logo

Sitemize hoşgeldiniz.
Tarih: 19-04-2014
Saat: 12:48

Nurmuhabbet.com Nur muhabbet Dini sohbet islami sohbet Portaliniz

islami sohbet dini sohbet muhabbet nur sohbet dinimuhabbet portalina hoşgeldiniz
Site Haritası iletişim anasayfa

Üye Paneli

Bediüzzaman'ı Tanıyalım

reklam

İslami Kitap Arşivi

Dini Kitap

Risale Okuma Çizelgesi

risale

Risale-i Nur

reklam

Dost Sİteler

En güncel isLami Sohbet'me siteniz.
Sitelerinizi en iyi Dini Sohbet'e ekleyin.

Online Ziyaretçiler

Sohbetimslam
yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 17 Kasım 2012 / 21:22

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

S.A Kardeşlerim,

Daha önceden oturduğum semtte yaşlıca bir hanım vardı. Kızı çalıştığı için gündüzleri torununa o bakıyordu. Maalesef ki geçimi zor bir hanımdı ve torununu da pek döverdi. Yaşadığımız mahalle olarak bundan çok rahatsızdık, lakin elimizden gelenler belliydi, çaresizdik..İçim çok acırdı, öyle böyle değil..O yavrucak büyüdü, arkadaşlarıyla dışarıda kendi başına oynayabilecek yaşa geldi..Ve ne oldu biliyor musunuz? Şiddet saçan bir yavrucak oldu, sokakta bulduğu kedilere zarar vermeye başladı, arkadaşlarına her türlü şiddeti ve kötülüğü yapmaya başladı..Kısacası evde ne gördüyse, neye maruz  kaldıysa aynılarını sokakta sergilemeye başladı..Hata bu ufacık yavrucakta mıdır, ne dersiniz? Sevgiyle büyümüş olsaydı, sevgiyi tanımış olsaydı, sevgi saçardı etrafına..

Elbette ki bu şekilde büyüyen her çocuk şiddet yanlısı olmayacaktır..Hatta şiddetin kötülüğünü bildiği için herkesten çok daha müşfik ve sevgi dolu olabilir..Dileyelim ki hepsi böyle olsunlar..Dileyelim ki hiçbir çocuk şiddet görmeden büyüsün, sevgi depoları ömür boyu etrafını aydınlatacak kadar dolu olsun..O yavrucaklar anne ve babalara yüce Rabbimizin çok kıymetli hediyeleri, emanetleridirler.Yalnızca karnını doyurmakla, üst-baş almakla bitmiyor bu iş maalesef. Sevgi ve ilgi de gerek, yaşına göre dertlerini dinleyip küçümsememek gerek, sevincine de üzüntüsüne de ortak olmak gerek, sevgi dolu teselliler ve güzel sözler etmek gerek..Kısacası onlara vakit ayırmak gerek kardeşlerim, bu zamanda bu iş her ne kadar savsaklanıyor olsa da hatırlatmış olalım biz..Herkes çok meşgul, herkesin çok işi var, çocuklara sıra gelemiyor bir türlü..E nasıl olsa televizyon da var, oyalanıverir çocuk değil mi? Oysa ki onlar çok kıymetli ve bolca ihtimam istiyorlar. Çok sevdiğimiz birisi bize bir hediye verdiğinde ne kadar önemsiyor ve gözümüz gibi bakıyoruz da, Allah’ın bu çok ama çok kıymetli hediyelerine neden aynı önemi veremiyoruz acaba? “Ama biz onlar için çalışıyoruz” dediğinizi duyar gibiyim. Allah sizlerden razı olsun, Rabbim sevabınızı bol eylesin, lakin kendimizi kandırmıyalım lütfen..Televizyona ayırdığınız vaktin 1/3 ünü bile kaliteli, tüm ilginizi yönelterek çocuğunuzla geçirseniz yavrunuzu pek de memnun edersiniz. Ailesi tarafından önemsenme duygusunu yaşamak onun bir ihtiyacıdır. Ameller niyetlere göredir, önce nasıl davranmamız gerektiğini bir düşünelim, karar verelim, azimli olalım, Rabbim yardımını gönderecektir inşallah. İşin püf noktası karar vermek ve kararlı olmak olsa gerek..

Bugün 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü..Dinimize göre hayvan hakları vardır, önemlidir ve yapılan haksızca muameleler günahtır. Rabbim bu konuda yanlış davranışlardan herkesi muhafaza etsin ve bizleri merhametten ayırmasın.Toplumumuzun sevgiyle büyütülmüş ve etrafındaki insan, hayvan ve diğer canlılara sevgi saçan bireylerle dolu olması dileğiyle,

Allah’a emanet olunuz..

ALINTI

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız


gelen aramalar
yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 16 Kasım 2012 / 7:58

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

Atiye -1 :
Bu şerefli minhaları bunlarla ve nefesiyle bereketlenmek gayesiyle şeyhim olan babama (ks) okuyunca şöyle buyurdu :

” Birinci minhadan gaye her ümmetin, peygamberinin soyunu ve bir mezhebe bağlı olanın imamının soyunu bilmesi icap ettiği gibi, imkan dahilinde her müridinde, şeyhinin nesebini bilmesinin lüzumlu olduğudur.

Bunun iki sebebi vardır. Birincisi ; şeyhinin nesebi olduğundan, hususen onda salih kişiler varsa, onunla müşerref olmak ve bereketlenmektir.İkincisi ; şeyhin nesebini bilmek kemaldir.

Hem de nasıl bir kemal!..Çünkü sevenin, sevdiğini mümkün mertebe, her cihetten bilmesi aşkı arttırır.”

Atiye -2 :
İkinci mimhada, taylasan giymenin gayesini şöyle açıklardı : ” O meşguliyetin çok olması ve kalbin alakasının azalması için şeyhin hayalinden başka şeylere az bakmaktır. Çünkü gerçekte, gözün dönmesiyle kalb de döner.”

Atiye -3 :
Gavs (ks) üçncü minhadaki kesin hükmünü şöyle tevcih ederdi. Kaf’ın kesre okunmasıyla (……) hudusun (sonradan olma) zıddı olur. Ona bakmak ise nakşilerin, müridlerine son talmatı olan murakabedir.

Atiye -4 :
Dördüncü minhadaki Gavs-ı Hizani (ks(‘nin ” şeyhin makamı büyüdükçe müridlerin hatası onun gözüneküçük görülür.” Sözünü iki şekilde anlatırdı.

Biri : şeyh ne kadar büyük olursa, Allah (c.c)’ın rahmetine, o kaar fazla erişir. Kalbinde şevkat artar. Müridin günahını küçük görür.

İkincisi : şeyh ne kadar yükselir ve büyürse o kadar rahmani ahlakı artar.

Beşer huyları azalır. Rabbin ululuğu, yanında çoğalır. Kulluğu mahf ve fena ile kuvvetlenir. Kendi nefsini bütün halktan, hatta müridlerden daha küçük ve günahkar görür.

Onların suçlarını, kendi suçu yanında küçük görür. Rabbi Celle ve Ala ona şevkat eylesin diye onlara şevkat eder. Nasıl ki hadisi kutside :

” Yerdekine rahmeyle ki Rabbin de sana rahmet etsin. ” buyuruyor.

(Ebu Davut, Tirmizi)

Atiye -5 :
” Beşinci minhadan ” gaye şudur,dedi. Siyah bacaktan murat, varlığı gidermek için devamlı kusur ve ayıbına, nefsi emmarenin kştülüğüne bakmaktır.

Kanat ve renklerin güzelliğinden murat, insanda yaratılan kemalat ve zahiren oluşan hayırlı amelleri görmemek ve vücudun yok olmasına gücü yettiğince çalışmaktır.

Çünkü bunlar, Allah (c.c)’ın ihsan ve nimetidir. Eger ihsan-ı ilahi olmasa bunları yapmaya kulların gücü yetmez.Bundan başka her hayırlı amelde, ya o amelin gafletle yapılmasına veya sevabından gideren, riya karışmasına sebeb olan nefsi azdırması vardır.

Atiye -6 :
Üç minhanın (6-7-8) işaretlerinde, muhatabın anlayışı kıt olduğundan özetle şöyle dedi : ” Dini hükümlarin istikameti, bilindiği üzere yalnız emirleri yapıp, nehiylerden kaçmak değildir.

Çünkü, böyle bir kişi kendini büyük görebilir. İnsanların kendisini beğenmesini isteyebilir.Ameline güvenebilir ve gösteriş için yapabilir. Halbuki böyle ameller fayda vermez.

Emirleri yapıp nehiylerden kaçmakla beraber, nefsi gayet kusurlu görmek lazımdır. Hatta nefsi böyle görmek emirler yapıp nehiylerden kaçmanın anahtarıdır.

İstikametin kemali de emrolunduğu şekilde yaplandır. İstikametin kemali ancak Peygamberler (a.s) için gerçekleşmiştir.

Bundan sonraki, istikamet sahibinin rutbesine göre üst üste sıralanır. Bu kısımlardaki istikametlerde gayet şiddetli zorluklar vardır.

Veli’yi kamil kendi nefsini bütün halktan alçak görür. Hatta kafirden dahi. Bu yalnız iman ve küfür yönünden değildir.

Kafirin günahı, eskiden verdiği vaadi bilmemesi ve Allah (c.c)’ı inkar etmesidir.Veli kendi nefsinin kafirden fazla olarak, emrin emir, yasak nehiy oduğunu bilip emir sahibini tasdik ettiğini halde, gene Allah (c.c)’ın emrini terkettiğini yasakladığını işlediğini görür.

( Cenab-ı Hak ervah aleminde zerreler şeklindeki ervahlara hitap ederek : Ben rabbiniz değilmiyim buyurdu. Bütün ervahlar : Sen bizim rabbimizsin diye cevap verdiler. Dünya aleminde müslümanlar bu sözü yerine getirip iman ettiler. Buna misak adı verilir.)

Keza Veli kendi nefsini, halk ona tabi olmasına rağmen hiç bir sıfata mazhar olmamış bilir. Kafirde ise en azından mü’minin kaçınması gerektiğini bildiği kahir sıfatı vardır.

( İnsanlar Allah (c.c) sıfatlarının aynalarıdır. Kimisinde Cemal, kimisinde Celal, kimisinde Kahır sıfatları tecelli eder.)

Bu meseleyi müşkil görerek, açıklanmasını istedim. Cevaben : ”Bu söylediğim dini hükümlerin dışı değil aynıdır. Ancak bunu anlatmakla değil, o makamın zevkini yaşamakla öğrenirsin.” dedi.

Atiye -7 :
Dokuzuncu minhanın açıklanmasında şöyle diyor : ” Mürid iki kısımdır. Biri Mürid diğeri muraddır.

Birincisi Allah (c.c)’ın ve şeyhin rızasını kazanmak için bütün imkanlarını kullanıp gayesine ulaşandır. Ki bu gayret ve çalışmaya süluk denir.

Sülukta iki kısımdır.

a) Salik-i meczubdur- Gece gündüz şeyhinin emrettiği yolda yürür. Şeyhinin muhabbet ve terbiyesi ona, Allah (c.c)’a doğrubir çekilme verir. O buna vakıf oluncaya kadar devam eder. O cezbe ve muhabbet bineği ile gün be gün yükselir.

b) Yalnız saliktir- Yani salik-i gayr-i meczubdur. Bu kısım birinci kısım gibi süluk etmiş, yalnız o şekilde çekildiğine vakıf olamamıştır. Bu ya sekeratta, ya kabirde, ya da daha sonra vakıf olacaktır.

Müridin ikinci kısmı olan murad,birincisi gibi, irade-i cüziyesini çalıştırmamış veya hiç diyecek kadar az çalıştırmıştır. Yalnız Allah (c.c)’ın emriyle şeyh dileyip ona nazar etmiştir. Bu sebeblede cezbeye düşmüştür. Ki bu cezbeye muhabbet denir.

Muhib de iki kısımdır.

Birincisi : Meczub-u salik olup, cezbesi sebebiyle secaata gelerek süluk etmiş ve ona çok sohbet nesib olmuştur.

İkincisi : yalnız meczubdur. Yani meczub-u gayr-i saliktir. Meczub olduğu halde, ona secaat gelmemiş, sohbet ve terbiyeden hiç bir şey nasib olmamış veya yok denecek kadar az nasib olmuştur.

En yüksekleri birinci kısım, sonra üçüncü kısım, en alt tabakasıda dördüncü kısımdır. Gavs (ks) ” Hiç eseri kalmamış.” diye işaret ettiği bu kısımdır.

Onuncu minhanın tafsilinde Gavs (ks) : ” Kalbe istemeden gelen havatırdan (düşünce) istiğfar ” hakkında şöyle dedi : ” Gerçi onlar zarar vermezse de yine kalbde bir çeşit ağırlık ve duman meydana getirir. İstiğfar onu siler.”

Onbir ve onikininci minha hakkında dedi ki : ” Rabitanin b ir çok çeşidi vardır. Minhalarda zikredilenlerle sınrılı değildir. Zikredilmeyenlerin birisi rabıta-i kalbidir.”

( Bu not, Seyda-i Taği (ks)’den alınmıştır. Müridin kendi şeyhinin cismini bir mana gibi bilerek onun suretini, büyüklüğünü ve nurani nisbetini kalbinde tasavvur etmesine rabıta-i kalbi denir.)

”Sen kalbimle, kapağının arasına akıyorsun

Damlaların gözkapağından aktığı gibi.

Kalbimin içindeki zamirine giriyorsun,

Ruhların bedenlere girmesi gibi.”

Atiye -8 :
Onaltıncı minhda geçen rabıtadaki istikametten murad manevi rabıtadır. Gavs (ks) : şeyhinden rivayet ederek : ” Vefatından sonra şeyhinden feyiz almaya kabiliyetli olan rabıta-i manevi makamı olandır.Yani devamlı olarak rabıta-i manevi yapabilendir. rabıta-i maneviyi bazen yapabilen değildir.”

Onsekizinci minha hakkında buyurdu : ” Şeriatın en mühim ameli namaz olduğu gibi, tarikatında en mühim amelide rabıtadır. Çünkü her ikiside, Allah (c.c)’ın huzurunda durmayı kapsar.”

Peygamber Efendimiz Hadisi Şerifte şöyle buyurmuştur.

” Kıyamet gününde kulun ilk hesap verecek olduğu şey namazdır.”

( Bu nedenle mürid tarikattan çıkmaya niyet ederse çıkmış olur. Şafii mezhebine göre namazın içinde namazdan çıkmaya niyet eden velev ki hareket yapmasa dahi namazı fasid olur. (İane-tü-talibin 1/204) Tarikatta tıpkı bunun gibi mürid çıkmaya niyet ederse çıkmış olur. Bu konuda minah 20′ye bakınız.)

Yirmibirinci minha hakkında diyor ki : ” Bir tarikat alma niyeti, şeyh için büyük bir nimettir. Nimet ise şükrü gerektirir.Nefsin aczini kırar, nefsin kemalden uzaklığını, kuvvet ve izzetin Allah (c.c) haşrolduğunu, gerçek nimet verenin o olduğunu bildiği için istiğfar edilir.

Yine bu niyet, ” sende bir kemalat ver ki halk itibar ediyor.” hayaliyle ucub ve tekebbüre (büyüklenme) sebeb olabildiğinden, istiğfarda zilletin ve kemalatın zalnız Allah-ü Taala’dan olduğunu, havl ve kuvvetin yalnız onda bulunduğunu ikrar etmeyi iyice bildiği için, onları götürür.

Yirmiikinci minha hakkında diyor ki :” Mesh olunan şahıs, bazen çevrildiği suret üzerine haşre gelir. Tanınmadığı içinde ona şefaat edilmez. Allah (c.c) bizi ve bütün ümmet-i Muhammedi (a.s) korusun.”

Günahtan dolayı nefsine acıyıp, pişman olmak, bazen devamlı, bazen geçici olur. Tesirden gaye ikisinden biriyle mütessir olmaktır.Acımamaktan gaye ise hiç acımamaktır. Zira geçici olarak acıma meshin men’ine kafidir.

Yirmiüçüncü minha hakkında dedi ki :” Vaazın tesiri bazen bir korku, bazen bir muhabbet hasıl olmasıdır.”

(Tertipliyen Molla Ahmedoğlu, Molla Diyauddin)

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 16 Kasım 2012 / 7:54

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

Minah-101:
Gavs (k.s.) buyurdu: “Birine mensub olmaktan maksad, manevi intisabtır. Yani onun yolundan gitmektir. Yalnız sureten ona ait olmağa itibar edilmez.” Devamla:
“Doğrusu sana dil uzatıp (nesli kesik diyenin; kendi nesli kesiktir.) 20 ayetini buna delil getirdi. “Yani Peygamber’e (a.s.) dil uzatanların nesli kesildi. Evladları kendi yollarından gitmeyip, müslüman oldular. Peygamberimiz (a.s.) yolundan giderek onun manevi evladı oldular.” diye açıkladı.

Minah-102:
Mensubiyette muteber olan ancak manevi mensubiyettir. Manevi bağlılıktır.
Cenab-ı Allah (c.c.) ayet-i kerimesinde buyuruyor:

“İnna a’tayna kelkevser”21
Kevserden murad, vahdet-i şuhuttur.

Gavs (k.s.) Hz. vandet-i şuhudu manevi evlada tevil edip şöyle buyurdular: “Cenabı-ı Hakk (c.c.) burada irşad makamı olan vandet-i şuhudu manevi evlat yerine tabir etmiştir.”22

Minah-103:
Yüce meclisde mürşidlerin müridlerine karşı emir ve tavsiyelerinin konu edildiği bir sohbette Gavs (k.s.) Hz. buyurdular: “Mürid şeyhinin kendisine lisanen tebliğini beklemeden onun işaretlerinden pay çıkarıp amel etmelidir. Çünki mürşidinin işaretlerinden anlamayan müride, şeyhin sözlü olarak hitabı, Allah korusun mürşidin yüz çevirmesinin alametidir. Mürşidin müride son ikazı gibidir. Bir meşayıh ihlas sahibi müridlerine hiçbir zaman sözle emretmez. Bizim silsilemizde adab budur.

Gavs (k.s.); önceden muhlis, sonrada şiddetli münkir olan birisi hariç sözle emretmezdi. 0 münkir hakkında da Gavs (k.s.): “Eğer o kişi, benim emrirrie uysaydı, kalbi bu kadar vesvese ve havatıra mübtela olmazdı.” buyurdu.
Gavs (k.s.) Şeyhi Seyyid Taha (k.s.)’nin kendisine şöyle dediğini anlattı: “Mahlukata önce işaretle emret. Bu fayda vermezse o zaman açıkca sözle emret. Bu yolda fayda vermezse ondan yüz çevir. Sen birisinden yüz çevirdiğin vakit bütün silsile ve Hz. peygamber (a.s.) ondan yüz çevirir.”

Minah-104:
Gavs (k.s.) aşağıda minahı anlatmakla, zannediyorum Allah (c.c.)’a giden yolu bulmak isteyenin dikkat etmesi gereken unsurları dile getirdiler.
Allah (c.c)’a giden yolda mürid, şeyhinin maddi ve manevi kemal sıfatlarına sahip olduğuna manevi doktorlukta, tarikat bilgisinde ve hidayet yolunda, rehberlikte mahir olduğuna inanması gerektiğini belirttiler. Bu minah başlamadan az evvel, Gavs (k.s.) Hz. bir fakire hitab ederken tebbesüm etti. 0 fakirde tebessüm etti. Fakir; özür beyan mahiyetinde estağfirullah deyip
“güldürende ağlatanda (Allah (c.c.))’dir.”23 ayetini kalben okudu.
Bunun üzerine Gavs (k.s.) Hz. mürid ile mürşid arasındaki bu ve benzeri hareketlerin aşağıda anlatılan ölçüde olmasıyla edep dışı olmaktan kurtulacağını beyan etti. Sonra sohbete başladı:
“Üstadın talebesinden her yönden üstün olması gerekmez. Süleyman (a.s.) babasının yerine halife seçilmezden önce Beni İsrail alimleri büyük kardeşini halife seçmek istediler. 23 Necm suresi, 43. ayet

Sonra imtihan etmeye karar verdiler. Süleyman (a.s)’ın kardeşinin cevap veremediği sorulara, tebessüm ederek cevap vermesini alimler tavsiye etmeyip durumu babalarına anlattılar. Babaları Süleyman (a.s.)’ı çağırıp büyüklerin huzurunda gülmesini sordu.
Süleyman (a.s.) “Onlar bana soruları sordukça bir karınca bana cevapları söylüyordu. Onun için tebessüm ettim.” buyurdu.

Gavs (k.s.) Hz., bu kıssayı anlattıktan sonra buyurdu: “Maksad hasıl olsunda, üstad bir karınca olsun farketmez.” sohbetin devamında
Mevlana Halid-i Bagdadi (k.s.)’nin: “Beni Seyyid Taha ve Seyyid Abdullah’dan üstün görmeyin” dediğini
Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.)’nin ashabıda: “Nasıl olur? Siz onların üstadısınız” demesi üzerine;
Mevlana Halid (k.s.)’in: “Onlarla ben, şehzadeler ile sehzade hocası gibiyiz. Şehzade hocası öğretip, terbiye ettiği halde, şehzadeler üstündür.” dediğini nakletti.

Minah-105:
“insanların en hayırlısı insanlara en fazla faya verendir.”24 Hadisi şerifini açıklarken şöyle buyurdu: “Hadisten murad “insanların hayırlısıdır” yoksa “en hayırlı insan” değildir. Aksi halde olmayıpta menfaat verenin, bazı ariflerden daha hayırlı olması gerekir. Sonra şöyle devam etti: “Ama arif olan kişide zaten menfaat vermekten hali değildir.”25

Minah-106:
Yüksek mecliste bazı zamanlar, Gavs, (k.s.) uzun müddet susarlardı. Bir gün büyüklerin haline vakıf olmayan zahir alimlerden birisi sohbet taleb’etti. Gavs (k.s.) buyurdu:
-”Sükuttan faydalanamayan sözden de istifade edemez.”

Minah-107:
Gavs (k.s.) Mevlana Cami (k.s.)’nin şu beytini okudular:

Zahidler taat yüzünü

Mihrab köşesine çevirmişler.

Sonra buyurdular: “Bazı müridler için devamlı olmamak kaydıyla, şeyh rabıtada cennet ehli suretinde, tüysüz görülür. Yukarıdaki beytin ikinci mısrası buna işaret ediyor.”

Minah-108:
“Başka şeyhlerin sohbetinde ve evliyanın türbesini ziyarette mürid rabıtalı olmaya çok dikkat etmelidir.” Gavs (k.s.) bunları söyledikten sonra mecliste bulunanlardan bir fakir sordu:
-”Peygamberlerin (a.s.) ziyaretinde de durum aynı mıdır?” Cevaben:
-”Evet” dediler. Fakir tekrar sordu:
-”Ravza-i mutahharada da öyle midir?” Gavs (k.s.):
-”Evet” buyurdu.

Minah-109-
“Mürid enbiya (a.s.) ve evliya (k.s.)’nin ziyaretinde gördüğü menfaati, şeyhinden veya onun aracılığıyla aldığına inanmalıdır. Oralarda müride onların sureti zahir olacak olsa, o bunu şeyhinin letaiflerinin bir sureti olduğuna itikat etmelidir.”

Minah-110:
Yüce mecliste bir gün Gavs (k.s.) Hz.’ne soruldu: “Rabıtanın tesiri ne zaman kesilir.”
Buyurdu: “Müridin makamı, şeyhinin makamını geçtiği zaman rabıtanın tesiri kalmaz. Fakat ölüme kadar ne bulsa şeyhinin bereketiyledir.
Vefa kanunu odurki, şeyhinden yükseğe çıksa dahi onu terk etmek güzel görülmez. Bazı meşayihin ben şeyhimi geçtim sözü hiçte hoş değildir.”

Minah-111:
Buyurdu: “Salikin’ şüphe ve tıkanmaları şeyhin vasıtasıyla çözülür.

Mürid ancak kemale erdikten sonra Allahü Teala ona bir sebeb gönderir.
Şeyhinin makamının üstüne çıkmayan bir müride her zaman rabıta fayda verir.”

Minah-112:
Gavs (k.s.) Hz. bir gün muhabbet ehli olanların üzerine sohbet edip onları övdüler. Sonra cezbe ehlinden bahsettiler ve buyurdular:
-”Şeriata uyan istikamet ehlinin değeri, ancak ahirette belli olur. Bunlarda manevi bir hal (aşk, vecd) olmasa dahi. zararı yoktur.”

Minah-113:
Sadatın sohbetinde, gözü kapatmanın üstünlüğünü belirtip, teşvik için buyurdular:
-”Doğan kuşu gözünü kapatmadan avcilik yapamaz.”
Sonra şu beyti okudular:
“Gel çünkü gözümüz senin evindir.”

Minah-114:
Şeyh-ül Meşayih Mevlana Halid (k.s.)’in icazet kitabında, nakşiden olduğu gibi, diğer dört tarikattanda (Kadiri, Sühreverdi, Çeşti, Kübrevi) şeyhi Abdullab Dehlevi (k.s.)’den icazetli olduğu yazılı. Bunun zahirinden anlaşıldığı gibi, şeyh bu tarikattan dilediği herhangi birine göre, müridini terbiye edebilir mi? diye Gavs Hz.’ne soruldu.
Şöyle cevap verdi: “Bundan maksat o tarikatlardaki, mûridleride tasarruf icazetidir. Onların usulüne göre hiçbir tarikatın usulü ile terbiye ettiği işitilmemiştir. Terbiye edemezde. Çünki diğer tarikatlarin bazı usulleri nakşibendi tarikatında bid’at kabul edilir. Bid’at yapanlar ise tarikattan çıkmış sayılırlar. Bid’at yapmak, bib’at olan usullere razı olmak, bidati ilk defa icat etmek gibidir.”

Minah-115:
Salike urucun nihayetinde hasıl olan şuurdan dönme, şuurun yok olması manasına değildir. Allah (c.c.)’a olan şuuru kalmakla beraber halk ile olan şuura dönmesi demektir.26 Nasilki seyr-i sülukun başında o halk olan şuur onda var idi. Yalnız şu varki gayri mütemekkin olan dönen bazen Allah (c.c.)’a olan şuur ondan zail olur. Başkalarından medet diler.

Mütemekkin olan dönen devamlı her iki şuuru kuşatıp başkalarına himmet eder. Kimseden himmet istemez. Sofilerin ıstılahında ikinciye harabat şeyhi denilir. Manevi meyhane şeyhidir.

Birinci ise küp sahibidir. Ötekinden manevi aşk meyi alır. Küpünü doldurur. Millete dağıtır. Mütemekkin olana arşi denilir. Zira devamli alem-i emre vukufu vardır. Gayr-i mütemekkin ise böyle değildir.

Minah-116:
Buyurdular: “Muhabbet menfaatın mıknatısıdır.” Mecliste bulunan bir fakir sordu:
-”Müridin muhabbeti ne fayda verir? Ancak şeyhin muhabbeti fayda vermez mi?” Buyurdu:
-”Kerem sahibi olan kişi, ondan dileneni sever. Efendide hizmetçisini sever.”

Minah-117:
Mahbub olan şeyhin kemalat ve maneviyatının, muhib olan müride çekilmesinde, muhabbetin tesir ve şiddetini beyan hususunda Gavs (k.s.): “Muhabbet bazen öyle halete ulaşırki, mahbubun suretini çekerek, rnuhibbe giydirir. Hatta, bazen mahbubun kabrini, mezar taşıyla beraber muhibbin kabrine yaklaştırır.” buyurup,
Sureten çekme ve gözüyle gördüğü kabir yaklaşmasını konu alan iki kıssa an’tattılar.

Minah-118:
“Bir şeyi sevmenin alameti, sevdiginin aleyhinde olana karşı koyup, ondan acizlik duymaktır.”

Minah-119:
Kendisine inanılır bir kişi yemin ederek dediki: “Ben Gavs (k.s.) Hz.nin şöyle buyurduklarını duydum. (Korku kalb hastalıklarını tedavi eder. Muhabbet ise kalb hastalıklarının yanında küfrü de izale eder) deyip şu kıssayı naklettiler: Bu taifeden birine aşık olan bir yahudi kadını duyduğu muhabbet sayesinde hiç kimse ile karşılıklı konuşmadan müslüman oldu. Bu taifenin ahval ve niteliklerini kazandı.”

Minah-120:
“Korkana verilir, seven ise kendisi çeker” sözünü Gavs (k.s.) sıksık söylerdi.

Minah-121:
Şeyh müridlerine her zaman tasarruf eder. Maneviyat verir. Ama bu maneviyat ve tasarrufu muhib olan kendisine gasb eder.

Minah-122:
Yüce mecliste bulunanlara buyurdular: “Hiç bir şey hizmete denk değildir,” Ehlullah’ın hepsi çeşitli mertebelerde ve çeşitli meşreblerde bulunmalarına rağmen, şuurunun olmadığı fena makamında dahi mahlukata hizmet ve menfaatlerinin dokunması için gayret sarf ederler.

Ehlullah’ın her biri Allah (c.c.)’tan aldıkları işaretle hizmetlerini yaparlar. Bunların bir kısmı şerefli nefislerini ve aziz vakitlerini mümkün olduğu şekilde hizmete vakf etmişlerdir. Yaptıkları hizmette hizmetler ve hizmeti yapılanlar arasında fark gözetmezler. Hatta akıl ve konuşmadan mahrum hayvanlara dahi hizmet ederlerdi.

Kendisini hizmete vakfedenlerden birisi de Yakut-i Arşi (k.s)’dir. Bu devletlü İskenderiyede ikamet edip bütün vaktini mahlukatın ihtiyacına harcardı. Hatta bir gün bir güvercinin kendisiyle konuşmasından sonra acele olarak kalkıp Mısır’a gitti. Oradaki bir şahısla tenha yerde görüştü. Ondan komşusu olan güvercinin yavrularını yememesini rica etti. Tekrar iskenderiye’ ye döndü. İşte bu zat arşilik makamına hep hizmetinin bereketiyle ulaştı. Bir kısım Ehlullah’da hal ve kal ilimlerinin ikisini veya bunlardan birini neşir yoluyla hizmet ederler. Bir kısmı da kendi nurlarını cisimler ve ruhlar üzerine yağdırırlar. Bununla onları evhamın zulmetinden kurtarırlar. Hatta gezegenlerin nurları, ancak bunların füyüzatındandır. Bunların çanaklarının bulaşığı kadehlerinin artığıdır.

Molla Cami (k.s.) beytinde neler söylüyor:
Pazu ile bileğini toprağa (anasıra) alışkanlıktan silkele
Felek eyvanlarının zirvesine kadar uç
Mavi taylasanların faksını gör
Alemin üzerine nurdan eteklerini silkele.

Mavi taylasan sahibi gezegenlerdir. Onların raksında görülmesi emredilen, aleme saçılan nurdan etekler diye vasfedilen, Ehlullah’ın eflake yükselen nurunun birazıdır,
Bu nurların safisi Bunların bazıları dünyada görülür. Tamamı ahirette görülür. Gezegenlerden menfaati tam olan güneş ve aydır.

Ehlullah’ın bir kısmı da zulümleri gidermek, zayıflara yardım etmek, dinin yayılması ve sünnet-i seniyelerin ihyası için hüküm sahiplerinin arasına karışırlar. Şeyh Tahur (k.s.) bunlardan birisi idi.

Öyle Ehlullah’da vardır ki, bir kaç hizmeti beraber yürütürler. Hoca Ubeydullah Ahrar (k.s.) bunlardandı. Hem emir sahipleri ile bir arada bulunur, hem de diğer hizmetleri yapardı.

Minah-123:
Hizmet hakkında bir sohbet daha ettiler. Buyurdular: “Şeyhim Seyyid Taha (k.s.)’nin halifeleri; icazet alırken, irşad ve teveccüh yapmayacaklarını, yalnız bütün mahlukata hizmet edeceklerini söylediler. Şeyhim de bu sözleri kabul etti. 0 halife, insanlara ayrım yapmadan hizmet eder. Umumi toplantılarda hizmetcinin yerinde dururdu. Hizmetle meşhur olduğundan, halk kendisine hizmet ettirmeye cesaret ederdi. Hatta yarım akıllı bir kadın, testisini doldurup çeşmeden getirmesini teklif etti.”
Gavs (k.s.) Hz.’nin bu sohbeti yapmakta gayesi zannederim şuydu. Hizmet şerefli olmakla beraber mürşidin heybet ve vekarının müridin gözünden düşmemesi için o halifenin irşad makamının yanında bulunmaması gerekir.

Minah-124:
Zannediyorum hizmet eden mürşit şeyhinin yanında olduğu zaman genel hizmetin, irşad makamına zarar vermediğini beyan hususunda şöyle buyurdu: “Şeyh Abdullah-ı Herati (k.s.) kendi şeyhi, Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.)’ye hizmet ederdi. Onun hayvanlarına bakar, hamurunu yapıp ekmeğini pişirirdi. Eli hamurda iken Şeyhi (k.s.) çok defa ona gidip halkadakilere teveccüh yapmasını emrederdi. 0 da elinin hamuru ile gidip teveccüh yapardı.”

Minah-125:
Sohbet meclisinde müridanın birbirinin arkasında oturmasını Gavs (k.s.) Hz. tasvip etimezdi.
Böyle yapanları şiddetle men ederdi. Halkanın arkasında oturanı kaldırır: “Ya halkaya gir, ya da buradan uzaklaş” buyururdu. Bir gün bu kaideye uymayan sofiye “bizim size dediğimizi boş söz veya oyuncak mi sanıyorsunuz?” buyurdular.

[21 Süre-1 Kevser, ayeti]
[22 Cenab-ı Hak Peygamber Efendimize (a.s.) irşad makamini ihsan etmiştir. İrşad makamından murad Hz. Peygambere (a.s.)tabi olan müslümanlardır. Ki onlar da Peygamber (a.s.)'in manevi evladlarıdır. Şu halde Cenab-ı Hak (c.c.) zahiri evlad vermeyi ihsan saymamış lakin manevi evlad vermeyi ihsan saymıştır. Bu durum manevi intisabın zahiri intisabdan kuvvetli olduğunun delilidir.]
[24 İnsan kelimesi ünsden gelip hatırlamak manasındadır. Nas ise nisyandan gelip unutmak manasındadır. Dolayısıyla ademoğlunun letaifleri yükselip makamlarına ulaşmamışsa ona nas denir. Insan denilemez. Zira unutkanlığı sebebi ile ilk adını hatırlamamaktadır. Ne zaman ki letaifler yerine ulaşır. Ahd ve misakin hatırlar o zaman insan olur. Bu bilgilere göre minahda geçen hadisi şerifteki menfaat veren için, insanlardan havyırlıdır dersek o zaman arif olmayıp menfaat verenin arif olup menfaat vermeyenden daha hayırlı olması gerekir. Dolayısıyla hadisi şeriften murad menfaat verenin insanlardan değil naslardan hayırlı olmasıdır. Gavs (k.s.)'ın son olarak yalnız arif olan menfaat vermekten boş değildir buyurması arif olmayanın, ariften üstün olamayacağını kuvvetlendirmiştir.]
[25 Feyzu-ül-Kadir, cilt 111, sh. 481; No: 4044]
[26 Salikin başlangıçta halk ile şuuru olup Hak ile şuuru yok denecek kadar azdır. istiğrak makamında halkın şuuru gidip Hakk'ın şuuru gelir. Rücu denilen istiğraktan dönme durumuna gelince Hak ile olan şuuru gitmemekle beraber halk ile olan şuurda gelir. Bilinsinki sülukun başlangıcındaki halk ile olan şuur sülukun başlangıcındaki halk ile olan şuur sülukun sonundaki şuur sureten bir olsa dahi hakikatte bir değildir. Çünki ilk şuur Hak'tan alıkoyar, sonraki şuur ise öyle değildir.]

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız


gelen aramalar
yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 16 Kasım 2012 / 7:51

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

Minah-1:
Gavsi Hizan-i (ks) neseb-i şerifini şöyle açıklardı.” Ben Lütfullah’ın oğluyum, o Abdurrahman’ın oğlu, o Abdullah’ın oğlu, o Muhammed’in oğlu, o Şeyh İbrahim’in oğlu, o Cemalüddin’in oğlu, o Şeyh İbrahim’in oğlu, o Cemalüddin’in oğlu, der burada dururdu. Şeyhi Seyyid Taha (ks)’dan naklederek Molla o Muhammed-i Arvasi adıyla meşhur olan zatın oğludur. ” derdi. Bu söyünü bazen kesin olarak söyler. Bazende kesin gibi görünürdü.

Minah-2 :
Taylasan maddi ve manevi olmak üzere iki türlüdür. Maddi taylasan bellidir. Manevi olan ; Mürid mürşidini başının üstünde örtü şeklinde kabul edip, örtüsünün sarkan ucu ğibi mürşidinin kendi vücuduna sardığını inanarak, ondan feyiz almasıdır.Müridi gayeye eriştirmekte bu yol faydalıdır.

(Taylasan bazı tarikatlarda görüldüğü gibi başa bir örtü atmaktır. Bunun faydası gözün sağa sola dönmeyip, önüne bakmasını sağlayarak, kalbin huzurunu muhafaz etmektir. Burada işaret edilen, husus kalbin huzurunun sağlanmasında, manevi taylasanın daha faydalı olduğudur.)

Minah-3 :
Şeyh Abdulhalık Gucdevani (k.s)’nin sözü olan (….) nazar ber kadem’in manası bazılarının dediği gibi Kaf’ın esre okunmasıyla ” nazarın (yönün) hep Allah’a (c.c) (….) şeklınde değil, belki Kaf’ın üstün okunmasıyla (…..) maksudun ; ” sofinin namazdaki gibi hep ayağının üzerie bakması” olacağını kesinlikle söylerdi.

Minah-4 :
Ubeydullah Ahrar (k.s) H.z’nin bir sofisi şeyhinin affetmeyeceğini zannettiği bir hata işledi. Bundan dolayı sohbet meclisine vaktinde gelmedi. Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’nin huzuruna gidip, ruhuna bir Fatiha ve bir ihlas okuyarak af diledi. Şeyhinin kendisini affetmesi içinde aracılığını istedi. Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’leri sofiyi affetti, aynı zamanda şeyhinede affettirdi. Gavsi Hizan-i (ks) bu hikayeyi anlatırken buyurdu : ” Şah-ı Nakşibendi (k.s) H.z’lerinin makamı sofinin şeyhinden daha büyüktü. Şeyhin makamı büyüdükçe müridlerinin hatası onun gözüne küçük görülür. Tıpkı dünya büyüklerinde olduğu gibi.”

Minah-5 :
”Sofi tavus kuşu gibi olmalıdır. Nasıl ki tavus kuşu ayaklarının siyahlığını görünce vücudunun güzelliğini görmez. Sofi de bu düşünce ve hal üzerinde olmalıdır. Çünkü iyi haline bakmak, ona güvenmek, kibir ve gurura sebeb olur.” der.

” Tavus o kadar güzel renkli olmasına rağmen siyah bacağından dolayı mahçuptur.”

Beytini okuduktan sonra şöyle devam etti.

” Mahlukattaki kemalatın hepsi Allah (c.c)’ın kemalatının bir yansımasıdır. Kişinin kemalatı kendisinden bilmesi boş bir iddia ve büyük bir kusurdur.”

Minah-6 :
”Nefsi gayet kusurlu görüp onu bütün hallerinden dolayı suçlamadıkça, şeriat üzere istikamet sağlanamaz.” sözünün manası sorulduğunda, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için Semnana’nin Nefahat’taki : ” Nefsi kusurlu görmemek onu itham etmemek büyük günahtır.” sözünü naklettikten sonra :

- ” İstikamet ise büyük günahla birleşmez.” cevabını verdi.

Minah-7 :
Peygamber Efendimiz (a.s) buyurmuştur ki :

” Hud suresi beni ihtiyarlattı.” ( Hud suresi. 112. Ayet)

Bu surede, ” Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” buyrulduğu için Peygamber Efendimiz (a.s) böyle buyurdulalar.

Ne zaman ki sure-i Yasin’in başındaki,

” Muhakkak ki sen ( Ey Resülüm tarafımızdan elçi olarak kllarıma) gönderilen peygamberlerdensin doğru bir yol ( islam dini) üzerindesin.” Ayeti nazil oldu. Resğlğllah (a.s)’ın kalbi rahatladı. (Yasin suresi. 4. Ayet)

Minah-8 :
Mürşidimin emri ve zaruret olmasaydı, nefsimdeki ayıbı, kusuru gördüğümden, kabiliyetsizliğimi bildiğimden dolayı tarikat üzere konuşmaya ve irşada cesaret edemezdim.

Şeyhim Seyyid Taha (k.s) bana şöyle buyurmuştu : ”Sen nefsini küfrü kat’i olan kafirden daha aşağı görmezse, yazıklar olsun sana !…”

Bir seferinde de ben şeyhime ” Nefsimin kusurunu gördüğümden ve halkın da bunları bildiğine inandığımda, onların arasına karışmaya hatta onlarla yolda karşılaşmaya utanıyorum.” dediğimde, bana ” hep bu hal üzere ol.” diye söyledi.

Minah-9 :
Gavsi (k.s) şöyle buyurdu :

Hayvanlar, ınsanlara nisbeten anne ve baba terbiyesinde daha az kaldıklarından dolayı akılsızdırlar. İnsanlar ise anne ve baba terbiyesinde çok kaldıklarından dolayı akıllı ve faziletlidirler. Bunun gibi salikin ikinci doğumu olan manevi doğum diye adlandırılan seyr-i süluku erken tamamlayıp müeşidin terbiye memesinden erken kesilenin makamı daha düşük olur.

Kim ki mürşidin terbiye ve himayesinde daha uzun bir müddet kalırsa (sey-i sülukunu geç tamamlarsa) onun makamı ve kemalatı yüksek olup, devamlı istikamet üzerinde olur.

Mürşidin bir nazarıyla kemalata erip icazet alanlar ise, kendileri bu dünyadan gidince izleri silini, hiç bir silsilede de adları geçmez.

Minah-10 :
İnsanın kalbine gelen gayr-i ihtiyari vesveseler, zararsız olsada mürid bunlar için istiğfar etmesi gerekir.

Minah-11 :
Kalbi havatırdan korumak için yapılan rabıta şöyledir. Mürid, mürşidini başının üstünde oturuyor şeklinde düşünür. Çünkü bana açıklandığına göre, şeytanın vücuda girme yeri baş tarafındandır.

Minah-12 :
Gavsi (k.s) namazdan önceki rabıta şöyle olur dedi :

Yalnız; namaza girmeden (iftitah tekbirinden) önce mürid, gafletin gitmesi için mürşidin bie elbise gibi bütün vücudunu kapladığını düşünür.

Diğer vakitlerde mürid mürşidinin her an yanında olduğunu tasavvur ederse çok büyük fayda görür.

Minah-13 :
Seyyid Taha (k.s) rabıtanın ehemmiyetini şöyle belirttiler : ” Zikirsiz rabıta ile Allah (c.c)’a ulaşılır, ama rabıtasız zikir ile Allah (c.c)’a ulaşılmaz.” Bu sözleri Gavsi (k.s) H.z kabul ettiler. Bazen buyururlardı ki : ” Zikir kalbi sultası altına almak şartı ile rabıtasız zikirlede Allah (c.c)’a ulaşmak mümkündür. Lakin nadiren ulaşılır.”

Minah-14 :
Gavsi (k.s) H.z ; Bazı meşayihlerin, müridlerini yalnız rabıtayla terbiye etmelerini görürdü.

Minah-15 :
Gavsi (k.s) H.z ; Müridin mürşidinden rabıta yoluyla aldığı feyzin konuşarak aldiğından daha kuvvetli olduğu kanaatindeydi.

Minah-16 :
Müridin rabıtası tam olursa hayattaki şeyhinin ruhaniyetinden iyi bir şekilde feyiz alır. Rabıtası tam olan müridin, şeyhinin vefatından sonra başka bir şeyhe gitmesine gerek yoktur. Rabıtası tam olmayanın, şeyhi vefat ettiğindebaşka bir şeyhe gitmesi gerekir.

Minah-17 :
Gavsi (k.s) H.z ; Rabıtanın önemini ve gerekliliğini belirtmek için : ”Rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz, rabıtaya devam ediniz !…” buyurur ve rabıtayı çok tavsiye ederdi.

Minah-18 :
Müridin hallerinden ekseriya ilk sorulan rabıtanin husülüdür. (Rabıtanın husülü ; Mürşidin suretinin göz önüne gelmesidir.)

Minah-19 :
Mürid için bid’at ikidir. Şeriattaki bid’at, tarikattaki bid’at. Mürid için tarikattaki bid’at daha tehlikelidir.

Minah-20 :
Mürid tarikatta n iki türlü çıkar. Birincisi büyük günahlarda ısrar, ikincisi ” ben tarikattan çıktım demektir.”

Minah-21 :
Mürşide, tevbe veya tarikat almaya bir kişi geldiği zaman o mürşid kendi nefsi için çok istiğfar etmelidir.

Minah-22 :
Mesh-i suri Peygamber Efendimiz (a..s) hürmetine Ümmet-i Muhammedden kaldırılmıştır. Bütün ümmeti davette (bu tabir Peygamber Efendimizin (a..s) peygamberliğinden kıyamete kadar dünyaya gelecek olan,cin ve insanlara şamildir) bu nimete dahildir.

Mesh-i manevi ise devam etmektedir. Mesh-i manevide kişinin hangi kötü sıfatı galip ise, kalben o sıfatla meşhur olan hayvan suretine döndürülür.

Minah-23 :
Gavsi (k.s) H.z ; Mesh-i manevi üzerinde bir gün yine buyurdular : ” İnsanda Mesh-i manevinin iki belirtisi vardır. Birincisi,kişiye vaz-ü nasihatın tesir etmemesi, ikincisi günahından pişmanlık duymamasıdır.”

Minah-24 :
Gavs (k.s) H.z buyurdu : ” Dünya sevgisi ve aşkıyla ölen kişiler, ehli iman olmalarına rağmen sırtı kıbleye çevrilmiş olarak (keşif yoluyla) görülüyor.”

Minah-25 :
Zalim kişiler ve siyaset adamları ile ilişkinin kaidesini şöyle açıklardı : ” Onları kendi ahlakına çekeceksen beraber ol. Eğer onlar seni kendi ahlakına çevirecekse beraber olma.”

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 16 Kasım 2012 / 7:36

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız

Minah-176:
Zahiri ulemanın bu taifeyi inkari, onlardan faydalanmayı giderir. Onları kedere mübtela eder. Zelillik ve fakirliğine sebep olur. Allah (c.c.)’in dilediği zamana kadar, onların nesline de bu hal sirayet eder.Buna örnek olarak naklettiler ki; çeşitli zahiri ilimlerde asrının otoritesi olarak kabul edilen bir kişi o günün tutulan çeşitli ilim dalları ile ilgili bir çok kitap yazmıştı. Adam, Şeyh Mevlana Halid (k.s.) hazretlerinin inkarcıları arasındaydı. Bu yüzden kitaplarından faydalanılmadı, daha doğrusu onları inceleyen bile çıkmadı. Ayrıca yöresinin en güzel yüzlü kimselerinden biri olduğu halde ömrünün sonlarına doğru yüzünde bir cilt hastalığı belirdi. Üstelik bu hastalık kendisinden sonra çocuklarına da geçti.

Yine akrabalarımızdan bir adam vardı. Adam o günün büyüklerinden biri olan Şeyh İsmail Tillavi (k.s.) münkiri idi. Bu yüzden ne kendisinin ve ne de şu ana kadar soyundan gelenlerin başından bela ve musibet eksik olmadı. Oysa günümüzdeki soyu üçüncü veya dördüncü göbeğe ulaşmıştır.

Minah-177:
Cizre’de bulunuyordum. Rüyamda Şirvan’ın o zamanki meşhur alimlerinden birisini gördüm. 0 alim Şeyh Memduh-u Tillovi (k.s.)’nin münkiri idi. Rüyamda o şahsın gözlerinin gittiğini gördüm. Kısa bir zaman sonrada onun ölüm haberi geldi.

Minah-178:
Sebebi açık olmayan bazı vakıalar suret itibari ile şeriata ters görülebilir. Bu gibi vakialàrı inkar etmeninde gerçek inkarlardan sayıldığına işaret eden Gavs (k.s.) Şeyhi Seyyid Taha (k.s.)’nın zamanında vuku bulan bir hadiseyi dile getirdi:
“Seyyid Taha (k.s.) Ruslarla savaş zamanında kalabalık bir gönüllü topluluğuyla cepheye gitmek için yola çekti. Van yakınlarına geldiği zaman kendisine keşfen savaşın neticesinin barış anlaşmasıyla biteceği bildirildi. Bu manevi halden sonra Seyyid Taha (k.s.) geri döndü. Savaşın neticesi keşfettiği gibi bitti. Ama onun dönme emrine bir kısım insanlar karşı çıkıp münkiri oldular.

Minah-179:
“Ehlullahın münkirleri, gerçek veli olanlarla olmayanları birbirinden ayırır. Münkirler vasıtasıyla kemalatları kuvveden fiile çıkarak, sadıkları belli olur.” diyen Gavs (k.s.) şu kıssayı naklettiler: “Cüneyd-i Bağdadi (k.s.) devrinde münkirler bir grup veliyi Halifeye şikayet ettiler. Şikayet sonunda bu veliler, idama mahkum oldu. Bunların cezalarının infazı sırasında bu sadıkların her biri arkadaşlarını kendi nefislerine tercih ederek, kendi boynunu önce vurulması için cellata uzattı.
Eğer ki münkirlerin, inkar ve şikayeti olmasaydi, o kemalat (arkadaşim kendi nefsine tercih) zahir olmazdı.

Minah-180:
Münkirin zahir kemalatına itibar yoktur. Ehlullahın hizmetinde büyüklük taslayan münkirler sebebiyle geciktiklerini bildiren zayıf müridlerin özürü makbul sayılmaz.

Büyüklük taslayan mütekebbirlerin meth etmesi ve büyütmesine o zaylfların men edenlerin korkutmasından ve aldatmasından dolayı evinde oturup, ziyarete gelmeyenlerin iştiyakı kendilerine hiç bir fayda vermez. Belki onlar bu hareketiyle Allah (c.c.)’ın
“imandan yüz çeviren, (malından) pek az verip onu da kesen.”[31] ayetiyle vasfettiği kişi gibidir. Halka şefkat için münkirlerin başının gıybetinin cevazına ima vardır.

Beytullah-ı Ekber diye vasıflandırılan meşayihi ziyaret edenlerde hacılar gibi üç kısımdır. Bunlardan birincisi, meşayihi Allah için ziyaret edenler. Bunlar fena makamına varıncaya kadar hiç bir yerde durmazlar.

İkincisi; teberrüken, bereketlenmek ve zahiren bir şey almak için gidendir. Bunların nefsi tamamen gitmese dahi, onlarda meşayihden fayda görürler.

Üçüncüsü; meşayihleri imtihan için, bir keramet görmek, dünyevi maksatlarına (şan, şöhret) nail olmak için giderler, mahrum dönerler. İlkin gizledikleri kusur ve ayıblar ortaya çıkar.

Bütün bunların anlatılmasına sebeb şudur:
Bir fakir; Bitlis alimlerine, fırsatı ganimet bilerek, yüce kapıya gelmekte acele etmelerini bildiren, onların yüce kapı hakkında şüphe ve itirazlarını gideren bir mektupla birlikte elçi gönderir. Elçi dönüşte şunları anlatır: “Mektup Bitlis alimlerinin pek çoğuna tesir etti. Gelmek için hazırlandılar. Durum bu halde iken münkirlerin en şiddetlisi olup, Şeyh-ül Ekber Muhiddin Arabi (k.s)’nin kitaplarını mütala edip anlamamış bulunan, yoldan sapma ve itikad bozukluğu ile bilinen hacdan yeni dönmüş olan belde müftüsüne Gavs (k.s)’a gitmek için müracaat ettiklerinde, büyük münkir olan müftünün işaretiyle gelmekten vazgeçtiler.

Bundan bir kaç gün sonra Gavs (k.s.) yüksek meclisde buyurdu ki: “Velid bin Muğire’nin Kur’an-ı Azimi dinleyip O’nun tesiriyle islama döneceği zaman Ebu Cehil’e sordu. Ebu Cehil ona sen Kureyş’in reyhanısın deyip bir takim vesveseler vererek onu aldatır. Dolayısıyla Velid Bin Muğire Ebu Cehil yüzünden ebedi sadetten mahrum kaldı.” Bu kıssadan sonra şu ayeti okudu:
“Çok yemin eden değersize itaat etme.”[32]

Gavs (k.s.) sohbete devamla buyurdu:, “İbrahim (a.s.) hac için insanları çağırmakla emr olununca, ilk defa onun, sonra Cenab-ı Hakk’ın, sonra şeytanın çağırdığı rivayet olunur. Bu üç sesten birisi kendisine ulaşan muhakkak hacca gider. İbrahim (a.s.)’ın çağrısını işiterek hacca giden, tavafını yapar, faydasını görür evine döner. Allah (c.c.)’ın nidasıyla giden dönmez. Orada vefat eder. Şeytanın nidası ile hacca giden kötü hal ve akıbetle döner.

İtimat ettiğim bir kişiden şöyle işittim. Hac kalbin zamirini, ortaya çıkaran ve gizli halleri ifşa eden, mihenk taşıdır.”
Sonra arkadaşlarından bazısı Gavs (k.s.)”ı haddini tecavüz edenin helaki için tahrik ettiler.

Münkirlerin olmasının faydasın bildiren Gavs (k.s.) sohbetinin sonunda buyurdu: “Her bir Muhammed için bir Ebu Cehil gerekir.” Bu sözle sohbet sona erdi. Müridler evlerine dağılırken o beldenin alimlerinin bir kaçından özür mektubu geldi. Bu mektupta alimler; sadata karşı ihlaslarının bozulmadığını inkardan kaçındıklarını belirtiyorlar. Yüksek kapının acizleri arasına girmelerine sadece adı geçen müftünün mani olduğunu yazıyorlardı.
Müridler yakinen anladılarki Gavs (k.s.)’ın bu minhadaki konuşması gelen özür mektubunun doğru olmadığını beyan içindi. Bu sözlerde diğer kudsi kelimeleri gibi feraset nurundan kaynaklanıyordu.

Yemin ederim ki bütün kelam öyle idi. Makamının karşısında, denizden bir damla, topraktan bir zerre mesabesindeki böyle ferasetleriyle, bu topladığımız minhalardan onu tanıtmaktan biz şiddetle kaçındık.

Minah-181:
Velayet makamı üzerinde tahakkuk eden, ne yaparsa yapsın inkar edilmemesi gerekir. Gerçekte onlardan münker şekilde sadır olan, marufa döneceği, fakat imtihan dünyasında umumun imtihanı için bazen (iyiliğe) dönüşün gizli olduğunu işaret etti.

Gavs (k.s.) gizli olan (münkerin marufa) dönüşünün külli şekillerden bir kısmının başka şekillere (yönelecek halde), tereddütlü olan zihinleri yaklaştırrnak ve hatta hiç bir sebep olmadan mutlak tasdiki taleb etmek için tenbih etti. Bu şekilleri açıklarken, öyle hayret verici bir şekilde açıkladı ki, zannederim ondan evvel hiç kimse, böyle toplu olarak açıklamamamıştır.
Gavs (k.s.); ucuba (ameline güvenme) sebep olan, huzuru kaçıran ,çeşit çeşit kötülükleri celbeden, şöhret afetinin def’i için o münkerin sadır olmasının o şekillerden olduğunu ima etti. Bu şekilleri açıklarken zikretti ki; “evliyanin bir kısmı “Kalenderiye” diye adlandırılırlar. Bunlar sakal, bıyık ve kaşlarını kendilerini gizlemek için keserler.

Hatta velilerden birisi bir toplum içinde üzerine sıçratacak şekilde ağaca bevl etmiştir. Sekr halinde bulunmak da o şekillerdendir.
Nasıl ki, içkiden olan sarhoşluk bazı hükümleri değiştirir[33] de. manevi sarhoşluğun değiştirmemesi imkansızdır.

İbrahim-i Meczub ile Aliy-i Şirazi (k.s.) kıssaları meşhurdur. Aliy-i Şirazi (k.s.) iki dilenciden ekmek kırıklarıyla dolu iki dağarcık gaspedip, içlerindekini yediği hususu vardır. Veliler bir münkeri yaparken, (ruhani) misal alemine bakıp şehadet (dünya) alemine karşı gözleri kapalı olması bu şekillerdendir.

Onlar insanları, bulunduğu andaki çirkin ve fazla bulunan kötü sıfatın sureti üzerinde görürler. Bazen orada (misal aleminde), kadın şekilleri üzerinde görürler ve hayvanlardan diğer bir şeklin nev’inde görürler. 0 suretlerin icabına göre onlara muamele ederler.

Veliye bir kadın vardı, halk arasında yüzü ve başı açık gezerdi. Kamil bir insan görünce hemen örtünüp “bu erkektir” derdi.

Hallac-ı Mansur’un oğlu Hüseyin ve kızını ilgilendiren kıssa meşhurdur: Hallac’ın kızının yüzünün yarısını örtüp yarısını açmasının sebebi sorulduğu zaman derdi ki: “Ben yarım erkek görüyorum o da benim kardeşimdir.”
0 şekillerden birisi de, şerrin en büyüğünü, şerrin en hafifiyle def’etmektir.
Gavs (k.s.) buyurdu ki: “Şibli (k.s.)’nin oğlu, vefat edince o da sakalını traş etti. Sebebi ondan sorulunca, dedi ki; Cenab-ı Hak kime hayır dua etsem geri çevirmeyeceğine bana söz vermiştir. Halk benim taziyeme gelir diye korktum. Eğer hepsine dua etsem hakkında şakilik (mutlak olarak) yazılmış olan üzerinde kadere karşı çıkacaktım, yok eğer aralarında ayırım yapsaydım veya hepsini duasız bıraksaydım, onların kalbi kırılacaktı, veya benim aleyhimde konuşmak ve benzeri fesatlara sebep olacaktı.

Bu da o şekillerdendir; o münkerin üzerine bağlı olan büyük bir maslahatın celbi için yaptıkları şeyleri anlatmak için Gavs (k.s.) şu kıssayı nakletti; “bir şeyhe ramazanda misafir geldi. Şeyh, sonradan onun kendisine uyacağı umuduyla, ona uyarak orucunu açıp, onunla yemek yedi. Müridler bundan nefret ederek dışarı çıktılar. Yemekten sonra şeyh, belindeki tesbihi keserek “yemek yemekte benim sana muvafakat ettiğim gibi, sen de belindeki papaz kuşağını (Zünnar) kesmekle bana uy” dedi. Misafir itiraf ederek müslüman oldu. Sonra şeyh müridlere dedi ki; “eğer ben ona refakat etmeseydim, o da bana uymazdı.

Bu kıssadan sonra Gavs (k.s.) buyurdu ki; “İrfan sahibinden şer gelmez. Evlîyalar, günahtan masum olmadıkları halde, günahlar onlara zarar vermekten mahfuzdurlar, şayet günah işlemiş olsalar da onunla doğruluktan sapıklığa meyl etmezler.”

Minah-182:
Sanırım ki, Gavs (k.s.), şeyhin bildiği yolların en açığını müride gösterilmesi gerektiğine işaret ederek, ölümden sonra terakkinin vaki olduğunu ima yolunda şöyle buyurdu: “Eğer Şeyh Abdülhalik Gucdevani (k.s.) Şah-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin kendi ruhaniyetinden almış olduğuna, bu nakşi tarikatında sağ iken vakıf olsaydı, hayatında ifşa edip, müridleri onunla terbiye ederdi.

Minah-183:
Bir tarikatın kamil halifeleri, ancak, o tarikatı arttırmakla emrolundukları zaman, tamamlayıcı ilaveler yapabilirler. Bu ilaveler hususunda, halifelerin yedi sefere kadar istihare etmeleri lazımdır.

Minah-184:
Sanırım, Gavs (k.s.) sonraki meşayihin arasında maruf olan teveccühün tarikatta bid’at olduğu, eski meşayih zamanında olmadığı, yolunda halkın kalbindeki şüpheyi gidermek için işaret etti.
Bununla, önceki şeyhler zamanında bilinen teveccühün hakikatini değiştirmeyecek şekilde tasarrufun zarar vermediğini, adların değişmesine itibar olmadığım remzederek Gavs (k.s.) buyurdu ki; “Teveccüh eskiler arasında maruf olan iltifat nazarının bir çeşididir. Daha önceki şeyhler bu nazarı teker teker karşılarına alarak yaparlardı. Bunun için bir cemaat toplamazlardı. Bu gün yapılan teveccühü umumi bir nazar olarak kabul etmek gerekir.”
Bu mübarek sözlerden sonra, sanırım Gavs (k.s.), şimdiki teveccüh şeklinin ortaya çıkmasının teveccühün hakikatını değiştirmeyeceğini belirtti. Bu şekilde teveccüh yapmanın kendine emrolunduğuna işaret ederek. “Bu şekilde teveccüh yaptırmam için kuvvetli bir şekilde emrolundum” sözüyle Sadat-ı Kiramın buna, çok ihtimam gösterdiğini ifade ettiler. Teveccüh üzerine sohbetlerine devam ederek buyudular ki; “Teveccüh müridin zulmetinin, şeyhin akıttığı nur sebebiyle boşaltılmasıdır. Çoğu zaman mürid kendisinde vuku bulan hali hissetmez. Avam hakkında teveccüh sohbetten daha faydalıdır, onların hayatın teveccühle def edilir. Hatta bizim meşrebimize uyan havvas içinde teveccüh daha iyidir. Eskiden Maruf olan havvas içinde teveccüh daha iyidir. Eskiden maruf olan nazar hakkında sadatın söyledikleri teveccüh içinde aynıdır. İkiside birdir.

Minah-185:
Şah-ı Nakşibend (k.s.):
“Masivaya bağlanmak bu yolun yolcuları için büyük bir hicabdır.” buyurmuştur. Allah (c.c.)’den başkasına kalbi bağlamak salihi Hakka ulaşmaktan alıkoyan büyük bir perdedir. Gavs (k.s.) lafzını okumayıp kelimesini kelimesine izafe ederdi ki o zaman manası şöyle olur:
Bu yolun yolcusundan başkasına kalbi bağlamak büyük hicab olur. Gavs (k.s.) bu beyitte irşad makamına işaret olduğunu, mürşidin ise salikin terbiye ve talimiyle meşgul olması gerektiğinden dolay, mürşidin salike bağlılığının hicab olmadığım buyururdu.

Minah-186:
Abdullah Dehlevi (k.s) bazi müridleri medh-ü sena ile karşılardı. Mevlana Halid-i Bağdadi (k.s.) onun yanına her girişinde “Nur kubbesi geldi.” diye taltif ederdi.

Şeyhim Seyyid Taha (k.s.) müridleri böyle karşılamaz, bilakis dilediği kişiyi, gıyabında yüce haliyle anlatırdı.
Gavs (k.s.)’de açık övgüde şeyhine tabi idi. Fakat bazılarını da işaretle medhederdi.

Minah-187:
Gavs (k.s.) çoğu zaman yüce meclislerinde, kendi devirlerinde yaşayan, veyahut önceden yaşamış olan ve velayetleri hakkında ihtilaf edilmiş veya kapalı kalmış kişilerin kemalat ve faziletlerini müridanına anlatırlardı.
Biz (Halid-i Öleki (k.s.)) zannediyoruz ki; Gavs (k.s.) bu haliyle, halka hem şetkatini gösteriyor, hem de velilikleri ihtilaf mevzuu veya kapalı kalsa da, böyle zatların aleyhinde konuşmaktan men ediyordu. Hatta müridlerinden birinin Şeyh Memduh-u Tillovi (k.s.) hakkında ihlası zayıf idi. Gavs (k.s.) bu müridinin de hazır olduğu bir mecliste, şeyhin kemalatından ve velayetinden kıssalar zikretti. Bu kıssaları müridin ihlası şeyh hakkında tam oluncaya kadar devam etti.

Minah-188:
Hayırlı bir işte dahi olsa, müridin, şeyhine muhalefet etmekten kaçınmasının lazım oludgunu belirten Gavs (k.s.), şeyhi Seyyid Taha (k.s)’nin “Ben şeyhim olan Mevlana Halid’e (k.s.) hiçbir şeyde muhalefet etmedim, yalnız müridler yanında olduğu müddetçe devamlı yemek vermekle şeyhime muhalafet ettim. Çünkü şeyhim, üç günlük misafir müddetince yemek verirdi (Şeyhin adeti olduğundan dolay). Ben bu muhalefetten gerçekten korkuyorum.”.dediğini naklederdi.

Minah-189:
Sanırım ki Gavs (k.s.), müride, şeyhinin emirinin bir seferlik veya bir müddetlik olduğuna kanaat etmeyip, mümkün olduğu müddetçe emrin devamlılığına yorumlamasina işaret ederek buyurdu ki; “İki şeyden başka 5eyhii-nin emrine muhalefet etmedim. Bunlardan birisi; şalvar giymemi emretmesine rağmen, buna devam etmedim.

Minah-190:
Müridin, şeyhine islami hüküm ve günlük işlerinde ne kadar mütabaatı fazla ise o kadar fazla tesir gördüğünü dile getirmek için, Gavs (k.s.), Şeyhi Seyyid Taha (k.s.)’den naklederek: “Bu tarikatin te’siri hanefilerde daha çabuktur” der ve “Bu tarikatin meşayihi şeyhim Mevlana Halid (k.s.)’e gelene kadar Hanefi mezhebinde idiler” diye delil gösterirdi.

Minah-191:
Son devir meşayihinin tarikat hakkında eskiler gibi konuşmadıklarmı belirten Gavs (k.s.) bunun sebebini şöyle açıklardı. Her san’atın kurucusu ve ondan sonrakiler, ancak (sanat hakkında) eksik tamamlanıncaya kadar konuşurlar, tamam olunca da artık fikir beyan etmeğe lüzüm görmezlerdi. Sanatın tamam oluşu onun eksiğinin olmayıp, sağlamlığına delil olduğunu belirterek, buyurdu ki:
-”Sadatlar hepsini konuştu, tarikattan konuşacak hiçbir eksik bırakmadılar.”

Minah-192:
Her amelin hususi bir eseri vardır. Amel, eser vasıtasıyla simada zahir olur. Ariflerin kamilleri insanların simasından amellerini tanır.
Cemaat arasında olsa dahi, şeyh müride bir şey sorduğunda, riyadan korkmayıp, doğru söylemesi vaciptir. Yalan konuşulduğu zaman, şeyh, müride “sen yalan söylüyorsun” diyebilir.

Gavs (k.s.)’ın huzurunda yukarıda anlatılan hususları taşıyan bir olay meydana geldi. Meşru bir sebepden dolayı, birkaç sene ziyarete gelemeyen bir müride sordu: “Sen burada bulunmadığın müddetçe rabıtan nasıldı?” Mürid cevaben: “Ben rabıta yapmıyordum” dedi. Gavs (k.s.) “yalan söylüyorsun, çünki gerçekte senin siman rabıta simasıdır? buyurdu.

Minah-193:
Allah (c.c.) şeyhe (müride tasarruf etmesi için) bazı kemalat verir. Böylece mürid, şeyhin terakkisine sebep olur.
Yakub-u Çerhi (k.s.) menkıbelerinde, “Şah-ı Nakşibend’in (k.s.) müridi Ubeydullah-ı Ahrar (k.s.) şeyhi” denmesinin sebebi odur. Eğer Yakub-u Çerhi’nin (k.s.), Hace Ubeydullah’a (k.s) Şeyhliği, bazı kemalatını artırmasaydı, menkıbede Hace’nin zikrine sebeb kalmazdı.
Bir fakir sordu: “Müride tasarruf etmesi için verilen bu kemalat geçici ve ödünç bir şey mi, yoksa şeyhin mülkümü olur? Cevaben buyurdu: “Şeyhe mülk olur.”

Minah-194:
Seyyid Taha (k.s.)’nin bir müridi ona, beşeri (mecazi) aşkından şikayet etti, bunun üzerine şeyhim ona şunu tevsiye etti: “Şeyhini hayalen göğsünde bil. Bu şekilde rabıta mecazi aşkı siler.”

Minah-195:
Salik bazen, yalnız beşeri aşk ile Allah’a (c.c.) ulaşır. Aşk-ı mecazi kendisine müptela olan kişi tutulduğu aşkın etkisiyle, yanarak, dünya muhabbetini terk eder. Artık, dünya muhabbeti, bir daha ona dönmez.

Minah-196:
Gavs (k.s.) bir gün bazı büyüklerden naklederek “gerçekte mecaz, hakikatın köprüsüdür” buyurdu. Bir fakir “köprünün iktiza ettiği gibi onda durmayıp, üzerinden geçmekle emrettiler” dedi.
Gavs (k.s.); “evet, lakin onlar, kendilerinden istifade edilmesinde müsavi değildirler” diye söyledi.
Halid-i Öleki (k.s.) diyor ki, “bu minhayı ben hakkıyla anlamadım.”

Minah-197:
Seyyid Kasım-i Tebrizi (k.s) bu silsilenin şeyhlerinden değildir, ama Hace Ahrar (k.s.) ve ,ondan sonraki nakşi silsilesine sevapta ortaktır.

Minah-198:
Seyyid Taha (k.s.)’nın halifelerinden birisi, müridlere “zikrinizi rabıtaya tesilim ediniz” derdi. Ama Gavs (k.s.) mümkünse rabıta ile zikri beraber yapınız” derdi, yani vird anında devamlı rabıtalı olunuz.[34]

Minah-199:
İrşad izni verilmeyen, istiğrak halinde yaşayan sofilerin bir çoğu, dönmüş ve irşad izni verilmiş sofilerden daha kamildir.

Minah-200:
Hilafet vermenin üç mertebesi vardır. Birincisi, en yüksek dereceli kabul edilen işaretle verilen hilafettir. İkincisi sözle verilen hilafet, bu orta olanıdır. Üçüncüsü yazıyla verilen hilafettir. Bu halifelik vermenin en alt dercesidir.

[31 Necm suresi, 34. ayet]
[32 Kalem suresi, 10. ayet]
[33 İçki olduğunu bilmeden, veya başkası tarafindan zorlanarak, içki içip sarhoş olan kişi Şafii ve hanefi mezheplerine göre mükellef değildir. Bak. Mugnul-muhtac 3/279 Beyrut baskisi 1352 Hicri ibn-i Abidin Durrül Muhtar 2/423 Mısır baskısı 1323 Hicri]

Minah – Seyyid Sıbgatıllah – il Arvasi (k.s.a.)

islami Sohbet Odasına Girmek İçin TıkLayınız


gelen aramalar
yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 16 Nisan 2012 / 15:57

SOFİ SOHBET-MENZİL SOHBET-BİLVANİS-SEYDA HAZRETLERİ

yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 11 Nisan 2012 / 14:37

Vitamin, mineral ve protein miktarı diğer sütlerden fazla olan manda sütünün günde bir bardak içildiğinde vücudun bütün besin ihtiyacını karşıladığı bildirildi.
(AKÜ) Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Şebnem Pamuk, sütün çocuklar ve yaşlılar için son derece besleyici bir gıda olduğunu belirtti.
Manda sütünün, diğer sütlerden belirli bir üstünlüğünün olduğunu dile getiren Pamuk, manda sütünün yaklaşık yüzde 6 civarında yağa sahip olduğu için yağda eriyen vitaminler açısından çok zengin olduğunu söyledi.

yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 10 Nisan 2012 / 22:28

Melek otunun oldukça çok alt türü mevcuttur fakat bunların sadece üç türü kullanılırsa da en kaliteli ve yaygın olarak kullanılan Şifalı melek otudur.

yazarYazar: HUZURA_DOGRU | tarihTarih: 10 Nisan 2012 / 22:23

İnsanların büyük bir çoğunluğu, din ahlakını yaşamanın hayatlarını zorlaştıracağını, onlara birtakım ağır sorumluluklar yükleyeceğini zannederler. Bu, şeytanın dinden saptırmak için insanlara verdiği bir vesvese ve büyük bir yanılgıdır. Önceki konularda da değinildiği gibi, din ahlakı kolaylıktır. Allah, iman eden insanlara zorlukların ardından kolaylık dilediğini bildirir. Ayrıca tevekkül ve kadere iman gibi dinin temel konuları, insanın üzerindeki tüm ağırlıkları, zorlukları, sıkıntı ve hüzün veren tüm olayları kaldırır. Din ahlakını yaşayan bir insan için sıkıntılı, hüzün veya ümitsizlik veren hiçbir konu kalmaz. Allah, birçok ayetinde Kendisi’ne uyanları ve dinine yardım edenleri yardımıyla destekleyeceğini ve onları hem dünyada hem de ahirette güzel bir hayatla yaşatacağını vaat eder. Vaadinden asla dönmeyen Rabbimiz’in bu konu hakkındaki sözleri şöyledir:

Toplam 15 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.12345...10...Son »