: 543-544
1591- Evet baharda toprağın hadsiz ve adedsiz latif çiçeklerle ve güzel, cemil
hayvanat ile süslenip bezenmesi, o Şems-i Ezel'in kemal-i rububiyetini nida edip
ilân eden meşhud bir şahiddir. BMs: 545
1592- Topraktan ve toprağın içine gitmeklikten tevahhuş etme. Hem kabirden ve
kabrin içinde durmaktan dehşetlenme! BMs: 545
1593- Demek anlaşılıyor ki, masnuatın bu süsleniş ve bezenişleri ve zuhura
gelmek için müsabaka yolunda şu helâketli vaziyeti göstermeleri elbette ve her
halde lâyetenahî bir nazara kendilerini arzetmek için olabilir. BMs: 552
1594- Çiçek, meyve, hayvan ve hüveynattan bütün zîhyatların herbir ferdi
kâinatın heyet-i mecmuasından sağılmış, süzülmüş ve âlemin bütün eczasından
dakik, hassas mizanlarla ve ince cessas nizamlarla alınmış, çıkarılmış birer
katre gibidirler. BMs: 560
1595- Ağaçlar ve hayvancıklar muntazaman meydana çıkıyorlar ve vazife başına
geçiyorlar ve tesbihatlarını yapıp, bitirip, tohumlarını yerlerinde tevkil
ederek gidiyorlar. Ş: 159
1596- Çok kıymetdar nimetlerin makbul fiyatları, başta Bismillahirrahmanirrahîm
ve âhirinde Elhamdülillah demektir. Ş: 162
1597- Biz öyle bir hakikata hayatımızı vakfetmişiz ki, güneşten daha parlak ve
Cennet gibi güzel ve saadet-i ebediye gibi şirindir. Ş: 312
1598- Evvel âhir tavsiyemiz: Tesanüdünüzü muhafaza: enaniyet, benlik, rekabetten
tahaffuz ve itidal-i dem ve ihtiyattır. Ş: 312
1599- Mazlumun ahı, tâ arşa kadar gider. Ş: 290
1600- Madem bizi çalıştıran Hâlıkımız Rahîm ve Hakîm'dir: başa gelen herşeyi
rıza ile, sevinç ile, rahmetine, hikmetine itimad ile karşılamalıyız. Ş: 296
1601- Madem herşey gidiyor ve gittikten sonra eğer lezzet ve keyf ise, boşu
boşuna gider, bir hasret kalır Ş: 300
1602- Dünyanın mal ve evlâdı ve istirahatı pek muvakkat ve geçicidir. Ş: 301
1603- Musibete şükür ise, musibetteki sevab ve uhrevî ve dünyevî faideleri
içindir. Ş: 300
1604- Büyük felâketler, güler yüzlü intibahlar doğurur. B: 223
1605- Böyle olmasaydı şöyle olmazdı diye birbirinizden gücenmeyiniz. Ş: 310
1606- Teşekki kaderi tenkid ve teşekkür kadere teslimdir. Ş: 310
1607- Haşirde adalet-i İlahiye, hasenelerin seyyielere racih gelmesiyle
affettiğine binaen, siz de hasenelerin rüchanına göre muhabbet ve afv
muamelesini yapmak lâzımdır. Ş: 330
1608- Bu dünya hayatı, hususan bu zamanda, bu şerait altında kıymeti yoktur.
Başa ne gelse gelsin, hoş görmeli. Ş: 336
1609- Siz, birbirinize en fedakâr nesebî kardeşten daha ziyade kardeşsiniz.
Kardeş ise, kardeşinin kusurunu örter, unutur ve affeder. Ş: 345
1610- Bütün müslümanlar saadet-i ebediye makarrında toplanacaklardır. Ş: 547
1611- Evet bütün kâinatı bir saray, bir ev gibi muntazam idare eden ve
yıldızları zerreler gibi hikmetli ve kolay çeviren ve gezdiren ve zerratı
muntazam memurlar gibi istihdam eden Zât-ı Akdes-i İlahî'nin şeriki, nazîri,
zıddı, niddi olmaz. S: 13
1612- Bekası olmayan istihsan edicinin nazarında, kemalâtın kıymeti sukut eder.
S: 68
1613- Muvakkat sıkıntılara ve sarsıntılara ehemmiyet vermemek lâzımdır. E1: 132
1614- Zâhiren çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var. E1: 132
1615- Dünya fâni olmakla beraber, bâki hayatın bâki meyvelerini verecek bir
mezraasıdır. E1: 132
1616- Hayat-ı bâkiyede madem beraberiz, bir muvakkat müfarakat olsa da, sizi
müteessir etmesin. E1: 140
1617- Nar, nuru yakmaz. Nuranî dahi şemsde yaşar. (Balık suda gibi...) Ab: 24
1618- Karıncanın gözünü, midesini halkeden zât, aynen odur ki, şemsi ve bütün
kâinatı da halketmiştir. Ab: 76
1619- İbadet ve câmi’de sultan ve derviş ve geda birdir. Müsavat-ı hakikî
düsturdur. Takvadan başka imtiyaz yoktur. Zira en ekrem, en müttakidir. Ve en
müttaki en mütevazidir. Ab: 391
1620- Bidayet-i İslâmda kırk oldu saklanmadı. Nasıl, üçyüz milyondan sonra
gizlenecek? Ab: 392
1621- Hasenatı seyyiatına, savabı hatasına tereccuh edenler, mağfiret ve affa
müstehaktırlar. Ab: 401
1622- Akılları gözlerinde olan avama ders veren, fiildir. Ab: 405
1623- Dünya içinde insan, insan içinde lisan, lisan içinde beyan, beyan içinde
kelâm, kelâm içinde hurufu halkeden Hallak-ı Rahman. Ab: 600
1624- Evet gençlik damarı, akıldan ziyade hissiyatı dinler. His ve heves ise
kördür, akibeti görmez. Bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete
tercih eder. S: 150
1625- Bir saat muvakkat elem, zevaliyle ruhta bir manevî lezzet bırakır ve
lezzetli saat, bilakis elem bırakır. S: 150
1626- İnsan istidadı nisbetinde burada ekiyor ve ekiliyor, âhirette mahsul
alıyor. S: 86
1627- Âyine-misal mevcudatın birbiri arkasında zeval ve fenalarıyla beraber,
arkalarından gelenlerin üstünde ve yüzlerinde aynı hüsün ve cemalin cilvesinin
bulunması gösterir ki: Cemal onların değil: belki o cemaller, bir hüsn-ü
münezzeh ve bir cemal-i mukaddesin âyâtı ve emaratıdır. S: 68 Hâşiye
1628- Nasılki şu âlem bütün mevcudatıyla Sâni'-i Zülcelal'ine kat'î delalet
eder: Sâni'-i Zülcelal'in de sıfât ve esma-i kudsiyesi, dâr-ı âhirete delalet
eder ve gösterir ve ister. S: 69
1629- İhsan ihsandır, eğer nev’e olsa veya muhtaca ve fakire olsa... Sehavet o
vakit tam sehavettir, eğer millet için olsa: yahut milleti tazammun eden bir
ferde olsa güzeldir. Mü: 68-69
1630- Bazan adavet, şiddet-i muhabbetten gelir. Mü: 7071
1631- Adaletin tevziinde adalet olmazsa zulüm görünür. Bir hatır için bin hatır
kırılmaz. Mü: 94
1632- Bir hodpesend hakkı iltizam etse, çokları haksızlığa sevk eder, belki
mecbur eder. Mü: 94
1633- Hayat bir faaliyet ve harekettir. Şevk ise matiyyesidir. Mü: 95
1634- En büyük ders, doğruluk yolunda ölümünü istihkar dersi vermektir... D: 7
1635- Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar, kabahatını setr için
başkasını irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler. D: 12
1636- Musibetlerin tenevvüü, musikînin nağmelerinin tenevvüü gibi bana
geliyordu. Bediüzzaman D: 45
1637- İnşâallah istikbaldeki İslâmiyet'in kuvveti ile medeniyetin mehasini
galebe edecek, zemin yüzünü pisliklerden temizleyecek, sulh-u umumîyi de temin
edecek. H: 36
1638- Her kıştan sonra bir bahar, her geceden sonra bir sabah olduğu gibi, nev-i
beşerin dahi bir sabahı, bir baharı olacak inşâallah. Hakikat-ı İslâmiyenin
güneşi ile, sulh-u umumî dairesinde hakikî medeniyeti görmeyi, rahmet-i
İlahiyeden bekliyebilirsiniz. H:. 37-38
1639- İnsan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür
geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada
ticaret ile, ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. L: 206
1640- Cenab-ı Hak mevcudata karşı tevlid ve tevellüdü işmam edecek bütün
rabıtalardan münezzehtir. Şerik ve muinden ve hemcinsten müberradır. Belki
mevcudata karşı nisbeti, Hallakıyettir. S: 412
1641- Cenab-ı Hak ezelîdir, ebedîdir, evvel ve âhirdir. Hiçbir cihette ne
zâtında, ne sıfâtında, ne ef'alinde nazîri, küfvü, şebihi, misli, misali, mesîli
yoktur. S: 412
1642- Peygamber'e (A.S.M.) intisab edip onun kemalâtına istinad ederek onun
pederane şefkatine itimad edip kusur ve hatiat etmemelisiniz, demektir. S: 413
1643- Rızkınız, yerin hayatına bağlıdır. Yerin dirilmesi ise, bahara bakar.
Bahar ise, Şems ve Kamer'i teshir eden, gece ve gündüzü çeviren zâtın elindedir.
Öyle ise bir elmayı, bir adama hakikî rızk olarak vermek: bütün yeryüzünü bütün
meyvelerle dolduran o zât verebilir. S: 418
1644- İstidad ve ihtiyac-ı fıtrî lisanıyla insan ne istemişse, bütün verilmiş.
İnsana olan nimet-i İlahiye, ta'dad ile bitmez, tükenmez. Âyet Meali S: 422
1645- Risale-i Nur câmi' hakikatlar ve veciz sözler hazinesidir: bir cümlede bir
sahifelik, bir sahifede on sahifelik, bir risalede bir kitablık mana ifade eden
ve câmiülkelim hususiyetine mâlik bir şaheserdir. G: 235-235
1646- Bir küçük talebe yaptığı işi büyük bir âlim yapamaz. Çünki büyük adam her
şeyde büyük olmak lâzım gelmez. Mu: 100
1647- Herkes kendi san'atında büyüktür. Mu: 100
1648- Bir hükûmetin intizamında, her memura istidadı nisbetinde, vazife
derecesinde, hizmet miktarınca ücret vermek lâzımdır. Mu: 100
1649- Vazifesi hizmetkârlık ve tabiatı çocukluk olanlar, büyük rütbeye girmekle
tekebbür eder. Tekebbür etmekle tenasübünü bozup muaşereti teşviş eder. Mu: 100
1650- Lübbü bulmayan, kışır ile meşgul olur. Hakikatı tanımayan hayalâta sapar.
Sırat-ı müstakimi göremeyen, ifrat ve tefrite düşer. Müvazenesiz ve mizansız
olan çok aldanır, aldatır. Mu: 49
1651- Hak gelir, bâtılölür. Mu: 50
1652- Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs
etmek, şeriat-ı hilkate büyük bir itaatsizliktir. Mu: 53
1653- Sâni'-i Âlem, arzı istediği gibi ve hikmeti iktiza ettiği gibi
yaratmıştır. Sizin -ey ehl-i hayal!..- teşehhi ile istediğiniz gibi
yaratmamıştır: akıllarınızı kâinata mühendis etmemiştir. Mu: 58
1654- Birşeyin vücudunu bilmek, o şeyin keyfiyet ve mahiyetini bilmekten
ayrıdır. Mu: 66
1655- Kıssa hisse içindir: sana ne lâzım teşrihatı.. nasıl olursa olsun sana
taalluk edemez. Kendi hisseni al, git. Mu: 69
1656- En ufak bir zerrede, Sânii ilân ettiği cihetle, koca bir kâinatın
saltanatının küçük nümunesi mevcuddur, denilebilir. B: 70
1657- Ahlâksızlık çirkefinin bir tufan halinde her istikamete taşıp uzanarak her
fazileti boğmaya koyulduğu kara günlerde, onun yani Bediüzzaman'ın feyzini bir
sır gibi kalbden kalbe, mukavemeti imkânsız bir hamle halinde intikal eder
görmekle teselli buluyoruz… T: 6
1658- Gecelerimiz çok karardı ve çok kararan gecelerin sabahları pek yakın olur.
T: 6
1659- Kabir kapısında bekleyen bir adamın arkasındaki fâni dünyaya riyakârane
bakması, acınacak bir hamakattır ve dehşet verici bir hasarettir. T: 26
1660- Evet lezzetli üzüm salkımlarının hasiyetleri, kuru çubuğunda aranılmaz.
İşte ben de öyle bir kuru çubuk hükmündeyim. T: 26
1661- Senin mini mini hayat tekneni, dağlar gibi dalgaları bulunan, kısacık
ömrünün denizinde aldanarak boğdurma. Ve hayat-ı ebediyeni söndürmek isteyen, en
büyük ve en yakın olan nefsinin hilesinden kurtulmaya çalış. B: 203
1662- Gözünü aç da Hazret-i Eyyub Aleyhisselâm'ın sabrına bak! Aklın varsa o
Peygamber-i Zîşan'ın (A.S.) sabırdaki kahramanlığını taklide çalış. B: 203
1663- Bu kadar ikram-ı İlahî karşısında bir taraftan kulluk edemediğim için
gözlerim yaşarıyor, kalbim ağlıyor. Diğer taraftan da bâr-gâh-ı Samediyete afv
olunmaklığım için yalvarırken, bîhad ve bîhesab minnet ve teşekkürlerimi takdim
ediyorum. B: 207
1664- Eserler birbirini takiben neşrolundukça, kıymetleri de mebsutan tezayüd
etmektedir. B: 209
1665- Büyük felâketler, güler yüzlü intibahlar doğurur B: 223
1666- Şu asırda dinsizlik ve tahribat fazlalaştı. İnşâallah mazlum ve masum ehl-i
imanın yüzü gülecek. Parlak bir hakikat güneşi tulû' edecek. B: 223
1667- Hamdolsun, damarlarımızda dolaşan kan, binler senelik ehl-i hak ve
imandan, irsen intikal etmiş bir mayadır. Zekâi B: 223
1668- Gündüz derd-i maişetle vakit bulamadığımdan, gecenin bir kısmını o
Nurlarla ışıklandıracağım. Babacan B: 234
1669- Onbeş senedir hakikata giden yolu aramak için, çok kapılar çaldım.
Çoklarında dünyaya aid zînetleri gördüğümden geri çekildim, fakat lillahilhamd
tam bir kapı buldum. Cenab-ı Hak beni o kapıya tam hizmetkâr yapıp sebat versin.
Babacan B: 235
1670- Cenab-ı Hak gözlerimizin perdelerini kaldırsın, hakaikı hakkıyla bize
göstersin, âmîn. B: 235
1671- Arı kadar aklı olan, bu baharda bu çiçeklerden istifade etmezse ne denir?
B: 242
1672- Semavat zemine gıbta eder ki: zeminde hâlisen-lillah sohbet ve zikir ve
tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber
otururlar: kendi Sâni'-i Zülcelalinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli
ve süslü eser-i san'atını birbirine göstererek Sâni'lerini sevip sevdirirler,
düşünüp düşündürürler. B: 260
1673- İlim iki kısımdır: Bir nevi ilim var ki, bir defa bilinse ve bir-iki defa
düşünülse kâfi gelir. Diğer bir kısmı, ekmek gibi, su gibi her vakit insan onu
düşünmeye muhtaç olur. Bir defa anladım, yeter diyemez. İşte ulûm-u imaniye bu
kısımdandır. Elinizdeki Sözler ekseriyet itibariyle inşâallah o cümledendir. B:
260-261
1674- Aklını başına topla, yaradılışındaki hikmeti düşün, haddini bil, ömür ve
hayatını, sana saadet-i ebediyeyi temin edecek şeylerle geçir. B: 298
1675- Ceza ve hesab gününde, Mâlik-i Yevm-id Din'in huzurunda, mahlukat ve
mevcudatın en kıymetdarı olan insanın aynen halk olunarak bulundurulaca(ktır).
B: 298
1676- Dirilmek var, ceza ve hesab günü var, uyanın’ B: 299
1677- Eskiden dünyaya karıştığım için günahlarım çoktur. Onlara istiğfar
ediyorum. B: 301
1678- Hâlık-ı Zülcelal'in hususî iltifatını îma eden en gizli bir işarete, yüz
bin can olsa ve feda edilse ve yüz bin sene ömür var ise, o yolda sarfedilse
yine ucuzdur. B: 313
1679- Ehl-i kalb için bazan sükût dahi bir konuşmaktır. B: 314
1680- Bu âhirzaman çok çalkalanıyor, bu fitne-i âhirzaman acib şeyler
doğuracağını ihsas ediyor. B: 339
1681- Her risalede herkesin hissesi var, fakat herkes her şeyini bilmek lâzım
değildir. B: 344
1682- Şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sada, İslâm'ın sadası olacaktır!
T: 145
1683- Zâhirde zararlı gibi görünen şeyler, hakikatta nimettir. Zahmette rahmet
vardır. İman hizmeti uğrunda başımıza ne gelse hayırdır. T: 543
1684- Biz başımıza geleceği düşünmekle mükellef değiliz, hizmet-i Kur'aniye ile
mükellefiz. T: 543
1685- Biz, Rabb-i Rahîmimizin daima inayeti altındayız. Ölsek şehidiz, kalırsak
Kur'anın hizmetkârıyız. T: 543
1686- Geliniz ey ehl-i İslâm. Hep beraber ağlaşalım. Hâyır, hâyır!
Gözyaşlarıyla, feryad ile tedavisi mümkün değil bu derdin… Allah için uğraşalım.
T: 635
1687- Risale-i Nur yalnız bu vatan ve millet için değil, âlem-i İslâm ve bütün
beşeriyetin ihtiyacına cevab verecek bir külliyat olarak te'lif edilmiştir. T:
641
1688- Zaman, İslâmiyet fedaisi olmak zamanıdır. T: 691
1689- Fena şeylerle meşguliyet fena tesir eder. Fena iz bırakır. T: 691
1690- Hususan böyle bir asırda Bâtılı iyice tasvir etmek, safî zihinleri
idlâldir. T: 691
1691- Risale-i Nur, nuru yerleştirerek zulmeti izale ediyor: yok ediyor. İyiyi
öğreterek, fenayı fark ve tefrik ettiriyor ve vazgeçiriyor. Hakikatı ders
vermekle, bâtıldan kurtarıyor ve bâtıldan mahfuz kılıyor. T: 692
1692- Birimiz dünyada birimiz âhirette, birimiz şarkta birimiz garbda, birimiz
şimalde, birimiz cenubda olsak: biz yine birbirimizle beraberiz. T: 692
1693- Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan
haindir. Hainin hükmü merduddur. T: 701
1694- Bugün milyonlarca insanı coşturup, selâmete götüren bu Nur deryası daima
kükreyecek, küfrü boğacak, zulmeti yırtacak, insanlığa hâmi ve halaskâr
olacaktır. T: 708
1695- Vazifemiz ihlas ile iman ve Kur'ana hizmet etmektir. Amma bizi muvaffak
etmek ve halka kabul ettirmek ve muarızları kaçırmak ise, o vazife-i İlahiyedir.
E2: 55-56
1696- Binden bir-iki adam sizden kabul etse, yine sarsılmamak gerektir. Bazan
bir-iki adam, bine mukabil geliyor. E2: 56
1697- bu vatanda küfr-ü mutlaka karşı iman ve İslâmiyet'ten başka bir din, bir
mezheb olamaz. E2: 59
1698- Hakikî bir Müslüman hiçbir zaman Yahudi ve Nasrani olamıyor. Olsa olsa
dinsiz olup tam anarşist olur. E2: 59
1699- Aklî şeylerden fazla, temsiller ile hayalî şeyleri kabule, hayal daha
yakındır. Es.İ. İ: 131
1700- Beni merak etmeyiniz. Ben gelen sıkıntıdan manevî sürur duyuyorum. E2: 68
1701- Bu sene Mısır radyosu perşembe gecesi Mi'rac'dan çok bahsetmesinden hem
perşembe ve hem de cuma gecesi Mi'rac yaptım. E2: 65
1702- Ferdin ahkâmda istinbatı ve içtihadında (hevesi karışmamak şartıyla) o
kendi nefsi için amel edebilir, fakat başkalarına hüccet tutamaz. Tâ bir nevi
icma' o hükmü tasdik etsin. E2: 89
1703- Bir milyon değil, belki bin insanın hayat-ı ebediyesini temine çalışmak,
bir milyar insanın hayat-ı fâniye-i dünyeviye ve medeniyetine çalışmaktan daha
kıymetdar(dır). E2: 112
1704- Ezelden ebede kadar bütün zîhayatların hayat hediyeleri Zât-ı Vâcib-ül
Vücud'a hastır. E2: 115
1705- Bütün dualar ve ihtiyaçtan gelen ricalar ve nimetten çıkan şükürler ve
ibadetler ve namazlar, Hâlık-ı Külli Şey'e mahsustur. E2: 116
1706- Dünyanın üç aded yüzünden gayet güzel olan esma-i İlahiyeye âyinelik eden
birinci yüzündeki hadsiz güzellikler, tayyibeler ve dünyanın âhiret tarlası olan
ikinci yüzündeki hadsiz hasenatlar, hayırlar ve manevî meyveler ve güzellikler,
tamamıyla ezel-ebed sultanı Kadîr-i Zülcelal'e mahsustur. E2: 117
1707- Şeriatın bir tek mes'elesine ruhumu feda etmeye hazırım. E2: 130
1708- Ben bir hizmetkârım, çekirdek gibi çürüdüm gittim. Risale-i Nur ise,
Kur'an-ı Hakîm'in tefsiridir, manasıdır. E2: 133
1709- Eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa hergün biri kesilse,
hakikat-ı Kur'aniyeye feda olan bu başı zendekaya ve küfr-ü mutlaka eğmem ve bu
hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçemem. Ş: 351-352
1710- Evet dünyanın mahiyeti anlaşıldıktan sonra, elbette hayat-ı ebediyeden
başka beşeriyetin o inkisar-ı hayal yarasını tedavi edecek, Kur'andan başka
yoktur. E1: 241
1711- Beşerin duası, bir fiilî dua nev'inde samimî bir ihtiyaç ile cüz'î kesbi,
bir makbul dua hükmüne geçer. E2: 154
1712- Bu hizmete, yâni ehl-i îmanı dalâlet-i mutlakadan kurtarmağa, lüzum olsa,
dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatımı da feda etmek bir saadet bilirim: binler
dostlarım ve kardeşlerimin Cennete girmeleri için, Cehennemi kabûl ederim. Stg:
13
1713- Hadisce sabittir ki, Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm görülen rü'yada
şeytan o rü'yaya karışamıyor. Stg: 21
1714- Bir işde mehasin ve şeref hasıl oldukça, havassa peşkeş edilir: seyyiat
olsa, avama taksim edilir. S.T. İ: 84
1715- Yüksek tabakada birinin öldürülmesiyle, çok seneler matem tutulur. Halbuki
onun cinayetiyle tabaka-i avamda yüzer, belki binler kişi telef olsa, bir-iki
günde unutulur. S.T. İ: 85
1716- Bir şah, bir gedayı öldürse şeriat kısasa hükmeder, ikisini bir görür.
S.T. İ: 85
1717- Tarîk-i gayr-ı meşru ile bir maksadı takib eden, maksudunun zıddıyla ceza
görüyor. S.T. İ: 86
1718- Semavat sahifesini güneş ve yıldızlarla yazan kudretle, bal arısıyla
karıncanın sahifelerini hüceyrat ve zerrat ile yazan kudret bir dir.. Ms: 55
1719- Bulut ile arz gibi camid ve mütehalif şeylerde tecavüb ve muavenet, yani
birbirinin hacetine cevab vermek ve seyyarat gibi şemsten pek uzak olan
yıldızların şemse veya birbirine tesanüd etmeleri, bütün eşyanın bir Müdebbirin
idaresinde bulunduğuna şehadet eder. Ms: 55
1720- Bir zîhayat, çok isim ve sıfatların tecellisine mazhardır. Meselâ, bir
zîhayat vücuda geldiğinde Bari isminin cilvesine, teşekkülünde Musavvir
sıfatının cilvesine, gıdalandığı zaman Rezzak isminin cilvesine: hastalıktan
şifa bulduğunda, Şâfi isminin tecellisine ve hakeza tesirde mütesanid, âsârda
mütehalif, çok sıfat ve isimlere mazhardır. Ms: 56
1721- Kâinat bütün eczasıyla beraber gayr-ı mütenahî eşkal ve vaziyetlere
kabiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hazıra girmesi, elbette bir Hâlık-ı
Vâcib-ül Vücud'un ihtiyar, irade ve tercihiyle olmuştur. Ms: 61
1722- Dua eden kimse de, Kalbinde dolaşan arzu ve isteklerini Cenab-ı Hak işitir
deyip Kadir olduğu na itikad etmelidir. Bu itikad, Allah'ın her şeyi bilir ve
herşeye kadir olduğunu istilzam eder. Ms: 86
1723- Müslümanlar ile ülfet ve muhabbetleri mümkün olmayan kâfirlere muhabbet
boşa gidiyor. Onla rın muhabbetiyle karşılaşılamaz. Onlardan meded beklenilemez.
Ms: 89
1724-Nimet, şükrü görmezse gider. Ms: 99
1725- Kur'anın en sarih ve en kat'î emri olan Salât gibi feraizi imtisal etmeniz
lâzımdır. Tâ onun feyzi böyle hârika suretinde üstünüzde tevali ve devam etsin.
Ms: 99
1726- Bu dünya-yı deniyye, şan ve şerefiyle öyle bir meta değil ki ...... maksud-u
bizzât olsun. Ms: 99
1727- Bu millet-i İslâmın cemaatleri -çendan bir cemaat namazsız kalsa, fâsık da
olsa yine başların dakini mütedeyyin görmek ister. Ms: 99
1728- Yirmidört saatten bir saati işgal eden farz namaz gibi zaruriyat-ı
diniyede, yüzde doksandokuz ihtimal-i necat var. Yalnız, gaflet ve tenbellik
haysiyetiyle, bir ihtimal zarar-ı dünyevî olabilir. Ms: 101
1729- Feraizin terkinde, doksandokuz ihtimal-i zarar var. Yalnız gaflet ve
dalalete istinad, tek bir ihti mal-i necat olabilir. S: 101
1730- Ene ile tabir edilen enaniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve
hararetiyle yanıp delinirse, büyü yüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlık-ı
Semavat ve Arz'a isyan edemez. O zikr-i İlahî sayesinde, ene mahvolur. Ms: 103
1731- Acaba çiçek açıp, semere veren ağaçlarda her sene icad edilen meyvelerin
haşr ü neşirlerini gördükten sonra haşr-i umumîyi istib'ad eden sıkılmaz mı? Ms:
108
1732- Dut ve kayısı gibi meyveleri kuru ve camid bir ağaçtan ihraç ve icad
etmekle o kuru ağacı acib bir vaziyete ve hayatdar antika bir şekle koyan
kudret-i ezeliyeye haşr-i umumî ağır gelir mi? Hâşâ! S: 108
1733- Bu latif, nazik masnuatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiç bir şey
ağır gelmez. Bu bedihî bir mes'eledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar.
Ms: 108
1734- Ey nefs-i emmarem! Sana tabi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve
istediğin şeyin peşine düş: ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve
arzı bana müsahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelal'e abd olurum. Ms: 109
1735- Çocuğun eli yetişemediği bir şeyi peder ve vâlidesinden istediği gibi: abd
de, acz ve fakrıyla Rabbına iltica eder ve Hâlıkından ister. Ms: 110
1736- Bir tavuk kendi uçuşuyla, şahinin veya kartalın uçuşlarını taklid ve
tercüme edemez. Ms: 5
1737- Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi,
onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Ms: 10
1738- İzzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın
nazarında: tevhid ve celal ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i
hakikîden... Ms: 11
1739- Şu hayvanların erzakını yetiştiren nebatat izn-i İlahî ile meydana gelir.
Hayvanat da emr-i Rabbanî ile beşerin ihtiyacatını yerine getirir. Bal arısıyla
ipek böceğinin insanlara yaptıkları yardımlar, bu davayı isbat eder. Ms: 16
1740- Kesret vahdete isnad edilmediği takdirde, vahdeti kesrete isnad etmek
mecburiyeti hasıl olur. Demek, dağınık bir nev'in icadındaki sühulet-i hârika,
vahdet ve tevhid sırrına bağlıdır. Ms: 18
1741- Cenab-ı Hakk'ın zâtında şeriki olmadığı gibi -çünki intizam bozulur, âlem
fesada gider- fiilinde de şeriki yoktur. Çünki suubetten, güçlükten dolayı
âlemin ademden çıkmamasına sebeb olur. Ms: 18
1742- Kâinatın tedbiriyle alâkadar olan her bir isim, âhiret ve haşri iktiza
eder. Ms: 48
1743-(İnsan) kendisini başıboş ve gayr-ı mes'ul zannetmesin. Onun da divan-ı
muhasebatta pek karışık hesabları vardır. Ondan kurtulduktan sonra, müstehak
olduğu yere gidecektir. Ms: 45
1744- Nimete bakıldığı zaman Mün'im, san'ata bakıldığı zaman Sâni', esbaba nazar
edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir. Ms: 51
1745- Nazar ise, fünun-u ekvanı maarif-i İlahiyeye kalbedip hakikî gayelerine
sevkedebilir. Demek nazar, esbab ve vesait hesabına olursa muzaaf cehaletlerdir.
Eğer Allah hesabına olursa maarif-i İlahiye olur. BMs: 79
1746- Eğer henüz gıyablarında mahkeme-i adaletin âdilane kararı kendisine tebliğ
olmayan mücrimler varsa bilsinler ki: Hâkim-i Hakikî olan Allah-u Zülcelal
Hazretleri onları affetmiş değil. Belki şiddet-i tecziye için mühlet vermiştir.
Meğer ki nedamet ederek tövbekâr olup, afv dileye, tarziye vere.. Kime? Hazret-i
Kur’an’a ve Risale-i Nur’a. Gm.2: 53/394
1747- Bir ağacın meyvesi hangi dalında bitse, o ağacın malı olması hasebiyle,
öbür dalında biten benimdir der. Gm.3: 435/303
1748- Ey şarkta, garbda, şimalde, cenubdaki kardeşlerim! Said’in bir tek
Mektubat ve Sözünü değil, bir yaprağını buldunuz: Said’i orada göreceksiniz. Gm.3:
103
1749- Ben bütün kuvvetimle diyorum ki: Said’in şahsını görmek isterseniz bir
kitabda değil, bir yaprak aralarında değil, hattâ satır aralarında hakiki
şahsını görebilirsiniz. Gm.3: 103
1750-Milyonlar başlar feda oldukları o hakikata değil muvakkat rahatımız ve fâni
dünya hayatımız, belki lüzum olsa başımızla beraber bütün şeref, mal, rahat,
haysiyet, maddi ve manevi makamat kemâl-i iftiharla feda edilse yine kazanıyoruz
ve vazifemizdir. Gm.3: 117
1751-Îman ve Âhiretinizi kurtarmağa çalışınız. Gm.1: 161
1752-Risale-i Nur ifsad değil, ıslah ediyor. Gm.1: 161
1753-İmansız İslâmiyet sebeb-i necat olmadığı gibi, bilerek İslâmiyetsiz iman
dahi dayanamıyor, belki necat veremiyor, denilebilir. B: 349
1754-Kur'anî hizmet uğrunda, arzın sekenesi kadar hayatım olsa, her birisini
feda etmeyi, ne büyük saadet ve şeref kabul etmişim. B: 353
1755- Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra
dört-beş saat kadar daha yeme. Şifa, hazımdadır. Yani, kolayca hazmedeceğin
mikdarı ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, taam taam üstüne yemektir.
17.L:147
1756- Vücuda en muzır, dört beş saat fasıla vermeden yemek yemek veyahut
telezzüz için mütenevvi yemekleri birbiri üstüne mideye doldurmaktır. 17.L:147
1757- Bu zamanda iktisad, herkese farzdır. O.19.L.
1758- Teveccüh-ü nâs istenilmez, belki verilir. Verilse de onunla hoşlanılmaz.
Hoşlansa ihlası kaybeder, riyaya girer. Şan ü şeref arzusuyla teveccüh-ü nâs
ise: ücret ve mükâfat değil, belki ihlassızlık yüzünden gelen bir itab ve bir
mücazattır. 20.L:147
1759- Hüsn-ü kabul ve hüsn-ü tesir ve teveccüh-ü nâsı kazanmak noktalarının
Cenab-ı Hakk'ın vazifesi ve ihsanı olduğunu ve kendi vazifesi olan tebliğde
dâhil olmadığını ve lâzım da olmadığını ve onunla mükellef olmadığını bilmekle
ihlasa muvaffak olur. Yoksa ihlası kaçırır. 20.L:150
1760- Sahabelerin sena-i Kur'aniyeye mazhar olan îsar hasletini kendine rehber
etmek. Yani: Hediye ve sadakanın kabulünde başkasını kendine tercih etmek ve
hizmet-i diniyenin mukabilinde gelen menfaat-ı maddiyeyi istemeden ve kalben
taleb etmeden, sırf bir ihsan-ı İlahî bilerek, nâstan minnet almayarak ve
hizmet-i diniyenin mukabilinde de almamaktır. Çünki hizmet-i diniyenin
mukabilinde dünyada bir şey istenilmemeli ki, ihlas kaçmasın. 20.L:150
1761- Evet ihlas ile kim ne isterse Allah verir. 20.L:152
1762- Cenab-ı Hakk'ın rızası ihlas ile kazanılır. Kesret-i etba' ile ve fazla
muvaffakıyet ile değildir. Çünki onlar vazife-i İlahiyeye ait olduğu için
istenilmez: belki bazan verilir. Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve
medar-ı rıza olur. Kemmiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki
bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahîye medar olur.
20.L:152
1763- Ey sevaba hırslı ve a'mal-i uhreviyeye kanaatsız insan! Bazı Peygamberler
gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o
peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner,
kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır.
20.L:152
1764- Sen neci oluyorsun ki, böyle hırs ile Herkes beni dinlesin diye vazifeni
unutup, vazife-i İlahiyeye karışıyorsun? Kabul ettirmek, senin etrafına halkı
toplamak Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Vazifeni yap, Allah'ın vazifesine karışma.
20.L:152
1765- hak ve hakikatı dinleyen ve söyleyene sevab kazandıranlar, yalnız insanlar
değildir. Cenab-ı Hakk'ın zîşuur mahlukları ve ruhanîleri ve melaikeleri kâinatı
doldurmuş, her tarafı şenlendirmişler. Madem çok sevab istersin, ihlası esas tut
ve yalnız rıza-yı İlahîyi düşün.20.L:152
1766- Ey musibetzede ve ihtilafa düşmüş ehl-i hak ve ashab-ı hakikat! Bu musibet
zamanında ihlası kaçırdığınızdan ve rıza-yı İlahîyi münhasıran gaye-i maksad
yapmadığınızdan, ehl-i hakkın bu zillet ve mağlubiyetine sebebiyet verdiniz.
20.L:156
1767- Herkeste nefs-i emmare bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara
ilişir. Bir derece hükmünü: kalb, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder.
21.L:166
1768- Mesleğimiz uhuvvettir. Kardeş kardeşe peder olamaz, mürşid vaziyetini
takınamaz. Uhuvvetteki makam geniştir. Gıbtakârane müzahameye medar olamaz. Olsa
olsa, kardeş kardeşe muavin ve zahîr olur: hizmetini tekmil eder. 21.L:166
1769- Madem Risale-i Nur şakirdlerinin bir şahs-ı manevîsi var, şübhesiz o şahs-ı
manevî bu zamanın bir âlimidir. Sizin kalemleriniz ise, o şahs-ı manevînin
parmaklarıdır. 21.L:167
1770- Arşın sahibinden maada, arşın altındaki şeylere bizzât tasarruf eden imkân
dairesinde kimse var mıdır! Kellâ. Çünki o kudret kısa ve kasır olmayıp muhit
bir kudret olduğundan, açık bir yer, bir delik kalmıyor ki, gayr müdahale etsin.
Ms: 186
1771. Her bir masnuda, her bir zerrede görünen tasarruf-u mutlak, kudret-i
muhita ve hikmet-i basîrenin delalet ve şehadetleriyle sabittir ki, bütün
eşyanın Sânii, vâhiddir, şeriki yoktur. Ms: 187
1772. Şems, kamer, yıldız, arz gibi ecramı kabzasında tutan kudret, o ecramı
öyle bir sühuletle tanzim etmiştir ki, dağılan tesbih tanelerini ipe dizen adam
gibi, ne bir acz görmüştür ve ne başkasının yardımına ihtiyaç olmuştur. Ms: 190
1773- İ'lem Eyyühel-Aziz! Nefsine olan muhabbeti îcab ettiren nefsin sana olan
kurbiyeti ise, Hâlıkına muhabbetin daha fazla olmalıdır. Çünki nefsinden o daha
karibdir. Evet senin fikrin, ihtiyarın idrak edemedikleri sendeki mahfiyat,
Hâlıkın nazarı ve ilmi altındadır. Ms: 243
1774- İ'lem Eyyühel-Aziz! Tevhid ile bütün eşyayı, Vâhid-i Ehad'e isnad
etmediğin takdirde, âlemde bulunan bütün efradın mazhar oldukları tecelliyat-ı
İlahiye adedince ilahları kabul etmek mecburiyetindesin. Evet gözünü şemsden
yumduğun ve timsalleriyle irtibatını kestiğin zaman timsallerine ma'kes olan
şeylerin adedince hakikî şemslerin vücudunu kabul etmeye mecbur olursun. Ms: 244
1775- hilkat-i kâinatın bir netice-i azamı, ubudiyet-i insaniyedir ve rububiyet-i
İlahiyeye karşı iman ve itaatla mukabeledir. 13.L: 83
1776- enva'-ı dalalet derecatına göre az çok kâinatın yaratılmasındaki hikmet-i
Rabbaniyeye ve dünyanın bekasındaki makasıd-ı Sübhaniyeye zarar verdiği için,
ehl-i isyana ve ehl-i dalalete karşı kâinat hiddete geliyor, mevcudat kızıyor,
mahlukat öfkeleniyor. 13.L: 84
1777- Ey cirmi ve cismi küçük ve cürmü ve zulmü büyük ve ayb ve zenbi azîm
bîçare insan! Kâinatın hiddetinden, mahlukatın nefretinden, mevcudatın
öfkesinden kurtulmak istersen, işte kurtulmanın çaresi: Kur'an-ı Hakîm'in
daire-i kudsiyesine girmektir ve Kur'anın mübelliği olan Resul-i Ekrem
Aleyhissalâtü Vesselâm'ın Sünnet-i Seniyesine ittibadır. Gir ve tabi ol! 13.L:
84
1778- Kur'an, kendi şakirdlerinin ruhuna öyle bir inbisat ve ulviyet verir ki:
doksan dokuz taneli tesbihe bedel, doksan dokuz Esma-i İlahiyenin cilvelerini
gösteren doksan dokuz âlemlerin zerratını, birer tesbih taneleri olarak
şakirdlerinin ellerine verir. "Evradlarınızı bununla okuyunuz." der. 17.L: 119
1779- Arıdan, sinekten, tavuktan tut: tâ Şems ve Kamer'e kadar her şey kemal-i
lezzetle vazifesine çalışıyorlar. Demek hizmetlerinde bir lezzet var ki,
akılları olmadığından akibeti ve neticeleri düşünmeden, mükemmel vazifelerini
îfa ediyorlar. !7.L: 123
1780- bu Arz'ı böyle kendine sâcid ve âbid ve ibadına mescid ve mahluklarına
beşik ve kendine müsebbih ve mükebbir eden Zât-ı Zülcelal'e, yerin zerratı
adedince hamd ve tesbih ve tekbir edip ve mevcudatı adedince hamd ediyoruz ki:
bize bu nevi ubudiyeti ders veren Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ına ümmet
eylemiş. !7.L: 127-128
1781- Rızk-ı mecazîdir ki, sû'-i istimalât ile hacat-ı gayr-ı zaruriye hacat-ı
zaruriye hükmüne geçip, görenek belasıyla tiryaki olup, terkedemiyor. İşte bu
rızk, taahhüd-ü Rabbanî altında olmadığı için: bu rızkı tahsil etmek, hususan bu
zamanda çok pahalıdır. Başta izzetini feda edip zilleti kabul etmek, bazan alçak
insanların ayaklarını öpmek kadar manen bir dilencilik vaziyetine düşmek, bazan
hayat-ı ebediyesinin nuru olan mukaddesat-ı diniyesini feda etmek suretiyle o
bereketsiz menhus malı alır. 19.L: 142
1782- İsraf etmemek şartıyla ve sırf vazife-i şükraniyeyi yerine getirmek ve
enva'-ı niam-ı İlahiyeyi hissedip tanımak kaydı ile ve meşru olmak ve zillet ve
dilenciliğe vesile olmamak şartıyla, lezzetini takib edebilir. 19.L: 140
1783- Hâlık-ı Rahîm, nev-i beşere verdiği nimetlerin mukabilinde şükür istiyor.
İsraf ise şükre zıddır, nimete karşı hasaretli bir istihfaftır. 19.L: 139
1784- İktisad ise, nimete karşı ticaretli bir ihtiramdır. Evet iktisad hem bir
şükr-ü manevî, hem nimetlerdeki rahmet-i İlahiyeye karşı bir hürmet, hem kat'î
bir surette sebeb-i bereket, hem bedene perhiz gibi bir medar-ı sıhhat, hem
manevî dilencilik zilletinden kurtaracak bir sebeb-i izzet, hem nimet içindeki
lezzeti hissetmesine ve zâhiren lezzetsiz görünen nimetlerdeki lezzeti tatmasına
kuvvetli bir sebebdir. 19.L: 139
1785- şemsin tulû' ve gurubu mukadder olduğu gibi, insanın da bu dünyada tulû'
ve gurubu ve sair mukadderatı, kalem-i kader ile cephesinde yazılıdır. İsterse
başını taşa vursun ki, o yazıları silsin: fakat başı kırılır, yazılara bir şey
olmaz ha! Ms: 122
1786- masnuun nakışları kendisinden değildir. Ancak, kudret kalemiyle kaderin
takdiri üzerine yazılıyor. Ms: 122
1787 Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya
teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünki aramızdaki dere pek derindir. Doldurup
hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya
dalalete düşer boğulursunuz. Ms: 126
1788 İnsanın fıtratında acib bir hal: İnsanın efradı arasında cismen ve sureten
ayrılık varsa da pek azdır. Amma manen ve ruhen, aralarında zerre ile şems
arasındaki ayrılık kadar bir ayrılık vardır. Fakat sair hayvanat öyle değildir.
Ms: 129
1789 Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini
insanlara bildirip tarif etmemesi de muhaldir. Ms: 138
1790 Bu kesif âlemde ruhanîleri deverandan, cinnîleri cevelandan, şeytanları
cereyandan, melekleri seyerandan men'edecek bir mani yoktur. Ms: 138
1791 Maddiyat âlemi Cenab-ı Hakk'ın envar-ı nimetini cezbetmek için hakikî bir
ihtiyaç ile şemse muhtaç olduğu gibi, âlem-i maneviyat dahi rahmet-i İlahiyenin
ziyalarını almak için şems-i nübüvvete muhtaçtır. Ms: 139
1792 Zîhayat, esma-i hüsnanın tecelliyatına mazhariyetle Hâlıkı, evsaf-ı
kemaliye ile tavsif ve lisan-ı haliyle hamdetmiş oluyor. Ms: 139
1793 Kur'an-ı Kerim'in bir meziyeti şudur ki: Bütün ülema ve ehl-i meşreb gibi
herkes hidayeti için, şifası için müteaddid surelerden ayrı ayrı âyetleri
ahzedebilir. Ms: 141
1794 (İnsan) hak ve hakikatın istilzam ettiği gibi Allah'ın masnuudur. Ms: 143
1795 Tabiatın iki ciheti vardır. Biri zâhiridir ki, ehl-i gaflet ve dalaletçe
hakikat zannedilmiştir. Diğeri bâtınıdır ki, san'at-ı İlahiye ve sıbga-i
Rahmaniyedir. Ms: 144
1796 Âfâkî tefekkür, dipsiz denize benziyor, sahili yoktur. İçine dalma
boğulursun. Ms: 147
1797 Arkadaş! Nefsî tefekkürde tafsilâtlı, âfâkî tefekkürde ise icmalî yaparsan,
vahdete takarrüb edersin. Aksini yaptığın takdirde kesret fikrini dağıtır, evham
seni havalandırır. Enaniyetin kalınlaşır, gafletin kuvvet bulur, tabiata
kalbeder. İşte dalalete îsal eden kesret yolu budur. Ms: 147
1798 Her şeyin bir haddi var. O şey, o had ile mukayyeddir. Ms: 181
1799 Nefs-i nâtıkanın en yüksek matlubu devam ve bekadır. Hattâ vehmî bir devam
ile kendisini aldatmazsa hiçbir lezzet alamaz. Ms: 184
1800 Ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zât'ın zikrine devam eyle ki, devam
bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli
olasın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayatdar olasın. Esma-i İlahiyeden
birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryasına düşmeyesin. Ms: 184
1801 Ey devamı isteyen nefis! Daimî olan bir Zât'ın zikrine devam eyle ki, devam
bulasın. Ondan nur al ki sönmeyesin. Onun cevherine sadef ve zarf ol ki kıymetli
olasın. Onun nesim-i zikrine beden ol ki, hayatdar olasın. Esma-i İlahiyeden
birisinin hayt-ı şuaıyla temessük et ki, adem deryasına düşmeyesin. Ms: 184
1802 Ceberutiyet ve istiklaliyetin izzeti ve kendini sevdirmek ve tanıttırmak
muhabbeti, gayre müsaade etmiyor ki, arada ibadullahın enzarını kendine celbeden
ismî bir vasıta bulunsun. Ms: 184
1803 Nasılki şemsin nurundan, katre ve kabarcıklara varıncaya kadar hiç bir şey
hariç kalmıyor. Bütün eşya o nur ile tenevvür ediyor. Kezalik bütün tasarrufat,
kudret-i ezeliyeye aittir. Başka bir şeyin müdahalesi yoktur. Küreden zerreye
varıncaya kadar o kudretin tasarrufundan hariç değildir. Ms: 187
1804 Yarın seni zillet ve rezaletlere maruz bırakmakla terkedecek olan dünyanın
sefahetini bugün kemal-i izzet ve şerefle terkedersen pek aziz ve yüksek
olursun. Ms: 188
1805 Bu âlemi şu kadar zînetler ile, nakışlar ile tezyin eden Mâlik-ül Mülk,
elbette ve elbette o hârika, antika, mu'cize manzaraları, zînetleri,
seyircilerden, müşahidlerden, âşık ve müştaklardan, ârif dellâllardan hâlî
bırakmayacaktır. Ms: 189
1806 Hevam, balık gibi küçük hayvanların yumurtalarını, haşerat ve nebatatın
tohumlarını, pek büyük bir rahmetle, bir lütuf ile, bir hikmetle hıfzeden Sâni'-i
Hakîm'in hâfiziyetine lâyık mıdır ki, âhirette semere veren ağaçlara çekirdek
olacak a'malinizi hıfzetmesin, ihmal etsin? Halbuki sen hâmil-i emanet, halife-i
arzsın. Ms: 193
1807 Bir incir tohumunu tavırdan tavıra hıfzeden, devirden devire himaye eden,
inhilâlden vikaye eden ve o tohumda incir ağacının teşkilâtına lâzım olan
esasları kemal-i ihtimam ile muhafaza eden, elbette ve elbette, halife-i arz
ünvanını alan nev'-i beşerin a'malini ihmal etmez, hıfzeder. Ms: 193
1808 Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler atar. İnsanın kulağından
tutar, başını eğdirir. O ülfetin altındaki havarik-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat
içerisinde gösterir. Ms: 197
1809 Ruh zâten zaman ile mukayyed değildir. Ruhu cismaniyetine galib olan
evliyanın işleri, fiilleri sür'at-ı ruh mizanıyla cereyan eder. Ms: 198
1810 Hal ile mazi arasında öyle ince bir perde vardır ki, ruhun mazi cihetine
geçmesine mani değildir. Cesede nisbeten bitmez bir mesafedir. Ms: 198-199
1810 Kâfir, saat gibi kendi yaptığı amelden haberi yok. Amma vakitleri bildirmek
gibi nev-i beşere pek büyük bir hizmeti vardır. Bu sırra binaen dünyada
mükâfatını görür. Ms: 212
1811 Harf, gayrın manasını izah için bir âlet, bir hâdim olduğu gibi: şu
mevcudat da, esma-i hüsnanın tecelliyatını izhar, ifham, izah için bir takım
İlahî mektublardır ki, içlerinde yazılı delail, berahin, havarık mu'cize-i
kudrettir. Mevcudat bu vecihle nazara alınması: ilim, iman, hikmettir. Ms: 214
1812 İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir bela,
bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Ms: 215
1813 Havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme
tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına -çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi-
leziz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun. Ms: 215
1814 Dünyaya ve cismanî lezaize meyledersen, âciz, zelil bir cüz'î olursun. Eğer
cihazatını insaniyet-i kübra denilen İslâmiyet hesabına sarfedersen, bir küllî
ve bir küll olursun. Ms: 215
1815 Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara maruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi
ve kabahati sendedir. Çünki o muhabbetleri gayr yerinde sarfediyorsun. Eğer o
muhabbetleri cem' edip Vâhid-i Ehad'e tevcih ve Onun hesabıyla, izniyle
sarfedersen, bütün mahbubların ile beraber bir anda birleşip sevinçlere,
memnuniyetlere mazhar olacaksın. Ms: 215
1816 İnsanın san'atıyla Hâlıkın san'atı arasındaki fark: İnsan kendi san'atının
arkasında görünebilir, amma Hâlık'ın masnuu arkasında yetmişbin perde vardır.
Fakat, Hâlıkın bütün masnuatı def'aten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler
ortadan kalkar, nuranîler kalır. Ms: 217
1817 Hayvanattan olsun nebatattan olsun tevellüd ile tenasül şümulüne dâhil olan
her ferd vech-i arzı istilâ ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve
zürriyetine has ve hâlis bir mescid yapmakla Fâtır-ı Hakîm'in esma-i hüsnasını
izhar ile Hâlıkına gayr-ı mütenahî bir ibadette bulunsun. Ms: 217
1818 Kuşların, balıkların, karıncaların yumurtalarında, eşcar ve sebzevatın
semeratında ve o semeratın tohumlarındaki ifrat derecesini bulan kesret o
vaziyeti tenvir eder. Lâkin âlem-i şehadetin darlığına ve müstakbel ibadetlerin
Allâm-ül Guyub'un ilminde mevcud olduğuna binaen, niyetten fiile henüz çıkmayan
onların ibadetleri kabul edilmiştir. Ms: 217
1819 İnsan, her bir şeye muhtaç olduğu cihetle her şeyin melekûtu elinde ve her
şeyin hazinesi yanında olan Zât-ı Akdesden maada kimseye ibadet edemez. Ms: 221
1820 İnsan hayat-ı dünyeviye cihetiyle bir çekirdek olup, pek büyük semere ve
sünbüller vermek için kendisine tevdi edilen cihazatı, bazı maddeleri elde etmek
için tavuk gibi toprakları, gübreleri, necisleri eşmeye sarfeder, faidesiz
tefessüh eder. Ve hayat-ı maneviye cihetiyle emelleri ebede kadar uzanan bir
şecere-i bâkiyedir. Ms: 221
1821 İnsan saltanat-ı rububiyetin mehasinine nâzır ve esma-i kudsiyenin
cilvelerine dellâl ve kalem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlahiyeyi mütalaa ile
mütefekkir olduğu cihetle, eşref-i mahlukat ve halife-i arz olmuştur. Ms: 222
1822 İfrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Ms:
227
1823 Ey insan! Bu şems, azametiyle beraber size müsahhardır. Meskenlerinize nur
veriyor. Yemeklerinizi hararetiyle pişirtiyor. Sizin öyle Azîm, Rahîm bir
Mâlikiniz var ki, bu şems onun bir lâmbası olup misafirhanesinde sâkin
misafirlerini ziyalandırıyor. Ms: 229
1824 İnsanın Cenab-ı Hak'tan hiç bir hakkı taleb etmeye hakkı yoktur. Bilakis
daima ona şükretmeye medyundur. Çünki mülk onundur. İnsan onun memlûküdür. Ms:
229
1825 Zikrin tekrarı kalbi tenvir eder. Duanın tekrarı bir takrirdir. Davet dahi,
tekrarı nisbetinde tesiri, te'kidi vardır. Ms: 231
1826 Bilirsiniz ki: Kur'an bu metin din-i azîmin esasatını ve İslâmiyetin
erkânını tesis ettiği gibi, içtimaat-ı beşeriyeyi tebdil eden bir kitabdır. Ms:
231
1827 Felsefe hakikattan udûl etmiş, kâinata mana-yı ismiyle bakarak, kâinatı
kâinat hesabına istihdam ediyor. Kur'an ise, Haktan hak ile nâzil olmuş,
hakikata gidiyor. Mevcudata mana-yı harfiyle bakarak Hâlıkının hesabına istihdam
ediyor. Ms: 232
1828 Müşriklerin mabud ittihaz ettikleri kocaman şems, âlem sarayında lüküs
vazifesiyle muvazzaf müsahhar bir memur ve bir hizmetkârdır. Malûmdur ki, lâmba
hizmetini gören camid bir şeyin ibadete, yani mabud olmaya hiç liyakatı var
mıdır? Ms: 233-234
1829 Nebatat ve hayvanat, enva'ıyla, efradıyla, Sâni'lerinin her şeye kadir
olduğuna şehadet eden san'at hârikalarıdır.Ms: 241
1830 Herkes bardağına göre denizden su alabilir. Ms: 243
1831 Mikrop gibi en küçük ve daha küçük havaî, maî, türabî hayvanlar boş
zannedilen âlemin yerlerini doldurmuşlardır. Ms: 243
1832 Dalalet ne kadar acibdir. Zât-ı Zülcelal'in lâzım-ı zarurîsi olan ezeliyeti
ve hassası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-ı mütenahî
zerrata ve âciz şeylere veriyor. Ms: 249
1833 Tabiat, âlem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anasır ve a'zasının
ef'alini intizam ve rabt altına alan bir şeriat-ı kübra-yı İlahiyedir. Ms: 249
1834 Kevn ve vücudda, imkân, kesret, infial mertebeleri vardır. İmkân mertebesi,
vücub mertebesine bakar ve onu istilzam eder. Kesret mertebesi, vahdet
mertebesine nâzırdır, onu iktiza eder. İnfial mertebesi, fâiliyet mertebesine
mütevakkıftır. Bu mertebeler arasındaki istilzam, bizzarure vâcib, vâhid, fa'al
bir Hâlık'ı iktiza ve istilzam eder. Ms: 61-62
1835 Kâinat bütün eczasıyla beraber gayr-ı mütenahî eşkal ve vaziyetlere
kabiliyeti, ihtimali, imkânı varken bu şekl-i hazıra girmesi, elbette bir Hâlık-ı
Vâcib-ül Vücud'un ihtiyar, irade ve tercihiyle olmuştur. Ms: 61
1836 Kâinat, umumî ve hususî, maddî ve manevî pek büyük ihtiyaçlar içindedir.
Gerek vücuduna ve gerek bekasına lâzım şeyleri, işleri görmekten âcizdir. Bu
gibi matlublarının şuuru olmaksızın yerine getirilmesi, elbette Rahman-ı Rahîm
ve Vâcib-ül Vücud bir Sâni'-i Hakîm tarafındandır. Ms: 61
1837 Her sene kat kat ve katmerli yüzbin tarzda, masnuattan dokunmuş
gömleklerini değiştirdiği ve çok defa dolup maziye boşaltarak gayb âlemine
döktüğü bütün o müteceddid âlemleri ve arzın müteaddid gömleklerini nazara al:
yani, bütün mazisini hazır farzet. Sonra yeknesak ve bir derece basit semavata
karşı müvazene et. Göreceksin ki: Arz, ziyade gelmezse, noksan da kalmaz. 15.S:
178/Haşiye
1838 Âyâtın yıldızlarına, hikmet-i hakikiyenin mi'racıyla ve iman ve İslâmiyetin
kanatlarıyla çıkılabilir. 12.L: 69
1838 Madem Rezzak ismi, gayet geniş bir surette rûy-i zeminde cilvesi görünüyor
ve madem hiç ümid edilmediği bir tarzda, memeden ve odundan rızıklar akıyor, baş
gösteriyor. Eğer pür-şerr beşer, sû'-i ihtiyarıyla müdahale edip karışmazsa, her
halde rızk-ı fıtrî bitmeden evvel, o zîhayatın imdadına o isim yetişiyor,
açlıkla ölüme yol vermiyor. 12.L: 63
1839 Madem Hakîm-i Mutlak israf etmiyor, abes şeyleri yaratmıyor. Ve madem
mahlukatın vücudları, zîşuur içindir ve zîşuurla kemalini bulur ve zîşuurla
şenlenir ve zîşuurla abesiyetten kurtulur. 12.L: 65
1840 Rızık doğrudan doğruya Kadîr-i Zülcelal'in elindedir ve hazine-i
rahmetinden çıkar. 12.L: 62
1841 Ahlâk-ı âliye-i Peygamberiyeden olan ve belki kâinattaki nizam-ı hikmet-i
İlahiyenin medarlarından olan iktisad ise, sefillik ve bahillik ve tama'kârlık
ve hırsın bir halitası olan hısset ile hiç münasebeti yok. Yalnız, sureten bir
benzeyiş var. 19.L: 144
1842 Rızka muhtaç ağaçların fıtrî kanaatları, onların rızkını onlara koşturduğu
gibi: hayvanatın hırs ile meşakkat ve noksaniyet içinde rızka koşmaları, hırsın
büyük zararını ve kanaatın azîm menfaatını gösterir. 19.L: 145
1843 Semiz balıkların vaziyet-i kanaatkâranesi, mükemmel rızıklarına medar
olması: ve tilki ve maymun gibi zeki hayvanların hırs ile rızıkları peşinde
dolaşmakla beraber kâfi derecede bulmamalarından cılız ve zayıf kalmaları, yine
hırs ne derece sebeb-i meşakkat ve kanaat ne derece medar-ı rahat olduğunu
gösterir. 19.L: 145
1844 İktisadsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır. Herkes
gözünü hükûmet kapısına diker. O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan "san'at,
ticaret, ziraat" tenakus eder. O millet de tedenni edip sukut eder, fakir düşer.
19.L: 145/Haşiye
1845 Rızk-ı helâl, acz ve iftikara göre gelir: iktidar ve ihtiyar ile değil.
Belki o rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyar ile makûsen mütenasibdir. Çünki
çocukların iktidar ve ihtiyarı geldikçe rızkı azalır, uzaklaşır, sakilleşir.
19.L: 145-146
1846 kanaat, bir define-i hüsn-ü maişet ve rahat-ı hayattır. Hırs ise, bir
maden-i hasaret ve sefalettir. 19.L: 146
1847 Hırs ihlası kırar, amel-i uhreviyeyi zedeler. Çünki bir ehl-i takvanın
hırsı varsa, teveccüh-ü nâsı ister. Teveccüh-ü nâsı müraat eden, ihlas-ı tâmmı
bulamaz. Bu netice çok ehemmiyetli, çok cây-ı dikkattir. 19.L: 146
1848 İsraf, kanaatsızlığı intac eder. Kanaatsızlık ise çalışmanın şevkini kırar,
tenbelliğe atar: hayatından şekva kapısını açar, mütemadiyen şekva ettirir.
19.L: 146
1849 Evet, hangi müsrif ile görüşsen şekvalar işiteceksin. 19.L: 146/Haşiye
1850 İktisaddan gelen kanaat: şükür kapısını açar, şekva kapısını kapatır.
Hayatında daima şâkir olur. Hem kanaat vasıtasıyla insanlardan istiğna etmek
cihetinde teveccühlerini aramaz. İhlas kapısı açılır, riya kapısı kapanır. 19.L:
146
1851 Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u
fıtrata muvafık hareket etmezse: hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz.
Bütün hareketi şerr ve tahrib hesabına geçer. 22.L: 170
1852 Tabiatların ve sebeblerin üstünde dahi gayet muntazam bir eser-i san’at
var: onlar da sair mahlukat gibi masnu’durlar. Onları öyle yapan zât, onların
neticelerini dahi yapar, beraber gösteriyor. 30.L: 324
1853 Çekirdeği yapan, onun üstünde ağacı o yapar: ve ağacı yapan, onun üstünde
meyveleri dahi o icad eder. 30.L: 324
1854 Ben felillahilhamd kendi kusurumu, aczimi biliyorum. Değil müslümanlar
üstünde mütekebbirane bir makam-ı ihtiram istemek, belki her vakit nihayetsiz
kusurlarımı, hiçliğimi görüp, istiğfar ile teselli bulup, halklardan ihtiram
değil, dua istiyorum..(Bediüzzaman) 22.L: 173
1855 Kader-i İlahî, o ehl-i marifet adamın dostluk ümid ettiği yerden adavet
gösterdi ki, hürmet yüzünden ilmi riyaya girmesin ve ihlası kazansın. (Bediüzzaman)
22.L: 174
1856 bu ehl-i dünyanın hadsiz hassasiyetle ve hattâ riyakârlığın zerrelerini de
hissedebilir bir tarzda, birden bana iliştiler. Ben Cenab-ı Hakk’a şükrediyorum
ki, bunların zulmü bana bir vasıta-i ihlas oldu. (Bediüzzaman) 22.L: 175
1857 Kader, ilmin bir nevidir ki, herşeyin manevî ve mahsus kalıbı hükmünde bir
mikdar tayin eder. Ve o mikdar-ı kaderî, o şey’in vücuduna bir plân, bir model
hükmüne geçer. Kudret icad ettiği vakit: gayet sühuletle o kaderî mikdar üstünde
icad eder.23.L: 193
1858 Evet bir vâlide veledini tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden
ruhunu feda etmesi ve hakikî bir ihlas ile vazife-i fıtriyesi itibariyle kendini
evlâdına kurban etmesi gösteriyor ki: hanımlarda gayet yüksek bir kahramanlık
var. Bu kahramanlığın inkişafı ile: hem hayat-ı dünyeviyesini, hem hayat-ı
ebediyesini onunla kurtarabilir. 24.L: 199-200
1859 Şimdi terbiye-i İslâmiyeden ve a’mal-i uhreviyeden en kıymetli ve en
lüzumlu esas, ihlastır. 24.L: 201
1860 Kadınların saadet-i uhreviyesi gibi, saadet-i dünyeviyeleri de ve
fıtratlarındaki ulvî seciyeleri de bozulmaktan kurtulmanın çare-i yegânesi,
daire-i İslâmiyedeki terbiye-i diniyeden başka yoktur!.. Rusya’da o bîçare
taifenin ne hale girdiğini işitiyorsunuz. 24.L: 201
1861 Şimdiki terbiye-i medeniye perdesi altındaki hayvancasına muvakkat bir
refakattan sonra ebedî bir müfarakata maruz kalan o aile hayatı, esasıyla
bozuluyor. 24.L: 202
1862 Veyl o zevc ve zevceye ki: birbirini ateşe atmakta yardım eder. Yani:
medeniyet fantaziyelerine birbirini teşvik eder. 24.L: 202
1863 (Kadınlar) daire-i terbiye-i İslâmiye içinde mes’ud bir aile hayatını
geçirmeğe mahsus bir nevi mübarek mahlukturlar. Bu mübarekleri ifsad eden
komiteler kahrolsunlar!.. Allah bu hemşirelerimi de bu serserilerin şerlerinden
muhafaza eylesin, âmîn. 24.L: 203
1864 Kat’iyyen biliniz ki: Daire-i meşruanın haricindeki zevklerde, lezzetlerde:
on derece onlardan ziyade elemler ve zahmetler bulunduğunu Risale-i Nur yüzer
kuvvetli delillerle, hâdisatlarla isbat etmiştir. Uzun tafsilatı Risale-i Nur’da
bulabilirsiniz. 24.L: 203
1865 Eğer siz benim bedelime Risale-i Nur’u kısmen elde edip okusanız veya
dinleseniz, o vakit kaidemiz mucibince: bütün kardeşleriniz olan Nur
şakirdlerinin manevî kazançlarına ve dualarına da hissedar oluyorsunuz. 24..L:
204
1866 Ömür durmuyor, çabuk gidiyor. Lezzetle, ferahla gitse, lezzetin zevali elem
olmasından, hem teessüf, hem şükürsüzlükle, gafletle, bazı günahları yerinde
bırakır, fâni olur gider. 26.L: 263
1867 Zeval-i elem bir manevî lezzet olmasından, hem bir nevi ibadet
sayıldığından, bir cihette bâki kalır ve hayırlı meyveleriyle bâki bir ömrü
kazandırır. 26.L: 263
1868 Âlem-i İslâmın şecere-i kübrasının menşei, çekirdeği, hayatı, medarı olan
mahiyet-i Muhammediye Aleyhissalâtü Vesselâm’ın fevkalâde istidad ve cihazatıyla,
âlem-i İslâmiyetin maneviyatını teşkil eden kudsî kelimatı, tesbihatı, ibadatı
en evvel bütün manalarıyla hissedip yapmaktan gelen terakkiyat-ı ruhiyesini
düşün: habibiyet derecesine çıkan ubudiyet-i Muhammediyenin (A.S.M.) velayeti,
sair velayetlerden ne kadar yüksek olduğunu anla! 30.L: 327
1869 Şahsiyet-i maneviye-i Muhammediye (A.S.M.), kâinatın manevî bir güneşi
olduğu gibi, bu kâinat denilen Kur’an-ı Kebir’in âyet-i kübrası ve o Furkan-ı
A’zam’ın ism-i a’zamı ve İsm-i Ferd’in cilve-i a’zamının bir âyinesidir.
Kâinatın umum zerratının umum zamanlarındaki umum dakikalarının bütün
âşirelerine darbedilip, hasıl-ı darb adedince o Zât-ı Ahmediyeye salât ü selâm,
nihayetsiz hazine-i rahmetinden inmesini, Zât-ı Ferd-i Ehad-i Samed’den niyaz
ediyoruz!..30.L: 328
1870 Evet bir nohut tanesinde bütün Kur’anı yazar gibi: çamın gayet küçük bir
tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderatını yazan kalem, elbette
semavatı yıldızlarla yazan kalem olabilir. 30.L: 338
1871 Evet bir arının küçük kafasında kâinat bahçesindeki çiçekleri tanıyacak ve
ekser enva’ıyla münasebetdar olacak ve bal gibi bir hediye-i rahmeti getirecek
ve dünyaya geldiği günde şerait-i hayatı bilecek derecede bir istidadı, bir
kabiliyeti, bir cihazı derceden zât: elbette bütün kâinatın Hâlıkı olabilir.
30.L: 339
1872 Bir şey bütün elde edilmezse, bütün bütün elden kaçırılmaz.” kaidesiyle,
“bu manevî bahçenin bütün meyvelerini koparamıyorum” diye vazgeçmek kâr-ı akıl
değildir. İnsan ne kadar koparsa, o kadar kârdır.30.L: 340
1873 Saadet-i ebediyenin anahtarı olan imanın kuvvetleşmesi ehemmiyeti çok
azîmdir. İmanın bir zerre kadar kuvveti ziyade olması, bir hazinedir. İmam-ı
Rabbanî Ahmed-i Farukî diyor ki: “Bir küçük mes’ele-i imaniyenin inkişafı, benim
nazarımda yüzler ezvak ve kerametlere müreccahtır.” 30.L: 340
1874 Bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelali Kayyum’dur. Yani bizâtihi kaimdir, daimdir,
bâkidir. Bütün eşya onunla kaimdir, devam eder ve vücudda kalır, beka bulur.
Eğer kâinattan bir dakikacık olsun o nisbet-i kayyumiyet kesilse, kâinat
mahvolur. 30.L: 341
1875 Hamd ise, ibadetin icmalî bir sureti ve küçük bir nüshasıdır. İ: 17
1876 Cenab-ı Hak insanı kâinata câmi’ bir nüsha ve onsekiz bin âlemi hâvi şu
büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Ve esma-i hüsnadan
herbirisinin tecelligâhı olan herbir âlemden bir örnek, bir nümune, insanın
cevherinde vedîa bırakmıştır. İ:17
1877 Evet kâinata dikkatle bakıldığı zaman, insanların taife ve kabileleri gibi,
kâinatın zerratı münferiden ve müçtemian Hâlıklarının kanununa imtisalen,
muayyen olan vazifelerine koşmakta oldukları hissedilir. Yalnız bedbaht insanlar
müstesna! İ:18
1878 Evet saadet-i ebediye olmasa, en büyük nimetlerden sayılan aklın, insanın
kafasında yılan vazifesini görmekten başka bir işi kalmaz. Kezalik en latif
nimetlerden sayılan şefkat ve muhabbet, ebedî bir ayrılık düşüncesiyle, en büyük
elemler sırasına geçerler. İ:19
1879 Evet Cenab-ı Hak müsebbebatı esbaba bağlamakla, intizamı temin eden bir
nizamı kâinatta vaz’ etmiş. Ve herşeyi, o nizama müraat etmeğe ve o nizamla
kalmaya tevcih etmiştir. Ve bilhassa insanı da, o daire-i esbaba müraat ve
merbutiyet etmeğe mükellef kılmıştır. İ:20
1880 İbadet, abdin Allah’a karşı bir hizmetidir. İane de, o hizmete karşı bir
ücret gibidir. İ:21
1881 Esbabı tamamen ihmal ve terketmek iyi değildir. Çünki o zaman, Cenab-ı
Hakk’ın hikmet ve meşietiyle kâinatta vaz’edilen nizama karşı bir temerrüd
çıkar. Evet daire-i esbabda iken tevekkül etmek, bir nevi tenbellik ve
atalettir. İ:22
1882 En büyük hidayet, hicabın kaldırılmasıyla hakkı hak, bâtılı bâtıl
göstermektir. İ:22
1883 Ferdî olmayan bir meslekte tevatür vardır: tevatürde, butlan yoktur. İ:25
1884 Ey arkadaş! Her parlayan şey, yakıcı ateş değildir. Evet tekrar ve tekerrür
bazan usanç veriyor, fakat umumî değildir. Her yere, her kelâma ve her kitaba
şamil değildir. İ:30
1885 Kur’an heyet-i mecmuasıyla kalblere kut ve kuvvet olup, tekrarı usanç
değil, halâvet ve lezzet verdiği gibi, Kur’anın âyetlerinde de öyle bir kısım
vardır ki, o kuvvetin ruhu hükmünde olup tekerrür ettikçe daha ziyade parlar,
hak ve hakikat nurlarını saçar. İ:30
1886 Madem muntazam bir fiil, fâilsiz olmaz. Manidar bir kitab, kâtibsiz olmaz.
San’atlı bir nakış, nakkaşsız olmaz. Elbette şu kâinatı dolduran ef’al-i
hakîmanenin bir fâili ve yeryüzünün mevsim-be-mevsim tazelenen hayretfeza
nukuşlarının, manidar mektubatının bir kâtibi, bir nakkaşı vardır. 31.S: 566
1887 İbadetle yapılan tekliften hasıl olan meşakkat, hitab-ı İlahiyeden neş’et
eden zevk ve lezzetle karşılanır ve insanlara ağır gelmez. Ve keza hitab
suretiyle ibadeti teklif etmek, abd ile Hâlık arasında vasıta olmadığına
işarettir. İ:93
1888 Arz’ın bu şekle getirilmesiyle nev’-i beşere ve sair hayvanata kabil-i
sükna olarak hazır bulundurulması, ancak Allah’ın ca’liyle (yapmasıyla) lup
tabiatın ve esbabın tesiriyle olmadığına bir remiz vardır. Çünki tesir-i
hakikînin esbaba verilmesi, bir nevi şirktir. İ:95
1889 ibadet, şükürdür. Şükür, mün’ime edilir: yani nimetleri veren zâta
şükretmek vâcibdir. İ:95
1890 Arz ve Arz’dan çıkan mevalid, yani Arz’ın semereleri insanlara hâdim
oldukları gibi, insanlar da onların Sâni’ine hâdim olmaları lâzım dır. İ:95
1891 Rabbinize ibadet yaptığınızda şerik yapmayınız. Zira Rabbiniz ancak
Allah’tır. Sizi, nev’iniz ile beraber halkeden odur. Ve Arz’ı size mesken olarak
hazırlayan odur. Semayı sizin binanıza dam olarak yaratan odur. Ve sizin rızık
maişetinizi tedarik için suları gönderen odur. Hülâsa, bütün nimetler onundur:
öyle ise bütün şükürler ve ibadetler de ancak onadır. İ:95
1892 Sizin terbiyeniz Rabbinizin elinde olduğundan, daima ona muhtaçsınız. Ve
terbiyenize lâzım olan bütün levazımatı veren odur. Onun o nimetlerine şükür
lâzımdır. Şükür ise ancak ibadettir. İ:97
1893 Arz’ın tefrişine sebeb yani vesile, insandır. Bu misafirhanedeki ziyafet
onun namına verildi. Fakat istifade, insanlara mahsus ve münhasır değildir. Öyle
ise insanların ihtiyacından, istifadesinden fazla kalana abes denilemez. İ:100
1894 Arz, bir hanenin tabanı gibi insan ve hayvanlara ferş ve bastedilmiştir.
Öyle ise Arz’daki nebatat ve hayvanat, hanedeki efrad-ı aile ile erzak ve saire
gibi levazım-ı beytiye hükmündedir. İ:100
1895 Arz’ın sıkletinden dolayı suya batıp kaybolması tabiatının îcabatından
olduğu halde, Cenab-ı Hak merhametiyle bir kısmını dışarıda bırakarak, insanlar
için bir mesken ve nimetlerine bir maide, yani bir sofra olmak üzere tefriş
etmiştir. İ:100
1896 Arz taş gibi katı ve sert değildir ki kabil-i sükna olmasın ve su gibi mâyi
de değildir ki, ziraat ve istifadeye kabil olmasın. Belki orta bir vaziyette
yapılmıştır ki, hem mesken, hem mezraa olsun. Bu iki faidenin taht-ı temine
alınması, elbette ve elbette bir maksad, bir hikmet ve bir nizam ile olabilir.
İ:100
1897 Semanın insanlara bir sakf, bir dam gibi yapılması, yıldızların o damda
asılı kandiller gibi olmalarını istilzam eder ki, teşbih tamam olsun. Öyle ise
gayr-ı mütenahî şu boşlukta dağınık bir şekilde yıldızların bulunması, akılları
hayrette bırakan nizam ve intizamlı vaziyetleri, kör tesadüfe isnad edilemez.
İ:100
1898 Evet zahire bakılırsa insan bir zerre hükmündedir. Fakat insanın taşıdığı
ruha, kafasına taktığı akla, kalbinde beslediği istidadlara nazaran bu âlem-i
şehadet dardır, istiab edemez. Ancak o ruhun arzularını ve o aklın fikirlerini
ve o istidadların meyillerini tatmin ve temin edecek, âlem-i âhirettir. İ:101
1899 Yağmurun katreleri başıboş değildir: ancak bir hikmet altında ve bir
nizam-ı kasdî ile inerler. Çünki o mesafe-i baîdeden gelmek ile beraber: rüzgâr
ve hava da müsademelerine yardımcı olduğu halde, katrelerin aralarında müsademe
olmuyor. Öyle ise o katreler başıboş olmayıp, gemleri, onları temsil eden
meleklerin elindedir. İ:101
1900 Siz rızkın gelmesine sebebsiniz amma, istifadesi size mahsus ve münhasır
değildir ve başkalar da tebean istifadeye şeriktirler. Ve keza Cenab-ı Hak
sizlere nimetlerini tahsis ettiği gibi, sizin de şükrünüzü ona tahsis etmeniz
lâzım dır. İ:103
1901 Kahr ve cebr ile zahirî bir hâkimiyet, sathî bir tahakküm, kısa bir zamanda
ibka edilebilir. Fakat bütün kalblere, fikirlere, ruhlara icra-yı tesir ederek,
zahiren ve bâtınen beğendirmek şartıyla vicdanlar üzerine hâkimiyetini muhafaza
ve ibka etmek, -en büyük hârika olmakla- ancak nübüvvetin hassalarından
olabilir. İ:109
1902 Evet tehdidlerle, korkularla, hilelerle efkâr-ı âmmeyi başka bir mecraya
çevirtmek mümkün olur. Fakat tesiri cüz’îdir, sathîdir, muvakkat olur.
Muhakeme-i akliyeyi az bir zamanda kapatabilir. Amma irşadıyla kalblerin
derinliklerine kadar nüfuz etmek, hissiyatın en incelerini heyecana getirmek,
istidadların inkişafına yol açmak, ahlâk-ı âliyeyi tesis ve alçak huyları imha
ve izale etmek, cevher-i insaniyetten perdeyi kaldırıp hakikatı teşhir etmek,
hürriyet-i kelâma serbestî vermek, ancak şua-i hakikattan muktebes hârikulâde
bir mu’cizedir. İ:109-110
1903 Bir işde muvaffakıyet isteyen adam, Allah’ın âdetlerine karşı safvet ve
muvafakatını muhafaza etsin ve fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve
heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin. Aksi takdirde fıtrat,
adem-i muvafakatla cevab verecektir. İ:110
1904 Evet Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın getirdiği şeriatın hakaikı,
fıtratın kanunlarındaki müvazeneyi muhafaza etmiştir. İçtimaiyatın rabıtalarına
lâzım gelen münasebetleri ihlâl etmemiştir. Zaman uzadıkça, aralarında ittisal
peyda olmuştur. Bundan anlaşılır ki: İslâmiyet, nev-i beşer için fıtrî bir
dindir ve içtimaiyatı tezelzülden vikaye eden yegâne bir âmildir. İ:111
1905 Muhammed-i Haşimî Aleyhissalâtü Vesselâm’a bak. O zât, ümmiliğiyle beraber,
bir kuvvete mâlik değildi. Ne onun ve ne de ecdadının bir hâkimiyetleri sebkat
etmemişti: bir hâkimiyete, bir saltanata meyilleri yoktu. Böyle bir vaziyette
iken mühim bir makamda, tehlikeli bir mevkide, kemal-i vüsuk ve itminan ile
büyük bir işe teşebbüs etti. Bütün efkâr-ı âmmeye galebe çaldı, bütün ruhlara
kendisini sevdirdi. İ:111
1906 Bazan olur ki, iki adamın söyledikleri bir söz, bir kelâm mütefavit olur:
birisinin cehline sathîliğine, ötekisinin ilmine meharetine delalet eder. Şöyle
ki: Bir adam düşünmeden, gayr-ı muntazam bir surette söyler: ötekisi o sözün
evvel ve âhirine bakar, siyak u sibakını düşünür ve o sözün başka sözler ile
münasebetlerini tasavvur eder ve münasib bir mevkide, münbit bir yerde zer’
eder. İşte bu adamın şu tarz-ı hareketinden, derece-i ilim ve marifeti
anlaşılır. Kur’an-ı Kerim’in fenlerden bahsederken aldığı fezlekeler, bu kabil
kelâmlardandır. İ:111
1907 Bu zamanda vesait, âlât u edevat, sanayiin tekemmülüyle çocukların
oyuncakları gibi âdileşmiş olan çok şeyler vardır ki, eğer onlar bundan iki-üç
asır evvel vücuda gelmiş olsaydılar, hârikalardan addedilecekti. Kezalik
kelâmlarda, sözlerde de zamanın tesiri vardır. Meselâ bir zamanda kıymetli bir
sözün, başka bir zamanda kıymeti kalmaz. Binaenaleyh şu kadar uzun zamanlar,
asırlar boyunca gençliğini, güzelliğini, tatlılığını, garabetini muhafaza eden
Kur’an, elbette ve elbette hârikadır. İ:111-112
1908 Kur’anın hükümleri uzun bir surede, uzun bir sure kısa bir surede, kısa bir
sure bir âyette, bir âyet bir cümlede, bir cümle bir kelimede, o kelime de “sin,
lâm, mim” gibi huruf-u mukattaada irtisam eder, görünür. İ:33
1909 Surelerin başlarındaki huruf-u mukattaa, İlahî bir şifredir. Beşer fikri
ona yetişemiyor. Anahtarı, ancak Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’dadır.
İ:33
1910 İman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın tebliğ ettiği zaruriyat-ı
diniyeyi tafsilen ve zaruriyatın gayrisini icmalen tasdik etmekten hasıl olan
bir nurdur. İ:41
1911 Keza iman, Şems-i Ezelî’den ihsan edilmiş bir nur olduğu gibi: saadet-i
ebediyeden de bir parıltıdır. Ve o parıltı ile, vicdanında bulunan bütün emel ve
istidadlarının tohumları, bir şecere-i tûbâ gibi neşv ü nemaya başlar, ebed
memleketine doğru hareket eder, gider. İ: 42
1912 İman, Şems-i Ezelî’den vicdan-ı beşere ihsan edilen bir nur ve bir şuadır
ki, vicdanın iç yüzünü tamamıyla ışıklandırır. Ve bu sayede bütün kâinat ile bir
ünsiyet, bir emniyet peyda olur. Ve herşeyle kesb-i muarefe eder. Ve insanın
kalbinde öyle bir kuvve-i maneviye husule gelir ki, insan o kuvvet ile her
musibete, her hâdiseye karşı mukavemet edebilir. Ve öyle bir vüs’at ve genişlik
verir ki, insan o vüs’atle geçmiş ve gelecek zamanları yutabilir. İ:42
1913 Çok defa lisan insanın tasavvuratından incelerini tabirden âciz olduğu gibi
kalbindeki ve vicdanındaki inceler de akla görünmez. İ:42
1914 Nasılki Fatiha Kur’ana, insan kâinata fihristedir: namaz da hasenata
fihristedir. Çünki namaz: savm, hac, zekat ve sair hakikaları hâvi olduğu gibi,
idrakli ve idraksiz mahlukatın ihtiyarî ve fıtrî ibadetlerinin nümunelerine de
şamildir. Meselâ: Secdede, rükû’da, kıyamda olan melaikenin ibadetlerini, hem
taş, ağaç ve hayvanların o ibadetlere benzeyen durumlarını andıran bir
ibadettir.İ: 42
1915 Dağınık bir vaziyette bulunan efradı büyük bir sevinçle içtimaa sevkettiren
malûm âletin sesi gibi, âlem sahrasında dağılmış insanları cemaate davet eden
ezan-ı Muhammedî’nin (A.S.M.) o tatlı sesiyle, ibadete ve cemaate bir meyl, bir
şevk husule gelir. İ:43
1916 Namaz, kalblerde azamet-i İlahiyeyi tesbit ve idame ve akılları ona tevcih
ettirmekle adalet-i İlahiyenin kanununa itaat ve nizam-ı Rabbanîye imtisal
ettirmek için yegâne İlahî bir vesiledir. İ:43
1917 Sadakayı alan adam, o sadakayı sefahette değil, hacat-ı zaruriyesinde
sarfetmesi lâzımdır.İ:44
1918 Âlem-i beşerde hayat-ı içtimaiyenin hayatı, muavenetten doğar. İnsanların
terakkiyatına engel olan isyanlardan, ihtilâllerden, ihtilaflardan meydana gelen
felâketlerin tiryakı, ilâcı muavenettir. İ: 45
1919 Tabakalar arasında musalahanın temini ve münasebetin tesisi, ancak ve ancak
erkân-ı İslâmiyeden olan zekat ve zekatın yavruları olan sadaka ve teberruatın
heyet-i içtimaiyece yüksek bir düstur ittihaz edilmesiyle olur. İ:46
1920 Bütün âlemce her hususta sıdkı ve doğruluğu malûm ve müsellem olan Hazret-i
Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, parmağıyla kameri şakkettiği gibi,
lisanıyla de saadet-i ebediyenin kapılarını açmıştır. İ: 56
1921 Onüç asırdan beri yedi vecihle i’cazı tasdik edilen Kur’an-ı Mu’ciz-ül
Beyan’ın haşir hakkındaki beyanatı, saadet-i ebediyenin geleceğine kâfi bir
delil değil midir? Başka bir delile ihtiyaç var mıdır? İ:56
1922 İnsanın vücuduna bak. Nasıl tavırdan tavıra, yani nutfeden alakaya,
alakadan mudgaya, mudgadan et ve kemiğe, et ve kemikten insan suretine bir kasd,
bir irade ve bir ihtiyar altında mahsus kanunlarla, muayyen nizamlarla, muntazam
hareketlerle intikal ettiğini ve kalıptan kalıba girip çıktığını gör.İ:56
1923 Neş’e-i ûlâya dikkat edenin, neş’e-i uhra hakkında tereddüdü kalmaz.
Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın emrettiği gibi: “Neş’e-i ûlâyı gören adam,
neş’e-i uhrayı inkâr edebilir mi?” Çünki: İkinci teşekkül, yani ikinci yapılış:
birinci teşekkülden daha kolaydır. Bunu yapan, onu daha kolay yapar. İ:57
1924 Tahkike göre, nebatatın tohumları gibi “Acb-üz zeneb” tabir edilen bir
kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i
insanî neşv ü nema ile teşekkül eder. İ:58
1925 Gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavîleşirse, bütün kâinat gül ve
reyhanlar ile müzeyyen bir Cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, bal
arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden,
bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi üsare ve şiralarından
vicdanda o tatlı, iman balları yapar. İ:70-71
1926 Eğer o göz küfür zulmetiyle kör olursa: dünya, genişliğiyle beraber bir
hapishane şekline girer. Bütün hakaik-i kevniye, nazarından gizlenir. Kâinat
ondan tevahhuş eder. Kalbi ahzan ve ekdar ile dolar. İ:71
1927 İnsanın kıymetini tayin eden, mahiyetidir. Mahiyetin değeri ise, himmeti
nisbetindedir. Himmeti ise, hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine
bakar. İ:75
1928 Cenab-ı Hakk’ın kudret, ilim, iradesi: şemsin ziyası gibi bütün mevcudata
âmm ve şamil olup, hiçbir şeyle müvazene edilemez. Arş-ı A’zam’a taalluk
ettikleri gibi, zerrelere de taalluk ederler. Cenab-ı Hak şems ve kameri
halkettiği gibi, sineğin gözünü de o halketmiştir. İ:75
1929 Cenab-ı Hak kâinatta vaz’ ettiği yüksek nizam gibi, hurdebînî hayvanların
bağırsaklarında da pek ince ve latif bir nizam vaz’ etmiştir. Semadaki ecramı
birbiriyle rabteden cazibe-i umumî kanunu gibi, cevahir-i ferdi de, yani zerratı
da o kanunun bir misliyle nazmetmiştir. Sanki bu zerrat âlemi, o semavî âleme
küçük bir misaldir. Hülâsa, aczin müdahalesi ile kudret mertebeleri ayrılır.
Aczi mümteni’ olan kudretçe: büyük, küçük birdir. İ:76
1930 Kalb gözü, sanki cevahire bir hazine olmak üzere Cenab-ı Hak tarafından
yapılan bir binadır. Vakta ki sû’-i ihtiyarlarıyla ifsada uğradı ve cevherlere
yapılan yerler, yılanlar ve akreplerle doldu: kapısı hatmedildi ki, o sâri
hastalıktan başkaları mutazarrır olmasın. İ:77
1931 Kalb imanın mahalli olduğu gibi, en evvel Sâni’i arayan ve isteyen ve
Sâni’in vücudunu delailiyle ilân eden, kalb ile vicdandır. Zira kalb, hayat
malzemesini düşünürken, en büyük bir acze maruz kaldığını hisseder etmez, derhal
bir nokta-i istinadı: kezalik emellerinin tenmiyesi (nemalandırmak) için bir
çare ararken, derhal bir nokta-i istimdadı aramaya başlar. İ:77
1932 Zamanın hayal ve hülyalarından, muhitin evham ve hurafelerinden tecerrüd
et, çıplak ol: bu asrın sahilinden dal, Ceziret-ül Arab yarımadasına çık: o
yarımadanın mahsulâtından olan insanların kılık ve kıyafetlerine gir,
fikirlerini başına tak, pek geniş olan o sahraya bak. İ:114
1933 Göreceksin ki: Bir insan tek başına... Ne muini var ve ne yardım edeni: ne
saltanatı var ve ne definesi. Meydana çıkmış, bütün dünyaya karşı mübareze
ediyor. Ve umum insanlara hücum etmeye hazırlanmıştır. Ve omuzlarına Küre-i
Arz’dan daha büyük bir hakikat almıştır. Elinde de insanların saadetini temin
eden bir şeriat tutmuştur ki, libasa benzemiyor: cild ve deri gibi yapışık olup,
istidad-ı beşerin inkişafı nisbetinde tevessü’ ve inkişaf etmekle, saadet-i
dâreyni intac ve nev’-i beşerin ahvalini tanzim eder. İ:114
1934 Şeriatın kanunları, kaideleri nereden gelmiş ve nereye kadar devam eder
gider diye sorulduğu zaman, yine o şeriat, lisan-ı i’cazıyla cevaben diyecektir
ki: Biz Kelâm-ı Ezelî’den ayrıldık, nev’-i beşerin fikriyle beraber ebede kadar
devam edip gideceğiz. Fakat nev’-i beşer dünyadan kat’-ı alâka ettikten sonra,
biz de sureten teklif cihetiyle insanlardan ayrılacağız fakat maneviyatımız ve
esrarımızla nev’-i beşerin arkadaşlığına devam edip, onların ruhlarını
gıdalandırarak, onlara delil olmaktan ayrılmayacağız. İ:114
1935 Şecere-i âlemde, meyl-ül istikmal vardır. Yani kâinatın, bir ağaç gibi
bütün zerratı ve eczası kemale meyleder ve kemale doğru yürümektedirler. İ:117
1936 Kur’an-ı Kerim’de takib edilen maksad-ı aslî: isbat-ı Sâni’, nübüvvet,
haşir, adalet ile ibadet esaslarına cumhur-u nâsı irşad ve îsal etmektir. İ:118
1937 Kur’an-ı Kerim Cenab-ı Hakk’ın vücud, vahdet ve azametine istidlal
suretiyle kâinattan bahsetmiştir. Yoksa kâinatın bizzât keyfiyetini izah etmek
için değildir. Çünki Kur’an-ı Kerim coğrafya, kozmoğrafya gibi kasden kâinatın
keyfiyetinden mana-yı ismiyle bahseden bir fen, bir kitab değildir. İ:118
1938 (Kur'an-ı Kerîm) kâinat sahifesinde yazılan san’at-ı İlahiyenin nakışları
ve kudretin hilkat mu’cizeleri ve kozmoğrafyacıları hayrette bırakan nizam ve
intizamla, mana-yı harfiyle Sâni’ ve Nazzam-ı Hakikî’ye istidlal keyfiyetini
öğretmek için nâzil olan bir kitabdır. İ:118
1939 Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı talim eden Cenab-ı Hakk’a kasem ederim ki: o
Beşîr ve Nezîr’in (A.S.M.) basar u basireti, hakikatı hayalden tefrik
edememekten münezzehtir, celildir, celîdir veya insanları kandırarak mağlatalara
düşürtmekten, meslek-i âlîleri ganidir, âlîdir, temizdir, tahirdir. İ:118
1940 Ey insanlar! Allah’ın emirlerine imtisal etmeyip, bilhassa taşlara ve camid
şeylere ibadet yaparsanız, muhakkak biliniz ki, tapanlar ile taptıkları şeyleri
yiyip yutacak bir ateşe gireceksiniz. İ:127
1941 şu ateş azabı, Kur’ana imtisal etmeyen kâfirlere hazırlanmıştır. Hem bu
ateş, tufan vesair musibetler gibi iyi-kötü bütün insanlara şamil musibetlerden
değildir. Ancak bu musibeti celbeden, küfürdür. Bu beladan kurtuluş çaresi,
ancak Kur’an-ı Kerim’e imtisaldir. İ:127
1942 Ey arkadaş! Ateş unsuru, kâinatın bütün kısımlarını istilâ etmiş pek büyük
bir unsurdur. Bir damar gibi kâinatın yaratılışından başlayarak her tarafa
dal-budak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu
şecerenin başında yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır. İ:128
1943 Evet toprağın içinde büyük ve uzun bir damarı gören adam, o damarın başında
kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannetmesi gibi, âlemin her tarafında
damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de Cehennem gibi bir meyvesinin
bulunduğuna bilhads yani sür’at-i intikal ile hükmedebilir. İ:128
1944 İttika, imana tâbidir. Yani ittika, iman olduktan sonra husule gelir. İ:137
1945 Menfaat, necat ümidiyle taştan mamul mabud ittihaz ettiğiniz sanemler, size
tazib âleti, yani sizi yandırıp yakan ateşe odun olmuşlardır. Zavallılar! Ne
için bunu düşünmüyorsunuz? İ:137,138
1946 Herbir hakikat-ı İslâmiye necm-i münir gibi bürhan-ı neyyirdir. Nakş-ı ezel
ve ebed üzerinde görünüyor. Evet kelâm-ı ezelîden gelen ebede gidecektir. Mu: 34
1947 Mahiyet-i ilim bir dahi olsa, suret-i tedrisi başkadır. Mu: 35
1948 Saltanat-ı efkârın icra-yı hasenesindendir ki: Hakaik-i İslâmiyetin güneşi,
evham ve hayalât bulutlarından kurtulmuş, her yeri tenvire başlamıştır. Hattâ
dinsizlik bataklığında taaffün eden adamlar dahi o ziya ile istifadeye
başlamıştırlar. Mu: 37,38
1949 Kur’an’ın üslûb-u hakîmanesine yemin ederim ki: Nasara’yı ve emsalini
havalandırarak dalalet derelerine atan, yalnız aklı azl ve bürhanı tard ve
ruhbanı taklid etmektir. Mu: 39
1950 Ukûl-ü selime yanında muhakkaktır ki: Hilkatte hayır asıl, şer ise tebaîdir.
Hayır küllî, şer cüz’îdir. Mu: 40
1951 Âlemin herbir nev’ine dair bir fen teşekkül etmiş ve etmektedir. Fen ise,
kavaid-i külliyeden ibarettir. Külliyet-i kaide ise, o nev’de olan hüsn-ü
intizamına keşşaftır. Demek cemi’ fünun, hüsn-ü intizama birer şahid-i sadıktır.
Evet külliyet intizama delildir. Zira birşeyde intizam olmazsa, hüküm
külliyetiyle cereyan edemez. Mu: 40
1952 Ekrem-i halk benî-âdemdir. İstidadı ve san’atı buna şahiddir. Hem de benî-âdemin
en eşrefi, ehl-i hak ve hakikat olan doğru Müslümanlardır. Hakaik-i İslâmiyet
buna şehadet ettiği gibi istikbalin vukuatı da tasdik edecektir. Mu: 40
1953 Eşhastan kat’-ı nazar, nev’î ve umumî hüsn ve hakkın meydan-ı galebesi
istikbaldir. Biz ölsek, milletimiz bâkidir. Kırk sene ile razı değiliz. En ekall
bin sene galebeyi isteriz.. Mu: 41
1954 Evet bu dar dünya, beşerin cevherinde mündemiç olan istidadat-ı gayr-ı
mahdude ve ebed için mahluk olan müyulat ve arzularının sünbüllenmesine müsaid
değildir. Beslemek ve terbiye için başka âleme gönderilecektir. Mu: 42
1955 İnsanın cevheri büyüktür, mahiyeti âliyedir, cinayeti dahi azîmdir.
İntizamı da mühimdir, sair kâinata benzemez; intizamsız olamaz. Evet ebede
namzed olan büyüktür; mühmel kalamaz, abes olamaz. Fena-i mutlak ile mahkûm
olamaz. Adem-i sırfa kaçamaz. Cehennem ağzını, Cennet dahi ağuş-u
nazendaranesini açıp bekliyorlar. Mu: 42
1956 Asya’nın bahtını, İslâmiyetin taliini açacak yalnız meşrutiyet ve
hürriyettir. Fakat şeriat-ı garranın terbiyesinde kalmak şartıyla.. Mu: 44
1957 Mehasin-i medeniyet denilen emirler, şeriatın başka şekle çevrilmiş birer
mes’elesidir. Mu: 44
1958 Bir adam müstaid ve kabil olduğu şeyi terk ve ehil olmayan şeye teşebbüs
etmek, şeriat-ı hilkate büyük bir itaatsizliktir. Zira şanı odur ki; istidadı
san’atta intişar ve tedahül ve san’atın mekayisine ihtiram ve muhabbet ve
nevamisine temessül ve imtisal.. elhasıl, fena fi-s san’at olmaktır. Mu: 53
1959 Nizam-ı hilkat-ı âlem denilen şeriat-ı fıtriye-i İlahiye; mevlevî gibi
cezbe tutan meczub ve misafir olan küre-i arza, güneşe iktida eden safbeste
yıldızların safında durup itaat etmesini farz ve vâcib kılmıştır. Mu: 58
1960 hükema-i İlahiyyun nezdinde herbir nev’ için hayy ve nâtık ve efrada imdad
verici ve müstemiddi bir mahiyet-i mücerrede vardır. Lisan-ı şeriatta melek-ül
cibal ve melek-ül bihar ve melek-ül emtar gibi isimler ile tabir edilir. Fakat
tesir-i hakikîleri yoktur. Müessir-i hakikî yalnız Zât-ı Akdes’tir. Mu: 60
1961 Esbab-ı zahiriyenin vaz’ındaki hikmet ise: İzhar-ı izzet ve saltanat tabir
olunan dest-i kudret perdesiz daire-i esbaba mün’atıf olan nazara karşı, zahiren
umûr-u hasise ile mübaşeret ve mülabeseti görülmemektedir. Fakat daire-i akide
denilen hak ve melekûtiyette herşey ulvîdir. Dest-i kudretin perdesiz mübaşereti
izzete münasibdir. Mu: 60
1962 Malûmdur, bir şeyin mahiyetinin keyfiyetini bilmek başkadır, o şeyin
vücudunu tasdik etmek yine başkadır. Bu iki noktayı temyiz etmek lâzımdır. Zira
çok şeylerin asıl vücudu yakîn iken, vehim onda tasarruf ederek tâ imkândan
imtina’ derecesine çıkarıyor. Mu: 63
1963 İfrat gibi tefrit de muzırdır, belki daha ziyade. Fakat ifrat, tefrite
sebeb olduğundan daha kabahatlidir. Evet ifrat ile müsamahanın kapısı açıldı.
Mu: 22
1964 Acaba defineye hariçten girmiş bir silik para bulunsa veyahut bir bostanda
başka yerden düşmüş olan çürük ve acı bir elma görünse, hak ve insaf mıdır ki;
umum defineyi kalp ve umum elmaları acı zannedip vazgeçmekle lekedar edilsin...
Mu: 22
1965 Hakîm-i Ezelî inayet-i sermediye ve hikmet-i ezeliyenin iktizası ile, şu
dünyayı tecrübeye mahal ve imtihana meydan ve esma-i hüsnasına âyine ve kalem-i
kader ve kudretine sahife olmak için yaratmış. 29.S: 532
1966 Her şeyde bir hazine-i rahmet kapısını bul ... Dua ile çal .. 3.S:19
1967 Allah’a karşı fakrını hissedip yalvar ..Sözler: 32
1968 İnsan bir misafir memur ve her şey geçici dir. Sözler: 43
1969 İsyan edip dinlemezseniz, müdhiş zindanlara atılacaksınız. Sözler: 58
1970 Hazırlanınız! Sözler: 58
1971 Nefis ve heves esaretinden kurtul! Sözler: 58
1972 Namazını şevk ile kıl! Sözler: 21
1973 Kabir; İstasyondur. Sözler: 21
1974 Piyango; Kumardır. Sözler: 21
1975 Seyahat; Kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Sözler: 21
1976 Hayatı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayatı besleyen ve idame eden de
odur. Ondan başka olmaz... Sözler: 23
1977 Hidayet ve tevfikı Erhamürrâhimîn’den iste... Sözler: 24
1978 Lehinde şahid olabilen o misafir vaziyetleri, aleyhine çevirme! Sözler: 459
1979 (Kıyamettre); dağlar uçarak denizler yanarak yeryüzü düzlenecek. 27.Söz:
531
1980 Melaikeler beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Şualar: 225
1981 Madem herşey gidiyor ve gittikten sonra eğer lezzet ve keyf ise, boşu
boşuna gider, bir hasret kalır. Şualar: 300
1982 Dünyanın mal ve evlâdı ve istirahatı pek muvakkat ve geçici dir. Şualar:
301
1983 Musibete şükür ise, musibetteki sevab ve uhrevî ve dünyevî faideleri
içindir. Şualar: 300
1984 Zalimler için yaşasın Cehennem! Şualar: 449
1985 Nefis cümleden edna, vazife cümleden âlâ. Şualar: 452
1986 Ben âhiret diyarına göçmek ve huzur-u Resulullah’a varmak istiyorum.
Bediüzzaman. Şualar: 525
1987 “Böyle olmasaydı şöyle olmazdı” diye birbirinizden gücenmeyiniz. Şualar:
310
1988 Biz imanımızı kurtarmaya çalışacağız. Şualar: 282
1989 Mazlumun ahı, ta arşa kadar gider. Şualar : 290
1990 Madem bizi çalıştıran Hâlıkımız Rahîm ve Hakîm’dir; başa gelen herşeyi rıza
ile, sevinç ile, rahmetine, hikmetine itimad ile karşılamalıyız.. Şualar: 296
1991 Teşekki, kaderi tenkid ve teşekkür, kadere teslim dir. Şualar: 310
1992 Madem herşey gidiyor ve gittikten sonra eğer lezzet ve keyf ise, boşu
boşuna gider, bir hasret kalır. Şualar: 300
1993 İdarede kuvvet kanunda olmalı. Ve ilimde de, kuvvet hakta olmalı. Yoksa
istibdad hükümferma olur. A. Bediiyye: 374
1994 Tevbenin kapısı açıktır. Zararın neresinden dönsen kardır. Bediüzzaman. G.m.
1995 Eğer hasmını mağlub etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et.
Uhuvvet Risalesi
1996 Büyük felaketler, güler yüzlü intibahlar doğurur. Barla Lahikası: 223
1997 Ey insan! Aklını başına al! Eğer sen, ölmezsen ihtiyar olacaksın. Mektubat:
261
1998 Evet, geçmiş ömrü israf ettik, zayi ettik. Barla Lahikası: 318
1999 İmtihana hazırlanınız! D.H.Ö: 53
2000 Kainatı elinde tutamayan, zerreyi halkedemez. Lemeat: 700
2001 Her şeyin iyisine bak. İyi şeylerden iyi istifade et. Sözler: 35
|